Su hayattır. Doğudan batıya, kuzeyden güneye, yukarıdan aşağıya bütün yönleriyle evrenin varlığı su iledir. Teogoni de  Kozmogoni de bunu böyle söyler, Miletli Thales ve büyük ölçüde onun felsefesiyle şekillenmiş olan Batı kültüründe, yok olmayacak ve var edebilecek ana madde (arche) sudur. Yunan mitolojisinde Okyanus, tanrılar ile insanların babasıdır. Mısır mitolojisinde ilk tanrı Nil’in sularından çıktı, Sümer inanışlarına göre de başlangıçta sadece su vardı her şeyden önce. İskandinav yaradılış düşüncesinde de tanrılar sudan meydana gelmiştir, Kızılderili mitolojisinde Türk mitolojisinde olduğu gibi önce su vardı.

Yahudiler Tanrının ruhunun suların yüzü üzerinde hareket ettiğine inanırlar, Hırisitiyanlık suyu kutsar, İslam da her şeyin su ile hayat bulduğunu bildirir.

Su… Her şeyin başı…

İslam mistisizmini şiiriyle nakışlandıran Yunus Emre de oluşta ve hayatta su gevherinin yerini değerlendirmiştir, aşk ekseninde vahdet-i vücut felsefesini anlatırken kimi zaman damladan deryaya, katreden ummana suyu taşımıştır, kimi zaman da suyun kendisi oluvermiştir.

Hak bir gevher yarattı kendinin kudretinden
Nazar kıldı gevhere eridi heybetinden

(s. 181 / 249-1)

ifadesiyle Allah’ın kendi kudretinden yarattığı gevherden söz eden Yunus Emre, bu gevherin damlasından da yedi denizin yaratıldığını söyler:

Yedi deniz yarattı ol gevher damlasından
Dağları muhkem kıldı ol deniz köpüğünden

(s. 181 / 249-3)

Hak kudretinden yaratılmış gevher denizinden içen Yunus kendinden geçmiştir:

Gâib işin kim bilir meğer Kur’ân ilminden
Yunus içti esridi ol gevher denizinden

(sf 181 * 249-5)

SU HAYATTIR

Bir halk rivayetinde Yunus’un üç bin şiir söylediği fakat bu şiirlerin Molla Kasım adlı bir zâhid tarafından şeriata aykırı bulunduğundan tahrip edildiği işlenir. Molla Kasım, şiirleri ele geçirip bir su kenarına oturur. Bin tanesini yakar, bin tanesini de suya atar. Üçüncü bin şiirleri okumaya başlayınca şu beyitle karşılaşır:

Derviş Yunus bu sözi, eğri büğrü söyleme
Seni sığaya çeken bir Molla Kâsım gelir

(s. 29)

Beyiti okuyan Molla Kâsım, şaşırır, tevbeye gelir ve Yunus’un velayetine inanır. Ne var ki, elde sadece bin adet şiir kalmıştır. Halk şimdi yakılan şiirlerin gökte melekler tarafından, suya atılan şiirlerin balıklar tarafından ve kalan şiirlerin de insanlar tarafından okunduğuna inanır. (s. 30)

Suya atılan şiirler de yok olmamıştır, çünkü yok olmak aşksızlıktır.

Yunus aşk adamıdır, her ne söylese içinde aşk vardır, bir olur aşkı söyler, bir olur aşktan söyler ama her daim aşkla söyler.

Ölümsüzlük suyunu içene ölüm eremez, sevmek ile gidene zeval olamaz:

Baki suyun içmiş iken belirmez ölüm çeşnisi
Nice zevâl ere bana sevmek ile varır isem

(s. 147 / 190 – 10)

Su, hayattır, candır ve canlıdır. Yunus Emre’nin de sıcacık seslenişine muhatap olmuştur:

Ey su kandan gelirsin vatanın kanda senin
Kanda çukur bulursan yatağın anda senin

(s. 122 / 147 -1)

Su ile böyle konuşan âşık, onu baş tacı eder, eşi benzeri olmayan suya canlı cansız her varlık “muhtaçtır”:

Dünyada canlı cansız olamaylar sensiz
Câna cânsın gümansız hiç menendin yok senin

(s. 122 / 147-8)

Yunus kalıpları şâiri değildir. Bazen ima ile söyler sözünü, bazen âşikâr eder. Bakarız ki bir söylediği bir söylediğine uymaz. Bu sıradan bir tutarsızlık değildir. Suyun yatağına göre akması gibi, Yunus Emre’nin düşüncesi de yatağını her an değiştirebilir.

Şol Hızır ile İlyas Âb-ı Hayat içtiler
Bu birkaç yıl içinde bunlar ölesi değil

(s. 129 / 158 – 6)

Cana can katan suyun, hatta Hızır ve İlyas’ın içtikleri ölümsüzlük suyunun, Yunus zaman ölçeğinde ancak birkaç yıl yaşatabileceğini görürüz.

ATEŞ, SU, TOPRAK, HAVA

Vatikan nüshası
Yunus Emre’nin Vatikan arşivinde bulunan yeni el yazması nüshaları

Yunus Emre, hayatın dört temel unsurundan biri olarak suya şiirinde yer verir:

Niteliğim soran işit hikâyet
Su vü toprak od u yil oldu suret

(s. 53 / 18-1)

Kainatın hayat kaynakları olan bu unsurların kâinatla kendini bir gören Türkmen kocasının suretini de şekillendirdiğini görürürüz, vücudun sermayesi olarak düşünüldüğünü de:

Bu vücudun sermâyesi od u su, toprak u yeldir
Her biri aslına gider gâfil olmak nendir senin

(s. 123 / 148-4)

SU, UMMÂN, AŞK…

Mayası ve yaratılış sebebi aşka bağlı dünyada aşksız hiçbir nesne olamaz. Bunu böyle bilen Yunus, baktığı her şeyde Allah’ı aramış, Allah aşkı ile yol almıştır.

Yer gök dolu bu aşka durur aşksız hiç nesne yok durur
Aşk bahrisi olubanı denizlere dalan benim

(s. 139 / 2)

Sözüyle Yunus’un kıyılarda gezinmediğini, aşk denizine daldığını anlar. Dalmak, kaybolmaktır, bedenen ve ruhen tam anlamıyla nüfuz etmektir. Aşk denizinde kaybolmak ise varlık sebebinin özünde erimek, damlayı ummana katıp ummanı almak, ummana gitmek yani aslında var olmaktır.

Aşk denizine dalan Yunus, dilediğince gezer, dilediği yere gidebilir:

Girdim aşkın denizine bahrileyin yüzer oldum
Geşt ediben denizleri Hızırlayın gezer oldum

(s. 166 / 222-1)

Bundan aşkın denizine üç yüz deniz geçerler
Üç yüz deniz geçüben yedi tamu bulasın

(s. 177 / 242 -4)

Her şey su ile hayat bulur. Balık suda, Yunus aşkta yaşar. Balık sudan çıkınca ölecektir, Yunus da yaşamasını aşk denizinde kalmaya bağlamıştır. Denizden çıkmamak, her yeri ve her şeyi aşk denizi olarak görmek, yaşatan suya ömür adamak demektir:

Senin aşkın deniz ben bir balıcak
Balık sudan çıka hemen ölüdür

( s. 71 / 50-4)

HAKİKAT DENİZİNE NASIL DALMALI

Şeriatı gemiye benzetir Yunus, hakikati ise denize. İdrak etmek için dalmak gerektir:

Hakikat bir denizdir şerîatdır gemisi
Çoklar gemiden çıkıp denize dalmadılar

(s. 63 / 8-2)

Vûcut, elbisesini çıkarmadan aşk denizine dalmak olmaz. Varlığını, ummâna veren damla, aşk ummânına erer, ummân olur.

Vücûdun cübbesin aşk ile çak it
Dala gör ona kim umman-ı aşktır

( s. 92 / 90 -12)

Hakikat deryasında yol alana yol tarifi ne hacet!:

Şeriât oğlanları nice yol ayda bana
Hakikat deryasına bahrî oldum yüzerim

(s. 136 / 117-7)

VAHDET-İ VÜCÛD

Yunus, birlik insanıdır. Kimi zaman görünendir, kimi zaman gören. Görünenle göreni bir tutan aşktır, bu hali de âşıklar anlayabilir. Dost, Yunus Emre’nin Allahâ seslenişinde çok severek kullandığı hitaplardan biridir, öyle bildirir birliği:

Dost esriği deliliğim âşıklar bilir neliğim
Değşürüben ikiliğim birliğe yetmeye geldim

(s. 140 / 179 – 3)

Âşık Yunus, bu birliği en âşikâr ifadesiyle, korkusuzca söyler:

Aşk esritti cânımı uş Ene’l Hak dedirir
Korku gitti gönlümden Mansûr dâra geldim

(s. 140 / 178 – 9)

“Enel Hak” dedikten sonra kişinin dünya ile ilgili kaygısı kalmaz. Dünya fenaya mahkûm olanların endişesidir. Cân’a ermiş olana ölüm de eremez, acziyet de:

Senin gibi cân var iken Âb-ı Hayat isteyeni
Karanlığa giren ben onu hayvan tutarım

( s. 141 / 180 – 5)

Âb-ı hayat istemek, ölümsüzlük suyunu aramak, ölmek korkusunundakinin derdidir. Dostta, dostla ya da dost olarak yaşayanın değil:

Yunus aydur hiç şekk değil ol benven ü ben olvanım
Ben ne der isem dost tutar dost dediğin ben tutarım

(s. 141 / 180 – 8)

Kendini yaratanla bir tutunca, vahdetin türlü görünüşleri olarak karşımıza çıkar. Su ile ilgili görünüşlerde kimi zaman, göklere su verir, kimi zaman bulut olur, yağmur olur, damla olur, ummân olur…

Deniz yüzünden su alıp sunu veririm göklere
Bulutlayın seyran edip Arş’a yakın varan benim

(s. 139 / 3)

Yıldırım olup şakıyan gök melâikin dokuyan
Bulutlara hüküm sürüp yağmur olup yağan benim

(s. 139 / 4)

Bulut olup göğe ağan yağmur olup yağan benim

(s. 149 / 149 -1)

Benim ol aşk bahrîsi denizler hayran bana
Derya benim katremdir zerreler ummân bana

(s. 50 / 12-1)

Dr. Abdülkadir Emeksiz, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Türk Halk Edebiyatı Anabilim Dalı Öğretim üyesidir. Yazıdaki dizeler, Dr. Mustafa Tatçı’nın Yunus Emre Divanı’ndan alınmıştır. Ankara, Akçağ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir