Karadeniz dediğimizde aklımıza horon, hamsi, mısır,  “uyy,” daa”, “ha bu” diye konuşan Karadenizsiz dizi oyuncuları, Gelevara deresi, Kazım Koyuncu, Şevval Sam gelir. Bundan ibaret midir Karadeniz?

Gürcistan’dan Kırım’a hatta Romanya’ya uzanan bir hat, binlerce yıllık medeniyet merkezlerinden söz ediyoruz aslında.

İşte o merkezlerden biri Abhazya ve yıllarca siyasi merkezi olan Lıhnı köyü.

Lıhnı’yı eşsiz şarabıyla duymuşsunuzdur belki, en azından ben öyle duydum.

Efsaneye göre  Kafkasya’nın Prometheus’u diyebileceğimiz Sosruko, şarap mayalamayı öğretir insanlara. Bu şarabın sırrı sane meyvesidir. Yani üzüm!

Tunç Çağı’na kadar uzanan Lıhnı da buradan gelir.

“Tanrıların İçkisi Sane” efsanesi şöyle anlatılır:

“Yılda bir kez Tanrılar, Mutluluk Dağı’nda yaşama tanrısı Psatha’nın yanında buluşurlardı. Orman ve Av Tanrısı Mezitha, hayvanlar tanrısı Amış, bereket tanrısı Thağelec, Yuva Mutluluğu Tanrısı Sosreş ve demirciler tanrısı Tlepş gelirler, toplanır ”Sane” içerlerdi.

Ruhu kanatlandıran, cesareti artıran, gücü de, tadı da için de saklayan o güzelim içkiyi. Bu toplantının adı sane içki şöleniydi.

Tanrılar, her yıl bu şölene, yeryüzü insanlardan en cesur ve kuvvetlisini çağırıyorlardı. Bu tanrısal içkinin güzelliğini, gücünü tatsın da insan kardeşlerine bildirsin, diye konuk ederlerdi. Nart ülkesinde böyle bir insan mutlulardan sayılırdı.

Bu böylece yüzyıllarca sürdü gitti.

Yine bir kez Mutluluk Dağı’nda yüce şölen kurulmuştu. Yaşama Tanrısı Psatha şölenin Thamadesiydi. (1) Bir ara ayağa kalkıp sordu. ”Bu yıl yeryüzü insanlarından kime Sane ‘den tattıracağız? En yiğit, en kuvvetli kim şimdi?” Yuva Mutluluğu Tanrısı Sosreş ”uzun sakallı Nasren” dedi. ”Nartların en büyük şölenlerinin thamadesi, insanların en yiğidi en kuvvetlisidir”.

Orman ve Av Tanrısı Mezitha ”Kanş’ın oğlu, cesur avcı Nart Şevay’e bu tanrısal içkiden içmeye her keşten çok layıktır” dedi.

Hayvanlar Tanrısı Amış: ”Nartların domuz çorbası benzersiz Gorgonıj olmalı konuğumuz!” diye ileri sürdü. Bereket Tanrısı Thağelec ise ”Hepsinden daha çok, bir boynuz dolusu Sane içmeye Xımış layıktır” dedi. O zaman Tlepş ayağa kalktı ”dünyaya bir insan geldi” dedi. ”Öyle işler başarmıştır ki, bir yerde adı geçti mi demin saydığınız yiğitlerin hepsi ayağa kalkarlar. Tanrılar, işte böyle. NART ülkesinde tam bir yiğit geldi dünyaya, ta yedi kat yerin dibine varan örsümü çekti, çıkardı dışarı, üstelik bir de dokuz kat yerin dibine soktu tekrar. Hem genç daha. İnsan insan olalı beri Nart ülkesi ondan güçlü bir yiğit görmedi.” Tanrılar iyice meraka düştüler. ”Nasıl bir insan bu?” diye sordular. ”Sosruko’dur adı” diye cevap verdi

Tlepş, ‘’Tanrısal Sane’den içmeğe gerçekten layıktır.” Psetha buyurdu; ’’Öyleyse getir bize o in san oğlunu!’’

Demirciler Tanrısı gitti, Sosruko’yu buldu Mutluluk Dağı’na içki başındaki dertsiz tanrı oların katına çıkardı. Thamade Sosruko’ya dönüp; ’’Sen, küçük insan’’ dedi. ‘’Tat bakalım bizin Sane’den. Çünkü senmişsin, Nart ülkesinin en yiğidi, en güçlüsü. Siz insanlar Sane nasıl yapılır bilmezsiniz. Bu görülmedik, bu güç veren, bu tadım doyulmaz içki, yalnız biz tanrılarda vardır.’’ Sosruko’ya, ağzına dek Sane dolu bir içki boynuzu uzattı. Sosruko dikti ağzına boynuzu, bir yudumda boşalttı, içini bir sıcaklık sardı, dünya, çok çok güzel göründü gözüne. ”Eh artık” dedi Mezitha ”Dünyaya dön de insanlara bizim Sane’yi anlat! ‘’Evet’’ diye ekledi Thağelec ‘’Tam gerçeği anlat onlara!’’ Fakat Sosruko sanki bağlanmış gibi kala kaldı orada. Sarhoş edici içki, içinde yeni bir kuvvet uyandırmıştı. Dünyayı tozpembe görüyordu. ‘’Bağışlayın da’’ dedi ‘’siz ey Tanrılar bir boynuz daha verin. Ne güzel içkiymiş sizin bu Sano!””Bu imkansız” diye karşılık verdi Thamade. ”Geleneğimiz bozulamaz. Bizim şölende, bir insanın payı ancak bir boynuz doluşudur.” Sosruko’yu pek seven Tlepş güldü, dedi ki ”Bir boynuz dolusu daha verelim, içsin! Bir ikincisini hak etmiştir. Hem böylece o, bizim Tanrısal içkiyi, insanlara, öteki konuklardan daha doğru, daha güzel över.”

Bereket tanrısı seslendi ”Bırakalım, içsin bir tane daha!” Yaşama Tanrısı ”Peki” dedi ”nasıl isterseniz öyle olsun. Ama bilin ki böylece pek eski bir geleneği bozuyoruz. Tanrılar Tanrısı Tha, bağışlar mı bizi acaba?” Bütün tanrılar ”Bağışlamaz diye haykırdılar. Ormanların ve avcılığın neşeli tanrısı Mezıtha içki boynuzunu aldı. Sane dolu küçük fıçının yanına gitti. Doldurmak için eğildiğin de. Sosruko geldi yanına, sordu. ”Ne fıçısı bu böyle?” ”Tanrılar tanrısı Tha’nın fıçısıdır bu. Sane vardır içinde” diye Mezıtha karşılık verdi.

”Demek olağan üstü fıçı bu!” diye bağırdı Sosruko. Konuşmayı dinlemiş olan Bereket Tanrısı ”Küçük insan, olağan üstü olan bu küçük fıçı değil” dedi ”olağan üstü olan içindeki Sane meyvesidir. Sane bitkisini büyüten gücümdedir mucize.” Sosruko bunu duyunca sanki meraklanmış gibi küçük fıçıya iyice yaklaştı. Gözden geçirdi ve birdenbire kuvvetli kollarıyla fıçıyı kavradı, yukarı kaldırdı. Mutluluk Dağı’ndan aşağı dünyaya fırlattı. ”Sadece tek bir insan değil” dedi ”Bu Tanrısal içkiden bütün insanlar tatmalı”.

Küçük fıçı yeryüzüne düştü; parçalandı. Sevinç kaynağı, kuvvet verici Sane bütün Nart ülkesine bir nehir gibi yayıldı. Fıçıdaki tohumlar toprağa değer değmez koskocaman asmalar yetişti. Dallarında sımsıkı, tatlı meyvesi, salkım salkım sarkıyordu. ”Nerden çıktı bu meyveler? Ne yapacağız bunları şimdi?” diye Nart ülkesi halkı şaşkın şaşkın birbirlerine sordular. Sonra bu olağan üstü meyveleri bile Sataney’e götürdüler. Sosruko’da işine dönmüştü. Mutluydu. Sarhoş edici içki içinde yeni kuvvetler uyandırmıştı Nartlara ”Bu asmanın meyvesinden Tanrılar Sane’yi hazırlarlar. Daha bugün Mutluluk Dağı’mda içtim” dedi. Akıllıydı, Sataney.

Salkımları bir fıçıya köye! fıçının üstünü Abrago (2) ile örttü.Daha bir yıl geçmemişti ki, köpüren Sane’nin kapağını da taşı da yukarı fırlattı.

Bütün Nartlar Sane’den içtiler. Dünya daha bir güzel göründü, neşeli, hoş sohbet oldular. İşte Sosruko Tanrısal Sane’yi hazırlamakta Nartlara böyle yardım etti. Bu güzel içkiden sadece seçkin tanrılar değil bütün Nart halkı içer oldu.

Her yıl yeryüzünde bir Sane İçme Günü yaptılar. Bundan sonra Tanrıların konuk etme ihtiyaçları kalmadı.

”Wie SOSRUKO auf dic wek kam” Der Blanke SCHILD – Kabardinische Heldensagen verlag kultıır und Fortschritt. Berlin. 1959.

  • Thamade: Akıl, mevki, bilgi ve yaşça üstün.”
  • Abrago:Büyük Taş

Setenay:Sosruko’nun annesi

Efsanenin Kaynağı: http://www.cerkesya.org/kafkasya/tarih/nart-efsaneleri/item/1041-tanrilarin-ickisi-sane

*

Lıhnı Köyü’nün Tunç Çağı’na kadar uzanan geçmişinden söz ettik. Tarih boyunca Abhaz halkının toplandığı yer olan Lıhnı Köyü’nde festivaller düzenleniyor.

Bu kutsal köyde iki din kesişiyor. Hıristiyanlık ve paganlık.Köydeki Meryem Ana kilisesinde dualar ediliyor. Bununla da yetinilmiyor, köylüler tarafından kadim inançlar sürdürülüyor.

Lıhnı köyü 1866’da  Çarlık Rusya’ya karşı isyanın da merkezi oluyor. Keza Abhazya’nın bağımsızlık savaşından önce 1989’da da Abhazlar Lıhnı köyündeki meşenin altında ya da tanrıların gölgesinin altında buluşuyor. 30 binden fazla insanın katıldığı bu toplantıda Vladimir Zantaria Lıhnı bildirisini okuyor.

Bu olayı şöyle anlatıyor Zantaria:

“Lıhnı Bildirgesinin benim tarafımdan okunması kararı Halk Forumu “Aydgılara” Başkanlığı tarafından verildi. Bu konudan ise benim Şura’dan bir gün önce haberim oldu. Elbette heyecanlandım ama sonra metnin ruhuna girmeye, anlamsal ve vurgusal duraksamaları gerektiği gibi doğru bir şekilde yapmaya başladım. Beş yıl boyunca Abhaz radyosunun spikeri olarak çalışmış olmamın ve materyalleri anlaşılır bir şekilde sunabilme konusunda biraz tecrübeli olmamın bana büyük yardımı oldu. Lıhnı’ya doğru yolda HFA (Halk Forumu “Aydgılara”) dostları benden Bildiriyi okumamı rica ettiler ve bana kibarca bazı ince ayrıntıları belirttiler. Sonuç olarak, Şura’ya katılanların tepkisine bakarak, bildirge oldukça net olmuştu. Oy verildi ve oybirliğiyle kabul edildi”

Gelelim tekrardan şaraba….

Nasıl oluyor da Abhazya’da üzüm yetişiyor? Bunu mikro iklimle açıklamak mümkün. Zira Ana Kafkas dağları kış aylarında kuzeyden gelen soğuk hava kütlelerinden, yazın da Orta Asya’dan gelen soldurucu sıcak rüzgarlardan Abhazya’yı korumaktadır.

Üzüm yetiştiriciliğinin tarihi Tunç Kaynağı’na kadar uzanıyor. Abhazya’da bulunan boynuz kaldıran bir bronz adam heykelciği bu fikri kanıtlıyor.

Abhazlar şaraba büyük saygı gösteriyor ve onu dini merasim ve dilekleri yerine getirilmesi esnasında kurbanlıkları kutsallaştıran güç, tanrıyı ve soy koruyucuları yumuşatma aracı olarak görüyorlardı.

Köylülerin neredeyse tamamının yere gömülmüş (şimdi dahi bazıları söz konusu geleneği devam ettiriyor) birkaç tane dokunulmaz şarap testisi bulunurdu ve onları senelik olarak bazı tapınaklarda, dileklerde bulunmak için saklarlardı. 

Her bir tapınma merasiminin sonunda çörek, kurbanlık hayvanın yürek veya karaciğerinden birer parçayı kopararak şöyle söylüyor: “Açba ve Çaçba’yı çağırırım ve bu yemeği yedirir ve şarap yudumlatmadan önce bu evin hiçbir ferdine talihsizlik dokunmasın” ve çöreğe birkaç şarap damlasının damlattıktan sonra yürek ve karaciğeri tapınma için belirlenen özel yere koyuyor. Daha sonra ilk kendisi yürek ve karaciğerden birer parçayı yiyip, daha sonra büyüklük sırasına göre diğerlerine veriyor.

Üzüm Hasadı ve Şarabın Yapılışı

Abhaz üzüm türleri geç olgunlaştığı için bağ bozumu sonbaharın sonlarında olur. Bu yüzden Abhazca’da Kasım ayı, bağbozumu anlamına gelen Zhtaaramza olarak adlandırılmıştır.

Şarap yapımında en yaygın olarak kullanılan siyah üzüm görece erken olgunlaştığı için Bağbozumu Ekim’de yapılır. Üzümlerin tatlanması için, birkaç güneşli günün sonrasında toplanması gerekir. Toplanan üzümler koni şekilli sepetlere konur ve asılır. Ardından bunlar şarap imali için yapılmış özel kaplara boşaltılır. İmal edilen şarabın meşe fıçılar içinde saklanması tercih edilir. Eskiden şarap imali için üzümler ayakla ezilirken, günümüzde bu iş için mekanik presler kullanılmaktadır. İmal edilen şarap varil veya testilerde saklanır. Meşe fıçı bu iş için hâlâ en makbul olanıdır. Bazı üreticiler şarabın ekşileşmesini engellemek için yeni imal edilen şaraplara onda bir oranında kaliteli eski şaraplarından eklerler.

Ev yapımı Abhaz şarapları endüstriyel olarak imal edilenlerden hiç de aşağı değildir. Hatta XIX yüzyılda, Abhaz Köylü şarapları başarılarıyla en iyi Kırım, Moldova ve Fransız şarapları ile boy ölçüşüyordu. “Abhazya Buketi” olarak adlandırılan ticari üretim Abhaz şarapları “Apsnı”, “Lıhnı”, “Psou”, “Anakopiya” ve “Açandara” Sovyetler zamanında, hem Sovyetler Birliği çapında hem de yurtdışında tanınır oldu.

Üzüm Hasadı için bkz: http://altinpost.org/bilgi-belge/item/1891-abhaz-%C5%9Faraplar%C4%B1.html

Kaynak:  https://abaza.org/tr/yozgyurlyuk-ichin-birlik-1989-lyhny-shurasynyn-yyldyonyumyu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir