Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yaklaşık 10 gündür devam eden yangınlar hızını azaltsa da hayatı yok etmeye devam ediyor. Söndürme çalışmaları büyük özveriyle sürerken süreç henüz tamamıyla kontrol altına alınabilmiş değil.

Özellikle Akdeniz’de, çok geniş ormanlık alanlara yayılan yangın, köylere ve yerleşim yerlerine de sıçrayıp denize inerek sönmeye başladı.

Yangın, Bodrum’da denize iniyor.

Peki yok olan ormanın ve doğal hayatın yeniden başlaması ve devam etmesi için bundan sonra ne yapılmalı? Ağaçlandırma nasıl yapılacak, eko-sistem nasıl korunacak?

Toplumun çeşitli kesimlerinden sanatçılar ve kuruluşlar, ağaç dikme kampanyası düzenlemeyi önerirken uzmanlar bu fikrin doğayı daha çok tahrip edeceğini söylüyor.

Prof. Dr. Çağatay Tavşanoğlu ve Prof. Dr. Doğanay Tolunay, ağaç dikimi konusunda önemli uyarılar yaptı.

Çağatay Tavşanoğlu

“İYİLİK YAPALIM DERKEN ORMANLARA ZARAR VERMEYELİM

Cumhuriyet gazetesine yazan Prof.Dr. Çağatay Tavşanoğlu, “iyilik yapalım derken ormanlara zarar vermeyelim” diyor: “Akdeniz ormanları birkaç milyon yıldır yanmakta olduğundan buradaki bitkiler (kızılçam dahil) yangına karşı evrimleşmiştir. Dolayısıyla, sanılanın aksine, Akdeniz’de bir orman yangınından sonra ormanın “yok olması” söz konusu değildir. Akdeniz ormanları, bu ormanlarda yaşayan bitkilerin (kızılçam dahil) sahip olduğu yangın uyarlanmaları sayesinde kendilerini yangından sonra yenileyebilme özelliğine sahiptir.”

DOĞA KENDİNİ YENİLEYECEK

Yangından hemen birkaç ay sonra, ilk bakışta ölü sandığınız, kavrulmuş odundan başka bir şey göremediğiniz çalılar, toprağın altında yangını canlı atlatan dokuları sayesinde sürgün verecek ve ortamda yeniden belirecektir. Yangın sırasında toprağın üst tabakasında bulunan ancak daha önce uyku halinde bekleyen tohumlar artan sıcaklık ve duman sayesinde uyarılır, sonbahar ve kışın gerçekleşen ilk yağışlar ile çimlenirler. Bu bitkilerin fideleri yangından yaklaşık yedi-sekiz ay sonra alanda görülür.

Kızılçam, tohumlarını yangından korumak için bazı kozalaklarını yıllarca kapalı tutar. Yangından sonra birkaç hafta içinde bu kozalaklar açılır ve tohumlar besin ve mineralce zenginleşmiş olan yanmış toprağa ulaşır. Bu tohumlar gelecek baharda karşınıza genç fideler olarak çıkar.

“DOZERLE TOPRAĞI SÜRÜP AĞAÇ DİKME ZARAR VERİR.”

Yangından sonra kızılçam ormanlarında yapılan aktif restorasyon uygulamaları, örneğin dozerle toprağı sürüp ağaç dikme, biyolojik çeşitliliğe büyük zarar vermekte ve ormanın gelecekteki bitki türü bileşimini değiştirmektedir.

Yangından sonra kızılçam ormanlarında dolaylı restorasyon tekniklerinin uygulanması örneğin yanmış dalları yere sererek kızılçam tohumu takviyesi yapma, bu ormanların biyolojik çeşitliliğinin korunarak yenilenmesi için en kullanışlı yöntemlerden birisidir.

Sanılanın aksine, orman teşkilatı, yanan kızılçam ormanlarının yenilenmesi için çoğu durumda dolaylı restorasyon tekniklerini kullanmaktadır. Ağaç dikme ise sıklıkla ikincil bir yöntem olarak uygulanmaktadır.

İzmir yangınından sonra sosyal medyadaki “ağaç dikme seferberliği” çılgınlığı eğer gerçekleşirse iyi niyetle bunu ortaya atanların beklentilerinin aksine orman zarar görecektir. Doğaya müdahale etmeden önce ekolojik bilgiye sahip olmak çok önemli!

KIZILÇAM VE MAKİ YANGINA UYUM SAĞLAMIŞ TÜRLERDİ

Doğanay Tolunay

Prof. Dr. Doğanay Tolunay da Twitterdan bir paylaşım yaptı. Tolunay paylaşımında kızılçam ve maki bitki örtüsünün yangına uyum sağlamış türler olduğunun altınızı çizdi:

“Ülkemizin toplam orman alanı 22,9 milyon ha. Bunun 5.9 milyon ha’ı meşe, 5,6 milyon ha’ı ise kızılçam ormanlarından oluşuyor. Kızılçam ülkemizin en geniş yayılışa sahip 2. türü ve tamamen doğal.

Kızılçam ekolojik istekleri gereği Akdeniz ikliminin hakim olduğu ağırlıklı olarak Ege ve Akdeniz bölgelerinde yayılıyor. Az da olsa Marmara ve Batı Karadeniz Bölgelerinde de bulunuyor. Orman yangınları da ağırlıklı olarak yazları sıcak ve kurak bölgelerde çıkıyor.”

“KIZILÇAM VE MAKİ YENİDEN YANAN ALANLARA GELMEKTEDİR”

Doğanay Tolunay açıklamasında, kızılçam ve makilerin yangına uyumlu türler olduğunu belirtti:

“Bu bölgeler aynı zamanda kızılçam ormanlarının bulunduğu alanlar. Ege ve Akdeniz bölgesinde aynı zamanda maki bitki örtüsü de yayılış göstermekte. Hem kızılçam ormanları hem de maki bitki örtüsünü oluşturan bitki türleri yangınlarda kolayca yanabiliyor.

Milas’ta yanan orman.

Ancak kızılçam ve maki bitki örtüsü yangına uyum sağlamış türlerdir. Başka bir ifadeyle kızılçam ormanları ve maki bitki örtüsü yangınlardan sonra kolayca yeniden yanan alanlara gelmektedir. Bunun sebebi kızılçam kozalaklarının ve tohumlarının yangında zarar görmemesidir.”

“BİR SONRAKİ BAHARDA 1-1,5 M BOYUNDA SÜRGÜN VEREBİLİYOR”

Tolunay açıklamalarının devamında, korunan tohumların bir sonraki baharda 1-1,5 metre boyunda sürgün verebildiğini ifade etti:

“Yangın sonrasında kozalaklardaki tohumlar külün içine düşmektedir. Bu tohumlar yangını takip eden bahar ayında çimlenmekte ve yanan alana m2’ye onlarca fidan gelmektedir. Yangın görmemiş kızılçam ormanlarında ağaçlardan dökülen kuru yapraklar kalın bir tabaka halinde birikmekte, tohumlar toprağa ulaşamadığı için çimlenmemekte, çimlenenler ise yaz kuraklığını atlatamadıkları için kurumaktadır. Maki bitki örtüsünün de gövde ve sürgünleri yansa da kökler yanmamakta, yine bir sonraki baharda 1-1,5 m boyunda sürgün verebilmektedir.

Manavgat.

Bu nedenlerle yanan kızılçam ormanları ve maki bitki örtüsünün yerine ağaçlandırma yapılması yerine sadece yanan alanların koruma altına alınması ve bir sonraki baharın beklenmesi durumunda fidan ve diğer çalı ve otsu türlerin yeniden sahaya gelmesi mümkündür.”

“YANMAMIŞ ORMANLARDAN TOPLANAN TOHUMLAR SERPİLMELİ”

Ağaçlandırmayla ilgili uyarılarda bulunan Tolunay, yeterince tohum olmayan yerlere yanmamış ormanlardan tohumların serpiştirildiğini belirtti. Tolunay ağaçlandırmanın ancak fidan gelmeyen alanlarda düşünülmesi gerektiğini kaydetti:

“Bu noktada yeterince tohum olmayan yerlere civardaki yanmamış ormanlardan toplanan tohumlar serpilerek ormanlaştırmaya yardımcı olunmaktadır. Ağaçlandırmanın ancak fidan gelmeyen alanlarda düşünülmesi gerekmektedir. Yanan ormanların ağaçlandırmasında yanan ağaçların ve çalıların kökleri sökülmekte toprak işlenmekte otsu türlerin tohumları ve soğanları toprak işleme sırasında yanan alandan uzaklaştırılmaktadır. Diğer yandan yangınlar beklenmedik olaylardır ve fidanlıklarda yeterince fidan bulunmaması olasılığı oldukça yüksektir.”

AĞAÇLANDIRMADA GENETİK KİRLİLİĞE DİKKAT

Prof. Dr. Doğanay Tolunay, ağaçlandırma esnasında genetik kirliliğe de dikkat çekti. Tolunay başka bölgelerden getirilen ağaçların genetik kirliliğe yol açabileceğini vurguladı:

“Bu durumda da başka bölgelerden kızılçam ya da diğer türlerin fidanları ağaçlandırmada kullanılmaktadır. Ancak kızılçam dahi olsa örneğin Antalya’ya İzmir’den kızılçam fidanları getirilse dahi farklı iklim, toprak gibi ekolojik koşullarda yetişmiş ve farklı genetik özelliklere sahip bireylerin uzun zamanda yaşayıp yaşamayacakları belirsiz olmaktadır. Diğer yandan bu uygulama genetik kirliliğe neden olabilmektedir. Yanan kızılçam ormanları yerine başka türlerin kullanılması da benzer sorun oluşturmaktadır.

Çünkü tür değişikliğine gidilirken en az 80-100 yıl sonrasındaki iklim özellikleri düşünülerek karar alınması gerekmektedir. Ülkemizde 80-100 yıl sonra sıcaklıkların 4-5 derece daha yüksek olacağı ve yağışların azalarak kuraklığın artacağı öngörülmektedir.”

AĞAÇLAR DOĞAL YOLLARLA GENÇLEŞTİRİLMELİ

Tolunay kızılçam ve maki bitki örtüsü dışındaki türlerin koşullara uyum sağlamasının zor olduğunu belirterek yanan ormanların mümkün olduğunda ağaçlandırma yerine doğal yollarla gençleştirilmesi gerektiğini ifade etti:

“Ülkemizde kızılçam, maki bitki örtüsü dışındaki türlerin bu koşullara uyum sağlaması oldukça zordur.Bu nedenle iklim değişikliği de göz önünde bulundurularak yanan ormanların hatta diğer ormanların mümkün olduğunca ağaçlandırma yerine doğal yollarla gençleştirilmesi gerekmektedir

Bu uygulama ağaç türlerinin iklim değişikliğine uyumu açısından önemlidir. Çünkü genetik çeşitliliği korunması ormanların iklim değişikliğine uyumundaki en önemli araçtır.

Yanan ormanların korunarak bitkilerin kendiliğinden geri gelmesinin sağlanması ağaçlar dışındaki diğer otsu ve çalı türlerinin, özellikle endemik ve tehdit altındaki türlerin geleceği açısından önemlidir.”

“YANAN ALANLARIN TAKİBİ YAPILARAK BETONLAŞMANIN ÖNÜNE GEÇİLEBİLİR

Betonlaşma meselesine dikkat çeken Tolunay, Anayasa’nın 169. maddesi gereğince yanan alanların yeniden orman haline getirilmesinin zorunlu olduğunu fakat yine de vatandaşların bu alanların takibini yaparak suç duyurusunda bulunabileceğini kaydetti:

Titanik Otel

“Yanan orman alanına otel yapılması örneği ortadayken bu alanların imara açılmayacağını iddia etmek kamuoyunca kabul görmemektedir. Ancak Anayasamızın 169. Maddesi gereğince yanan alanların yeniden orman haline getirilmesi zorunludur.

İlgili kurumlara güvenilmiyorsa yanan alanların takibi yapılarak yapılaşma durumunda suç duyurusunda bulunularak bunun önüne geçilebilir. Yanan alanlara kızılçam yerine meyve ağacı dikilmesi önerisi de sıkça dile getirilmektedir.”

CEVİZ, BADEM VE ZEYTİNLE ORMAN KURULMAZ

Prof.Dr. Tolunay, yanan alanlara ceviz, badem, zeytin dikelim önerisine yanıt verdi. Meyve ağaçlarıyla orman kurulamayacağını söyleyen Tolunay, bu ağaçların yaban hayvanlarına habitat oluşturamayacağını ifade etti:

Ceviz, Badem, zeytin gibi meyve ağaçları ile orman kurulmaz, olsa olsa meyve bahçesi oluşturulur. Bu türler sulama, gübreleme yapmadan gelişemezler. Aynı zamanda geniş aralıklarla dikildiği için erozyon önleme, karbon tutma,  oksijen üretme gibi ekosistem hizmetleri de düşük olur.

Yaban hayvanlarına habitat oluşturma fonksiyonları da olmaz. Aynı zamanda bu meyve ağaçlarının altlarına gelen otsu çalı türleri de meyve verimini arttırmak için kesildiği için bitkisel biyoçeşitlilik de az olur.

Özetle yanan kızılçam ormanlarının da iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik ve ekosistem hizmetleri gözetilerek öncelikli olarak doğal yollarla gençleştirme düşünülmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir