Türk futbolunda milli takımın yeri her zaman ayrı olmuştur. Her ne kadar yalnızca üç dünya kupasına ve 5 kez de Avrupa Kupası’na katılmaya hak kazanmış ve tarihinde “şerefli mağlubiyetler” olsa da milli takım hepimizin göğsünü kabartan, “mucizevi” başarılar elde etmiştir.

2008’de Semih Şentürk’ün bütün dünyayı “susturan” son saniye golü, 2002 Dünya Kupası’nda spikerin “İlhan İlhan” sesleri, Sergen Yalçın’ın 1999’da Alman panzerlerine attığı unutulmaz gol ve daha niceleri…

Bizim Çocuklar’ın yani şimdiki milli takımın ilk başarı nüvelerini zaten söylemiyoruz…

Bununla birlikte Milli Takım’ın futbol açısından kurucu bir rolü de var. Önceleri yerel ligler ve turnuvalar halinde oynana futbol hem federasyonla hem de Milli Takım ile birlikte ulusal bir lige dönüşüyor. Milli Takım’ın uluslararası turnuvalara katılma yolculuğu da böyle başlıyor:

Takvimler 21 Mayıs 1923’e geldiğinde Türkiye artık FIFA’nın 26. üyesi olmuştu. Milli takım ilk maçına ise 26 Ekim 1923’te çıkmış ve Romanya’yla 2-2 berabere kalmıştır.

Bu tarihi maçın teknik direktörüyse “Amacımız Türk olmayan takımları yenmektir” diyen Galatasaray’ın kurucusu Ali Sami Yen’den başkası olmayacaktı.

GENERAL HARRİNGTON KUPASI: TÜRKİYE – İNGİLTERE FUTBOLDA DA HESAPLAŞIYOR

Milli Takım uluslararası yolculuğuna bir simgeyle çıkmıştı. Aslında Romanya maçı bir Türk takımıyla bir yabancı takımın oynadığı ilk maç değildi. 1923 yılında düzenlenen General Harrington Kupası’nda Fenerbahçe, “Üzerinde güneş batmayacağı sanılan” İngiltere’nin Mısır’dan ve Cebelitarık’tan getirdiği profesyonel oyuncularla kurduğu İngiliz Karması ile oynamış ve Zeki Rıza Sporel’in golleriyle 2-1 kazanmıştı.

General Harrington gazetelere verdiği ilanda şöyle meydan okumuştu:

“Gardler Muhteliti Türk kulüplerine meydan okuyor. Galibine, Başkumandanın adını taşıyan büyük bir kupa verilecek bu maça Türk kulüpleri diledikleri gibi takviye de alabilirler”

Fenerbahçe ise altta kalmayarak Harrington’a şu ilanı vermiştir:

“Fenerbahçe Kulübü yalnız kendi kadrosuyla bu maçı şartsız olarak kabul eder.”

Hem Galatasaray hem de Beşiktaş, Fenerbahçe kulübüne istediğiniz oyuncuları kadronuza dahil edebilirsiniz teklifini yapmış ve böylelikle maç bir Türkiye-İngiltere maçına dönüşerek milli mesele haline gelmişti. Zira tam o tarihlerde Kurtuluş Savaşı’nı kazanan Türkiye Lozan’da İsmet Paşa’nın başkanlığında Lozan görüşmelerini yürütmekteydi.

1924 yılına gelindiğinde Milli Takım Paris’in yolunu tutar. 25 Mayıs 1924’te Billy Hunter’ın yönettiği Milli Takım ilk defa yurt dışında bir maça çıkar fakat 5-2 mağlup olur.

1949 yılında Galatasaray Spor Gazetesi tarafından basılan “Türk futbolunda 31 Milli Maç” kitabında bu maç şöyle anlatılır:

Çok yağmurlu ve rüzgârlı bir havada başlayan oyunun ilk devresinde ikisi bariz ofsayt olmak üzere üç gol yiyen takımımız haftayı 3-0 mağlûp bitirdi.

İkinci devrede rüzgâr dindi. Takımımız ilk devrede çeklerin istifade ettikleri bu avantajdan mahrum olarak oyuna başladı. Bekir’in şahsî gayreti ile attığı bir golle vaziyet (3-1) oldu. Zeki, Bekir, Alâettin ve M. Leblebi’nin kaçırdıkları muhakkak birer sayıdan sonra Çekler iki gol daha attılar. Maçın sonuna doğru Bekir’e yapılan bir penaltıdan takımımız ikinci golünü bu meşhur oyuncumuzun ayağından kazandı. Maç da az sonra bitti. İştirak ettiğimiz bu ilk olimpiyat oyunları futbol turnuvasından (5-2) mağlûp çıkıyorduk. Futbolcularımız bilhassa ikinci devrede fevkalâde bir oyun çıkarmışlardır. Takımımızın antrenörü Billy Hunter: “Nedim fevkalâde oynamış, Cafer, Nihat, Zeki ve Alâeddin en iyi oyuncularımız olmuşlardır. Çocuklar bu ilk mühim maçın tesiri altında birinci devrede bocalamışlar fakat ikinci devre rakipleri kadar düzgün ve güzel oynamışlardır. Şanslı olsaydık maçı kazanabilirdik” demiştir.

Milli Takım 16 Kasım 1924’te ise bu sefer Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’yle dostluk maçına çıkar. Soğuk bir pazar gününde oynana maçta Milli Takımımız Sovyetler’e 3-0 yeniliyor. Ancak Kemal Rıfat’ın güzel oyunu Rus basınının dikkatini çekiyor.

İLK DÜNYA KUPASI HEYECANI KURSAKTA KALDI

Suriye’yi eleyen Milli Takım FIFA’nın organize ettiği ve Brezilya’da oynanacak 1950 Dünya Kupası’na gitmeye hak kazanır. Fakat mali sorunlar Milli Takım’ın turnuvaya gitmesine engel olur. Daha doğrusu Adnan Menderes’in başında olduğu hükümet Federasyon’a ödenek çıkarmaz.

BERLİN PANTERİ TURGAY ŞEREN

Fakat 17 Haziran 1951’de Milli Takım Batı Almanya’yı Berlin’de 2-1 mağlup etmeyi başarır. Milli Takım’ın kalecisi Turgay Şeren “Berlin Panteri” lakabını bu maçta alır. Yüz bin seyircinin önünde oynana bu maç o döneme kadar Milli Takım’ın kazandığı en parlak zaferdir.

Berlin Panteri Turgay Şeren, bu lakabı nasıl aldığını şöyle anlatır:

1951’de yani 2.Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya harpten yeni çıkmış tabi ki bir milli maçı kazanmak istiyorlar. Berlin’deki maça gittik ve hakikaten hepimiz çok mutlu olduk en azından harp sonrası Almanya`yı gördük. Bizim takımımız Gündüz Abi, Lefter, Erol, Ali İhsan, Müjdat, Naci, Ben. İlk yarı başladı Gündüz Abi, Recep`e çok güzel pas verdi, Recep de bizim ilk gölümüzü attı, 1-0 olduk. 2.Dünya Savaşı’ndan sonra ilk defa Almanya bir maç yapıyor ve onu da kazanmak istiyor. Harpte yenilmiş bir de maçta yenilmek istemiyor. Ve orada şansım yaver gitti, inanılmaz şekilde çıkardığım toplar oldu. Maçı 2-1 kazandık, tabii “Berlin panteri” lakabı da o maçtan kaldı.

PARA ATIŞIYLA KAZANILAN DÜNYA KUPASI

1954 yılına gelindiğinde Milli Takım için ikinci dünya kupası serüveni başlar. İspanya’yla eşleşen Milli Takım ilk maçta 4-1 yenilir fakat kendi sahasında da 1-0 kazanmayı bilir. O dönemde averaj kuralı olmadığından üçüncü bir maçın oynanması kararlaştırılır. Milli Takım bu maçta İspanya’yla 2-2 berabere kalınca para atışları yapılır. Para atışı sonucunda Milli Takım İsviçre’de düzenlenen Dünya Kupası’na katıldı ve burada Güney Kore’yi 7-0 yenerek tarihinin en farklı galibiyetlerinden birini elde etti. Fakat Milli Takım, Batı Almanya’ya elenerek bir üst tura çıkamadı.

ORDU MİLLİ TAKIM ŞAMPİYONLUĞU

Bu senenin ardından 1955 yılında Milli Takım oyuncularının askere gitmesiyle Ordu Milli Takımı İtalya’yı geçerek Dünya Şampiyonu oldu. Türkiye Dünya Ordulararası Futbol Şampiyonası’nı tam 4 kere kazandı.

DÜNYA KUPASI FİNALİSTİ MACARLAR İSTANBUL’DA MAĞLUP

Milli Takım 1956 senesinde bir önceki Dünya Kupası’nda final oynayan Macaristan’ı İstanbul’da 3-1 yenerek unutulmaz bir galibiyet elde etti. Milli Takım’ın bu maçtaki efsane kadrosu ise şöyleydi:

Turgay Şeren (G.Saray)- Ali Beratlıgil (G.Saray), Ahmet Berman (Beşiktaş), Mustafa Ertan (Ank.Karagücü) -Saim Tayşengil (G.Saray)- Naci Erdem (F.Bahçe), Nüsret Ülük (Beşiktaş), İsfendiyar Açıksöz (G.Saray), Coşkun Özarı (G.Saray)- Metin Oktay (G.Saray), Lefter Küçükandonyadis (Fenerbahçe)

Doğan Koloğlu maçın ardından şu değerlendirmeyi yapmıştı:

“Rakiplerimizin pasları her zaman istedikleri yere gidemeden kesildi. Pas vermelerinde isabetsizlik vardı. İyi kombinezonları pek az yaptılar. Ve forvetleri Türk müdafaasında gedikler açamadılar, boşluklar yaratamadılar. Milli takımımız ise sağ iç Coşkun’u tamamıyla geriye çekerek iki kademeli bir müdafaa hattı kurdu. Üç bek ve üç haf olarak oynadı. Forvette ise dört elemandan üçü Kadri, Lefter ve İsfendiyar hem müdafaaya zaman zaman yardım ettiler hem de atak yaparak Metin’le beraber, delici ve şaşırtıcı bir taktikle rakip müdafaayı bastırdılar.”

2002’YE KADAR DÜNYA KUPASI HASRETİ

Milli Takım bu tarihten sonra 2002’ye kadar Dünya Kupası’na hiç katılamadı. 1966’da Portekiz, Çekoslovakya ve Romanya’nın bulunduğu zor bir gruba düştü ve grup sonuncusu oldu.

1970 yılındaki Kupa elemelerinde Sovyetler Birliği ve Kuzey İrlanda ile karşılaşan Türkiye, puan dahi alamadan grup sonuncusu oldu.

1974’te Napoli’de İtalya’yla 0-0 berabere kalsa da rövanş maçında 1-0 mağlup oldu ve Dünya Kupası’na katılma şansını kaybetti.

1978’de bu sefer rakip Avusturya’ydı fakat Milli Takım istediği başarıyı elde edemedi.

İNGİLTERE’DEN İKİ MAÇTA 13 GOL

1985’e geldiğimizde Milli Takım İngiltere’den iki maçta 13 gol yiyerek büyük bir hezimete uğradı. İngiltere’de Wembley’e ayak basan ilk futbolcu olan Abdülkerim Durmaz bu maçları şöyle anlatmıştı:

“O zaman Hateley ve Lineker diye iki santrforları vardı, çok ünlü dünyaca. Coşkun Özarı’ydı hocamız, genç diye Lineker’i bana vermişti. Lineker’in de ilk milli maçı, 17-18 yaşlarında. “Bu acemi, sen bununla baş edersin” dedi. Onun da İngiltere’deki ilk milli maçıydı. Hateley daha ünlüydü. Onunla da Raşit abi oynuyordu adam adama, şimdi Ümit Milli Takımı hocamız. 5-0 yenildik, 3’ünü benim tuttuğum Lineker attı. Kornerlerde adam adama oynadığımız için ben Lineker’in formasından yapışıyorum, başka hiç kimseye bakmıyorum. Amacım ona gol attırmamak, Raşit abi de Hateley ile adam adama oynuyor. Ön direk koşuları yapıyor İngilizler, biz o zaman alışık değiliz böyle şeylere. Lineker 18 içinde kayboldu, 20 oyuncu sağa sola koşuyor. Ben o arada Lineker’i kaybettim bulamadım. Markajdan kurtulmuş, kaybolmuş. Raşit abiye “Lineker’i gördün mü?” diye sormuştum. O da bana “Az önce bu tarafa gidiyordu” dedi. Sonra otele gidince Raşit abi bunu herkese anlattı. Sanki tek ben yenilmişim gibi herkes bu konuyu konuştu”

1990 elemelerinde averajla grup ikincisi olan Milli Takım turnuva biletini kıl payı kaçırdı.

YENİ BİR BAŞLANGIÇ: 1991 AKDENİZ OYUNLARI

1991 yılında Akdeniz oyunlarında finale çıkan genç nesil, Milli Takım’a ve Türkiye’ye umut vaat etti. alan Türkiye 91’den 2002’ye hatta Avrupa üçüncüsü olacağı 2008’e kadar bu ivmeyi sürdürecekti.

Fatih Terim’in teknik direktörlüğünde Milli Takım’ın bu genç nesli 1996 yılında ilk defa Avrupa Şampiyonası elemelerinde İsviçre’yi ve İsveç’i 2-1 yenerek İngiltere biletini alacaktı.

Milli Takım bu turnuvada Hırvatistan, Danimarka ve Portekiz ile aynı grupta yer aldı. Hırvatistan’a son dakikalarda yediği golle yenilen millî takım Portekiz’e 1-0 ve Danimarka’ya 3-0 mağlup oldu. Turnuvada hiç gol atamayan ve hiç puan alamayan Milli Takım; ilk kez katıldığı Avrupa Şampiyonası’ndan eli boş döndü.

Fakat başarının ivmesi giderek yükseliyordu. Türk Milli Takımı bu sefer Mustafa Denizli yönetiminde Euro 2000’de çeyrek finalde oynayacaktı.

Milli Takım bu turnuvada, B Grubu’nda İsveç, İtalya, Belçika ile eşleşti. İlk maçta İtalya’ya 2-1 kaybeden milliler; Avrupa Şampiyonalarında ilk golünü attı, gruptaki ikinci maçında İsveç ile golsüz berabere kalarak ilk puanını aldı. Gruptan çıkan takımı belirleyecek son maçta ev sahibi Belçika’yı Hakan Şükür’ün -biri kaleciden bile yükseğe sıçrayarak kafayla olmak üzere- attığı 2 golle devirerek Avrupa Şampiyonaları’nda ilk galibiyetini alan Milli Takım; İtalya’nın ardından ikinci oldu ve futbol tarihinde ilk defa bir uluslararası organizasyonda çeyrek finale yükseldi. Çeyrek finalde Portekiz’e yenilen takım, önemli bir başarıyla yurda döndü.

MOHİKAN ZAMANLARI: 2002 DÜNYA KUPASI

2002 yılı Milli Takım’ın en büyük zaferini elde ettiği bir yıl olacaktı. Ümit Davala’nın “Mohikan” tarzı saçı tüm yurda yayılmış, Tarkan bugün bile milli maçlarda söylenen “Arar buluruz izini” parçasını yapmıştı.

Kadroda kimler yoktu ki, sonraları heykeli dikilen Tugay Kerimoğlu, UEFA Kupası finalinde omzu çıkık oynayan “Cesur Yürek” Bülent Korkmaz, İstiklâl Marşı’nı yüreğiyle okuyan, Alpay Özalan, genç yetenek Emre Belözoğlu, Nihat Kahveci, Beşiktaş’ın efsanesi ve hepimizin “İlhan İlhan İlhan” sesleriyle aklımızda kaldığı İlhan Mansız, Brezilya’ya çok şık bir gol atan Hasan Şaş…

Bu efsane kadronun başında ise Türkiye’nin efsane kalecilerinden Şenol Güneş vardı. Tıpkı şimdi Euro 2020’de olduğu gibi….

Ayrıca hemen belirtelim Milli Takım 2002’ye kadar maç başına atılan gol ortalamasında 3.33 ortalamayla en fazla gol atan takım unvanına sahipti.

Türkiye’nin 2002 Dünya Kupası macerası şöyleydi: “Grup aşamasını Güney Kore’de oynayan Ayyıldızlılar ilk maçında Brezilya karşısında Hasan Şaş’ın attığı müthiş golle öne geçmesine rağmen karşılaşmayı 2-1 kaybetti. İkinci maçında da Kosta Rika ile 1-1 berabere kalan millîler, grubun son maçında Çin’i 3-0 yenerek gruptan ikinci olarak çıkmayı başardı. 2. Tur’da ev sahiplerinden biri olan Japonya’yı Ümit Davala’nın attığı golle 1-0 geçen ekip, çeyrek finalde turnuvada Fransa ve İsveç gibi takımları yenen Senegal ile eşleşti. Türkiye karşılaşmayı İlhan Mansız’ın attığı altın golle 1-0 kazandı. Sonradan kupayı kazanacak olan, grupta karşılaştığı ve kaybettiği Brezilya’ya yarı finalde (1-0) kaybeden Türk millî takımı, Güney Kore’yi 3-2 yenerek Dünya üçüncüsü oldu. Üçüncülük maçında Hakan Şükür maçın başlamasından 10,8 saniye sonra attığı golle FIFA Dünya Kupası tarihinin en hızlı golünü attı ve tarihe geçti. Üçüncülük maçının sonunda Türkiye ile Güney Koreli futbolcuların kol kola sergiledikleri dostluk görüntülerini seyircileri alkışlaması üzerine, Avrupa basını daha önce olası Türkiye-Güney Kore finali için “kâbus final” derken maçtan sonra “Finalin adı Türkiye-Güney Kore olmalıydı” şeklinde başlıklar attı. Kupanın ardından turnuvanın en iyi oyuncuları kadrosuna Rüştü Reçber ve Hasan Şaş seçildi.”

EURO 2008 VE SEMİH’İN BÜTÜN DÜNYAYI SUSTURAN GOLÜ

Türkiye EURO 2008 elemelerinde grupta oynadığı üç maçın üçünü de kazanmış ve son maçta Yunanistan’ı 1-0 geriye düştüğü maçı Tuncay Şanlı, Gökhan Ünal, Tümer Metin ve Gökdeniz Karadeniz’in golleriyle 4-1 kazandı.

Milli Takım bu galibiyetlerin ardından Bosna Hersek’e 3-2 mağlup olmuş, Malta’yla da 2-2 berabere kalmıştı. Macaristan’ı 3-0 geçen Milliler, Moldova’yla 1-1 berabere kalıp, arkasından da Yunanistan’a 1-0 yenilince eleme grubunda üçüncü sıraya geriledi. İşte son dakika golleriyle anılan turnuvanın hikâyesi de tam burada başladı. 17 Kasım 2007’de Norveç’i 2-1 yenmeyi başaran Milli Takım son maçta da Bosna Hersek’i yenince 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası Finalleri’ne katılmaya hak kazanmıştı.

Finallere Portekiz’e 2-0 yenilerek başlayan Milliler, Turnuva’nın 2. maçında ev sahibi İsviçre ile karşılaştı. A Milli Takım bu maçta 1-0 yenik duruma düşmesine rağmen Semih Şentürk ve Arda Turan’ın golleriyle maçı 2-1 kazandı ve gruptan çıkma şansını son maça bıraktı. A Grubu’nun son maçında Çek Cumhuriyeti karşısında 2-0 mağlup duruma düşmesine rağmen maçın bitmesine son 15 dakika kala Arda Turan’ın 1, Nihat Kahveci’nin 2 golüyle maçı 3-2 kazanarak tarihinde ikinci kez Avrupa Futbol Şampiyonası’nda çeyrek finale çıktı. Çek Cumhuriyeti kalecisi Cech’in topu elinden kaçırması ise yıllarca konuşuldu. Türk mucizesi yeniden gerçek oluyordu.

Türkiye artık çeyrek finalde Hırvatistan ile karşılaşacak ve Semih Şentürk’ün uzatmaların son saniyesinde atacağı beraberlik golüyle maçı penaltılara götürecek ve burada galip gelerek yarı finalin yolunu tutacaktı.  Bu sefer rakip Almanya’ydı.

Yarı final mücadelesinde Türkiye, maçta öne geçmesine rağmen Almanya beraberliği yakaladı ve öne geçti. Yine son dakikalarda Semih Şentürk’ün attığı golle beraberliği yakalamasına rağmen son dakikalarda Philipp Lahm’ın attığı gol ile Almanya maçı 3-2 kazanarak finale çıktı. Fakat, Türkiye Avrupa Şampiyonası tarihinin en büyük başarısını yakalayarak ilk dörtte yer aldı.

Yabancı basın Türkiye’nin Euro 2008 performansını övmekten kaçınmadı. Hırvatistan galibiyetinin ardından The Daily Telegraph, ”Türkler yenilgi bilmiyor. Uzatmaların ikinci yarısında canları alınmışken bile, Fatih Terim’in yürekli çocukları mücadeleye devam etti ve Semih Şentürk ile durumu eşitleyip, penaltılarda da üstünlük sağlayarak Almanya karşısında yarı finale yükseldi” değerlendirmesini yapacaktı.

Fransız Le Parisien gazetesi ise “Cesur Türkler” başlığını atacaktı. Le Figaro, Türkiye Almanya maçını “inanılmaz” olarak tanımlayacak ve  “Fatih Terim’in oyuncuları, başı dik turnuvayı terk etti” ifadesini kullanacaktı. Le Figaro yine bu maç için “Türk oyuncular bir kez daha kahraman gibi oynadılar” yorumunu yapacaktı.

EURO 2020: BİZİM ÇOCUKLAR

Milli Takım 2008’den sonra kayda değer büyük bir başarı gösteremedi.2016’da basında ve kamuoyunda yer alan kadro ve prim tartışmaları Milli Takım’a olan sevgiyi eksiltti, deyim yerindeyse Ayyıldızlıların karizması çizildi.

2020’ye geldiğimizde ise 1991 Akdeniz Oyunları’ndaki bir nesil Milli Takımı düştüğü yerden kaldırmayı başardı. Fransa’da verdikleri asker selamı ise “Bizim Çocuklar” ismini almalarını sağladı.

EURO 2020’de Türkiye’yi temsil edecek kadronun en büyük özelliği ise çoğu oyuncunun Avrupa’nın üst liglerinde oynuyor olması. İtalya’da Merih Demiral, İngiltere’de Cengiz ve Çağlar, Fransa’da Yusuf Yazıcı, Burak Yılmaz ve Almanya’da Ozan Kabak….

Milli Takım’ın bu inişli çıkışı ve tarihi anlarla dolu hikâyesini bir nefeste anlatmaya çalıştık. Bizim Çocuklar Türk Mucizesi’ni yeniden gerçekleştirir mi bunu hep birlikte göreceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir