Koca Şair, kabul edip vakit ayırdı bana; büyük üstat Vergilius’un destanında Aeneas’ı dillendirdiği, Dante’nin de tekrarladığı gibi karanlık ormanda, ilahi buluşma için kalbin kelimeleriyle seslendiğim ben de bir sabah vakti yüce makamlara.

Halis niyet kanatlanıp aşınca menzili, kadim şiirin tekrarladığım kelimeleri öte alemde kulağına ulaşmış olmalı ki, ilham ile yüz geri çevirmedi fakiri, şüphesiz en çok kalemin mürekkebinin damladığı göl olan “Gentile Cuore/Hassas Kalbin” hatırına.

Hz. Yusuf’un arkadan yırtılan gömleğinin, iplik iplik bilmesi kadar sardığı gövdenin hakikatini, yolculuğunun tüm sefahatini iç cebinde taşıdığı ve göz yaşlarını sildiği bir mendil misali bildiğimden ve ben kumaştan değil ruhtan mürekkep olduğumdan; olumlu cevap alınca Limbus’ta[1] o imandan yana bahtsız ama akıldan yana şerefli kalabalığın söyleştiği ateşin başında veya Araf’ta bir basamakta oturmak geldi hemen aklıma. Şükür ki büyük heyecanıma rağmen hayır dualardan sebep akıl kemendini sıkabildi elim bu sayede ne düşündüğümü belli etmeden sustu dilim. Boşlukta salınan gölgelerden müteşekkil bilgeler meclisine araya kelime perdesi gerilmeden fani bedenimle girmeye biliyordum ki lâyık değildim. Dillenip kabul olmuş olsaydı şayet bu dileğim o şahsiyetlerin cezbesi belimi büker en baştan dağılır dikkatim ve kesilirdi ince sesim. Hem zaten böyle bir giriş edebiyatın geleneklerine de uygun düşmezdi, canı teninde bir hatun kişinin geçmesi öte dünyaya henüz görülmüş bir iş değildi. Vazgeçtim.

Acaba Ravenna’da mezarı başında mı otursak diye düşündüm Dante ile fakat bir kişiyi kendi mezarı başına davet etmeyi de nezaketsizlik addettim. Sonunda bizi yine Beatrice buluştursun istedim, güzel gözlerin sahibi 2 Haziran 1290 yılında elim bir hastalık ile henüz 25 yaşındayken sırra kadem basmıştı. Floransa’da.

Dante’nin yaşadığı evin oldukça yakında bulunan, bugün artık isminden çok Dante’nin ve Beatrice’nin Kilisesi diye anılan küçük ve zarif bir şapel olan Santa Margarita de Cerchi’de yatıyor veya en azından öyle olduğuna inanılıyordu Noel günü 24 Aralık’da buluşma saatimiz olan üçten önce (bilhassa tarih ve saat konusunda titizlik gösterdim, üç sayısının onun tarafından dahiyane kullanımına bizzat şahittim) [1] şapelin tek basamaklı mütevazı ahşap kapısından içeri girdim, etrafa bakındım.

Dante ile Beatrice, Carl Wilhelm Friederich Oesterly

Çarpıcı bir sadeliği vardı, adının anlamı “kutsallık bahşeden” demek olan Beatrice’nin yattığı yere doğru yürüdüm, beyaz bir sunağın altında duvarda yer alan mezar taşını küçük bir kandil aydınlatıyor taş örtünün üzerinde Tiziano [2] kırmızısı bir gül duruyordu ve kenarında mumlar… Onu ilk gördüğü hali gözümde canlandırmaya çalıştım. Yeni Hayat eserinde yazdığına göre üzerinde kırmızı bir elbisesi vardı. Zihnimde bakirenin insana galebe çalan masumiyetine dalıp gitmişken, “Ecce deus fortior me, qui veniens dominabitur mihi / İşte o ilah kudreti benden âlâ, bendesine hükmetmeye geliyor zirâ ”[3]  diyen fısıltıyı duydum. Hürmetle hemen ona doğru döndüm başımı eğerek yakıştığı gibi kendisini selamladım: “Salve Summo Poeta Dante Alegierii/Selam ey Şairlerin Şahı Alighierilerden Dante”.    Gülümseyerek mukabele etti: “Bice’yi[4] yaz mevsimin gelişini kutladığımız 1 Mayıs şenliğinde ilk kez gördüğümde bu cümle dökülmüştü dudaklarımdan” dedi.

“Gözlerinin rengi ve ah o kırmızı elbisesi, aşkın insana delice hükmetmesinden ve yoldan çıkarmasından korkulurken onunla kaybettiğim doğru yolu buldum ben.”

Kendisine hitap ettim: “İnsanlar Beatrice’nin burada gömülü olduğuna inanıyor tabii eğer eşinin aile mezarlığında değilse veya çoktan yakılmadıysa bedeni…”. Gülümsedi: “Beatrice benim kalbime gömülüdür, hala bensiz anılmıyor ve anılmayacaktır ismi” dedi.

Ahşap bir koltuğa yan yana oturduk, konuşmaya başladım: “Ben Sizin Toskana lehçesiyle kaleme aldığınız başyapıtınızı Türkçeleştirdim, ölümünüzün 700. yılında eserleriniz dünyanın dört bir tarafında yeniden idrak edilirken benim çevirim de yayımlandı ve şimdi işte bu sebeple bana sizinle yüz yüze görüşmek fırsatı tanındı. Kelimelerim müphem bilgilerin içinden geçerek sorulara dönüşecek. Umarım merakımın altında yatan ve okuduğum günden beri şiirinize duyduğum hayranlığı ifade etmeye yetecek.

Ortaokulda tanıştım Komedya’nızla ve anlamaya çalıştım o zamanki İtalyancamla. O yaşta boyumu aşmıştı pek çok anlatı ama zaman geçip Latince ve antik çağ bilgisiyle tanışınca genişledi idrakim de. Söylemem gerek ki hiçbir zaman orijinal dilini öğrenmeseydim ve bilinmez bir dilin kelimeleri gibi dinleseydim de, etkilerdi beni bu en uzun şiirinizin müziği. Nasıl desem, biteviye akan berrak bir su gibi bende bıraktığı iz. Eksiği fazlası olmayan yormayan, yorulmayan bir melodi sanki. Anlam denizine dalınca müzik, hitabet ve gramer sanatı birleşmiş birbiriyle. Sözcüklerinizi Musalar / esin perileri cümleleri ahenkle bağlamış, rimalar hiç bozmadan 11 heceli dizelerden 33 heceli mimarisiyle şiiri Katedral gibi ayağa kaldırmış.[5] Gördüğünüz üzere şöhretiniz hala yürümekte yeryüzünde, dağılıp gitmedi bir deniz köpüğü misali veya kapılmadı vefasızlık rüzgârının tesirine. Fakat adı artık Antikçağ’da kullanılan şekliyle tercih ettiğiniz “Commedia / Komedya” değil adı sadece, İtalya’nın bir başka övüncü olan Bocaccio “Divina / İlahi” sıfatını uygun gördü eserinize. Sizinle ilgili birçok bilgiyi bir özen ve hayranlıkla yücelttiği hayat hikayenizi kaleme alarak ulaştırdı bize. Şimdi biraz hayatınızın detaylarına girerek ailenizden bahsedelim. Kadınların kaybı ile şekillenen bir yaşam var sanki önümüzde, enteresan ama babanızdan ve onun ölümünden hiç bahsetmiyorsunuz eserlerinizde, sonradan aile hakkında bulunan evraklardan belli noter babanızın şeffaf olmayan bazı işleri.”

“Evet, saygın ama geniş imkanları olmayan bir ailem vardı. Soyadı olmayan kalabalık nüfuslu şehirde bir soyadına sahip olmak demek elbette Ubertiler[6] gibi olmasa da soya ilişkin bir imtiyaz sayılırdı.  Çok küçük yaşta kaybettim annem Mona Bella’yı, akabinde babam tekrar evlendi fakat uzun yaşamadı. Ailenin yaşayan en büyük çocuğu benim ve benden sonra ikinci hanımından olan kardeşlerim. Babam ve amcalarım tefecilik eden sarraflardı. Floransa’nın bir bankacılık ve ticaret merkezi olduğu günlerde benim parayla para kazanmak yerine gayrimenkul almam ve kira gelirleriyle geçim tutmam garip gelmesin size, tefeciliği yerdim birçok yerde. Siyasi çekişmelerin iklimine doğdum. Edebiyata şiire hep ilgi duydum. Erken yaşta tüm ailenin sorumluluğunu üstlendim. Belki tanınmış soylu bir aile değildim ama soyluluğun babadan oğula geçmediğini ve Tanrısal bir tohum gibi tek tek seçkin insanlara bahşedildiğini bildim.[7] “Nobile” kavramını belleğin gücüne dahil ettim. Kendi toplumumda meşhur şair, entelektüel ve siyasetçilerle birlikte oldum.”

Sustu istersen Arno’ya doğru biraz yürüyelim dedi, O önde ben arkada kilisenin kapısından çıktık dar sokakları geçip Roma Caddesinden “Ponte Vecchio / Eski Köprü”ye doğru yavaş yavaş gitmeye başladık. “incipit vita nova/ başladı yeni hayat” ve sonrasında hiç eksilmedi aşk, kendimden çıkıp Tanrı’ya varmak için onu bir enstrüman gibi kullandım. Üzerine ihtisas yaptım, kitaplarımda yazanları örtülü kelimelerin altına nüfuz ederek okuduysan Latince hakimiyetimden, Felsefe bilgimden ve hakikatten pay sahibi olduğumdan haberdarsın demektir. Şiirde zarif Provence geleneğinden yürüdük arkadaşlarımla mesela Guido Cavalcanti ve Cino da Pistoia, Dolce Stil Nuovo ile derinleşti küçük camiamızda dostluk duygusu ve Stil Nuovo böylece doğmuş oldu.[8] Sorular hücum ettiği gözlerimi görünce sustu “Avanti/Buyur” diyerek konuşmam için cesaretlendirdi: “Maestro / Hocam” Dante, Stil Nuovo şüphesiz ana temasında aşkı kutsal birliktelik ile tutar fakat sanki siz de bu aşkın mistik bağlamı, özellikle İlahi Komedya’da Yeni Platoncu bir kisveyle sarmalanıyor hatta sanki bir yandan özgün Hıristiyan öğretisi ulvileşirken, diğer yandan İbn-i Rüşt’çü bir tavır ve daha sonrasında hümanizmaya varacak özgür düşünceye bir meylediş oluyor.

Tıpkı antik çağ bilgeliğinden hisseniz olduğunu bildiğim gibi İslam dünyasının değerli eserlerinden ve isimlerinden haberdar olduğunuzu da biliyorum. Eseri okur ve çevirirken isimleri kapatsam ve dinimin peygamberini anlattığınız 28. Kanto’yu bir yana koysam, sanki Miraç yolculuğunu anlatan bir İslam Tasavvufu kitabı okuyor gibi hissediyorum. Kullandığınız birçok sembolü ve aligorik manaları ve gizemli metaforları sufilerin eserlerinden tanıyorum.

Bu tespiti yaptıktan sonra şunu söylemek isterim ki; Hıristiyan teolojisi ve felsefenin birbirine uyumlanmasında sanki sizi Aquinaslı Thomas’ın uzlaştırıcı tavrını andırıyor tavrınız öyle ki kanto kanto mistisizm ile felsefe bir idealizm içinde gram gram tartılarak birbirine katılıyor anlatıklarınız. Sonra ehil bir terziden çıkmış bir din cüppesi giyiyor yazdıklarınız. “Cuore Gentile/Has kalp” mistik bir kurtuluşun telkin edildiği aşkın ve dolayısı ile Tanrı’nın, Kiliseden ziyade evi haline geliyor. Elbette diyorum bu uyumu ancak bir şair tasavvur eder ve insandaki yanıcı ihtiyacı yakalar. Homeros gibi ozanlarla, Aristoteles ve hikmetin kapısını aralayan diğerlerini ancak bir şairin zihni aynı ateş başında sıralar.

Biliyorsunuz ben Müslümanım.” Kafasını sallayarak onayladı. Devam ettim “Siz İslam’dan elbette haberdardınız, ancak belli ki biz Müslümanları sizin inancınıza göre hayatın biricik var olma sebebi Hz. İsa’dan akseden gerçeğinin kırılmış bir uzantısı olarak algıladınız.”

Bir an sustuk ve cevap vermek yerine sordu şair “Nasıl çevirdin 28. kantoyu?”

Cevapladım: “Tam olarak yazdığınız şekilde çevirdim, kalem kırıldı, gönül titredi yazan ve çeviren arasında had bulunsun diye niyaz ettim. Dahası güneşin karşısında duranın körlüğü gibi gözünüzün körlüğüne hükmettim ve mesleğime hürmet ettim. Peygamberimizi ve Hz. Ali’yi ikiye bölerek İslam’ın sizin tarafınızdan insanlığı ikiye bölen bir fitne gibi algıladığına kanaat ettim. Dürüstçe bizim için alemin yegâne yaradılış gayesinin böyle resmedilmesine isyan ettim.”

Gözlerime bakarak şunları söyledi: “Hakikate her dönem akıl ve sezgi ile yaklaşan ve onun insanı kemale ulaştıran iklimine adım atanlar oldu, “Şimdi”ye çıkan bu ruhlar zamanın çemberinde uzak ve yakın hangi noktada durdularsa işte o dönemin cübbesine büründüler aksi zaten mümkün olmazdı.

Tüm görünen zamanın örtüsünün altında ben felsefe eşiğinden aşk merdivenine tırmandım, Tanrı ile göz göze olunan ve ona kâmil ruhun gözü ile bakandan kendini seyre daldığı o gül durağa vardım. Tüm şaşılığım orada ortadan kalktı. Başka türlü olsa şu teklifim 700 sene ayakta kalır mıydı?

Latince değil İtalyanca yazdım, koca bir topluma arkamda bütün duygularını ifade edecekleri bir dil bıraktım. İlahi Komedya’yı okuyan zihnimde Antikçağ bilgeliğini, kutsal Ateş ile arınan Mecusi dinini, içe yönelen Hıristiyanlığı, gizemli Kabalayı, İslam mistisizmini buldu. Bunları Plolamaios/Batlamyus’un kozmoloji kuramı içinde ahirete yerleştirdim. O tahayyülün içinde dünya hayatında ideal olan insan yaşamını tahayyül ettim. Kâh susarak kâh konuşarak türlü isimlerle gizemlere işaret ettim. Matematik de kullandım astroloji de, beni sonrasında bir meczup veya bir peygamber gibi görmeleri riskini göze aldım.

Hülasa senin de benden sonra yazılan eserlerde izimi bulduğun üzere metnim hala başka başka bağlantılara gebedir, öncesinden bahseder gibi olsa da aslında malzemesi ve müşterisi gelecektir. 

Elbette peygamber değil bir şairim, uzandığım mertebe ancak hakikate yönelen topyekûn insanlığın bakışının tesiridir, din üzerinden dillendirdiğim bu şiir ile vardığım yer, dinin değil aşkın ve muhabbetin gerçeğidir. Ahlakı üstün tuttum tasavvurda, bilinsin de istedim siyasi haklılığım uğradığım zulüm karşısında. Felsefe ve edebiyat ile besledim, Cehennem kantikasında önce tek tek nefsin kötülüğünü gösterdim, sonra Araf’ta arındırıp benlik davasından Cennet’te İlahi maksuda eriştirdim. Ortaçağ’da yaşayıp öldüysem de, Şimdi’nin içinde diriyim.”

Köprüde biraz durup Noel vakti güzel ve hareketli Floransa’yı izledi, bense gözlerimi kendisinden nadiren ayırdım. Burada veya başka bir yerde dile gelmesi mümkün olmayan mevzularda konuştuk. Kâh gülümsedik, kâh birlikte sustuk.

Hülasa ilahi sohbetten payınızı soylu hafızaya sığınıp böylece ehline ilettim.

Ulak olarak vazifemi ifa ettim.

[1] Limbus Cehennem’in girişimde yer alan vaftiz edilmemiş sabilerin ve iman ile şereflenmemiş soylu ruhların azaptan ve kurtuluştan azade Dante tarafından konumlandırıldıkları alandır.

[2] Ressam Tiziano Vecellio adıyla anılan bir renktir, doygun, sıcak, oranj rengin baskın olduğu bir kırmızıdır.

[3] Vita Nuova/Yeni Hayat II.

[4] Beatrice’nin kısaltılmış halidir.

[5] Dante İlahi Komedya eseri 14.233 dizeden oluşan, Terzina Dantesca/Dante üçlüğü de denilen üç dizeli rimalar şeklinde, belirli bir uyak takip edilerek yazılmıştır.

[6] İlahi Komedya eserinde Cehennem kantikası  X’da anılan, Floransa’nın önde gelen soylu Uberti ailesi o dönem soylu aile tanımı için örnek olarak verilmiştir.

[7] Convivio/Şölen IV, xx, 5

[8] 13. Yüzyıl İtalya’sının önde gelen Edebiyat hareketidir. Bahsi geçen şairler Yeni Biçem şiirinin en önemli temsilcileridir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.