Her şey 18 Aralık 1917’de soğuk bir kış gününde ABD Senatosu’na verilen alkol karşıtı bir yasa teklifiyle başladı.

Büyük Buhran’dan hemen önce ABD’de “Prohibition” yani yasaklar dönemi yaşanıyordu. 1920-1933 yıllarını kapsayan bu dönemde içki üretilmesi ve tüketilmesi ve taşınması yasaklanmıştı. O tarihlerde bu yasaklamanın bedelinin ne olacağı elbette bilinmiyordu. I. Dünya Savaşı’ndan çıkmış ABD’nin gündeminde türlü çılgınlıklar ve yeni dünyaya akın eden göçler vardı. Alkolün kontrolsüz ve yoğun tüketimi sosyal yaşantıda da sorunlara yol açıyordu. Dolayısıyla alkol karşıtlığı halkta da bir karşılık bulabiliyordu.

Öte yandan alkol karşıtı hareketler yasaklar döneminin yaşanmasının nedenidir demek pek de doğru değil. Çünkü çıkan yasayla birlikte karaborsa alkol üretimi adeta patlama yaşamış ve en sonunda büyük ve kanlı bir mafya hesaplaşmasına dönüşmüştü.

1920-1933 yılları arasındaki “Prohibition” süreci şöyle başladı:

-18 Aralık 1917’de Protestanların, Cumhuriyetçileri ve Sosyal Demokratların alkol karşıtı hareketlerinin sonucunda ABD Senatosu’nda alkolün yasaklanması teklif edildi.

-Bu teklif 36 eyalet tarafından onaylandı ve 16 Ocak 1919’da teklif tasdik edildi.

-17 Ocak 1920’de yasa resmen yürürlüğe girdi.

– Yürürlüğe giren bu yasanın uygulanması pek de kolay olmadı. Çünkü halkta alkol tüketimine karşı yoğun bir talep söz konusuydu ve ABD’nin de o dönemde bu yasağı geniş çapta uygulayabileceği bir kamu gücü yoktu. (Ya da uygulamaya niyeti yoktu.)

-Sürecin devamında madde otorite boşluğunu kabul etmedi ve Al Capone, Dutch Schultz ve Lucky Luciano gibi gangsterler, 1941 yılında hapishaneye girene kadar onlara her türlü desteği sağlayan Enoch L. Johnson gibi siyasetçiler, bu dönemi fırsat bilerek içki kaçakçılığından ve üreticiliğinden büyük servetler elde ettiler.

-1922 yılında sayıları 5.000 olan organize teşkilatlar sadece 5 yılda 30.000’e ulaştı.

-23 Mart 1933’te belirli alkollü içeceklerin üretilmesine ve tüketilmesine izin verildi. Ancak bu istisna yeterli olmayacaktı.

-5 Aralık 1933 yılında Başkan Roosevelt döneminde yapılan anayasa değişikliğiyle içki yasağı kaldırıldı.

Yasak kalktığı gün Bir Seattle Post-Intelligencer muhabiri şöyle yazdı:

“3. Cadde’nin aşağısında bir bara girdiniz. Mekanda dokuz kişi vardı. Saygın bir barmen kollarını kavuşturmuş, duvar kağıdına bakıyordu.

“Brendi ve gazoz mu? Evet efendim. Hayır, kalabalık bu gece fazladan bir şey değil. Aslında,” dedi gizlice, “bu gece çok yavaş. Yağmur olmalı.”

BOĞMA RAKI (MOONSHİNE) YASAĞI NASIL DELDİ?

ABD halkı bir şekilde yasağı delmenin yöntemini buldu. Moonshine, adını İskoç rahiplerin gece damıtmasından almaktadır. Moonshine’nin geçmişi 1536’ya, VIII. Henry’e kadar dayanır. VIII. Henry, Katolik kiliseye alternatif bir kilise kurar ve bunun sonucunda işsiz kalan rahipler İskoçya’ya gider. Rahipler alkol damıtmayı bildiklerinden, İskoçya’da viski yapımına başlarlar. Birleşik Krallığa dahil olan

İskoçya bu işten vergi almak ister. Viski üreticileri ise vergi ödememek için damıtma işlemini dağ başında ve ay ışığında yaparlar. İşte bu içki türü Moonshine (Ay ışığı) ismini bu yüzden almıştır.

Moonshine’nin yapım aşaması şu şekildedir: Mısır öğütülür. Bazı Moonshiner’lar ticari domuz yemini kullanmaktadır, çünkü çoğunlukla mısırdan yapılır ve ilgi çekmeden satın alınabilir.

Mısır unu sıcak suda ıslatılır. Bazen şeker eklenir fakat geleneksel Moonshiner’lar mısır nişastasındaki nişastayı şekere dönüştürmek için malt ekler. Daha sonra maya fermantasyon sürecini başlatır. Bu karışım, püre olarak iyice karıştırılır ve ısıtılır.

Alkol buharlaşır. Basınç devam ettikçe, alkol buharı, kapağın üstünden dışarı doğru uzanan bir borudan geçirilir. Buhar, soğuk suyla yoğunlaştırılır ve bir fıçıya dolar. Ve ay ışığı servise hazırdır.

Moonshine’nin bizdeki karşılığı ise tahmin edileceği üzere boğma rakıdır.

CAZ ÇAĞININ KANLI YILDIZI AL CAPONE

Bu küçük bilgilendirmenin ardından dönelim 20. yüzyıla.

Birinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından ABD’de müzikle anılacak bir çağ başladı. Caz çağı denilen bu dönem, sürrealizmin de zirvesiydi. Her ne kadar bu çağın görünen kahramanı Benjamin Button ya da Fitzgerald olsa da, Sicilyalı gangster Al Capone hem kanlı “Sevgililer Günü” katliamıyla hem de “karizma”sıyla caz çağının parlayan kanlı ve yaralı yüzüydü.

Capone barda hakaret ettiği bir kızın ağabeyinin, Capone’un yüzünde bıçakla açtığı üç yara iziyle hiç sevmediği scarface (yaralı yüz) lakabını kazanacak ve daha sonra bu yaraları savaşta aldığını söyleyerek halkın sevgisini kazanmaya çalışır.

Capone yer altı dünyasıyla ilk kez 14 yaşında okuldan atıldıktan sonra çalıştığı bir barda tanıştı.

“Çocukken her akşam yatmadan önce ve aklıma geldiği her an Tanrı’ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı’nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı’ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.” aforizması aslında onun hikâyesinin özünü oluşturuyordu. Çünkü Capone daha erken yaşlarda topluma uyum sağlayamamıştı.

Frankie Yale’in barmenliğini yapan Capone kısa sürede kurduğu ilişkilerle, barın güvenlik sorumluluğunu almış, Yale’in tetikçisi ve tahsilatçısı olmuştu.

Capone Sicilyalı ve İrlandalı çetelerinin arasında yaşanan büyük savaşta, nam yapmış ve Yale’in Beş Nokta Çetesi’ne katılmıştır.

“Güzel bir sözle alabileceğinizden daha fazlasını, güzel bir söz ve bir silah ile alabilirsiniz.” Sözü ise tam da bu dönemin deneyimlerinin ürünüdür.

Capone’un uyumsuzluğu New York’ta da devam eder ve başka bir çete üyesini hastanelik ettiği için Chicago’ya gönderilir. Burada onu “Tilki” lakabıyla bilinen Johnny Torrio karşılayacak ve onu sağ kolu yapacaktır.

Johny Torrio’yu en büyük gangster ilan eden ABD Hazine yetkilisi Elmer Irey, “”O en akıllısıydı ve, bunu söylemeye cüret edebilirim, tüm gangsterlerin en iyisiydi. ‘En iyi’ burada yeteneği ifade ediyor, ahlaki değerleri değil.” diyecektir.

Gazeteci Herbet Asbury ise,”Yeraltı olaylarının bir organizatörü ve yöneticisi olarak, Johnny Torrio, Amerikan suçlarının tarihçesinde eşsizdir; muhtemelen bu ülkenin henüz üretmediği gerçek bir dehaya en yakın şeydi.” diyerek onun karanlık dünyadaki yerini tarif edecekti.

Torrio Colosimo’nun öldürülmesinin ardından Chicago’ya geçmişti. 1919 yılında Capone’un da gelmesiyle işler alevlenmiş, çete savaşları da alevlenmeye başlamıştı.

Capone ve Torrio ikilisi önce içki kaçakçılığı yapabilmek için Colosimo cinayetine karıştı. Ardından ipleri eline alan ikili şehirdeki en büyük İtalyan suç örgütüne liderlik etmeye başladı.

North Side Gang ile rekabete girmeleriyle beklenen oldu. Kendileriyle çete arasında uzlaşma sağlayamayan Torrio, 10 Kasım 1924’te çiçek dükkanında O’Banion cinayetini düzenledi.

North Side Gang çetesi intikam almaya kararlıydı. İlk olarak Ocak 1925’te Capone’u hedef aldılar. Pusuya düşen Capone, yara almadan kurtulmayı başarmıştı. Bu olaydan on iki gün sonra ise Torrio, karısı Anna ile alışverişten dönerken vuruldu fakat sağ kurtulmayı başardı.

Bu olayın ardından Torrio, işleri Capone’a devredip İtalya’ya dönecekti.

70 MİLYON DOLARLIK SUÇ İMPARATORLUĞU

Kurdukları bu suç ağı Kanada’ya kadar uzanıyordu ve o günün parasıyla yaklaşık olarak 70.000.000 dolar gelir getiriyordu. Chicago Outfit tam anlamıyla bir suç imparatorluğuydu ve bu imparatorluğun başında artık 26 yaşındaki Al Capone vardı.

Capone’un ipleri tek başına ele almasıyla birlikte, çete savaşları hızlandı. Öyle ki Capone kendisinden likör almayı reddeden barlara bile bombalı saldırı düzenliyordu. Ancak en kanlı ve infial yaratan eylemi 1929 yılında yaptığı ve ‘Sevgililer Günü Katliamı’ olarak kaydedilen katliamdı.

14 Şubat 1929 günü bütün ABD şoka uğrayacaktı. Şikago’da Kuzey Clark’ta 2122.sokakta bulunan ve Bugs Moran’a ait tamirhanelerinden birinde yapılan katliam belki de “caz çağının” kanlı yüzünü ilk defa gün yüzüne çıkaracaktı.

Capone ve yanındaki adamlar polis kıyafetleri giyerek, Moran’ın karargahına gitti. Moran’ın adamlarını kandırmayı başaran Chicago Outfit üyeleri, Northsie çetesindeki yedi üst düzey yöneticiyi öldürdükten sonra iz bırakmadan kaçmayı başarmıştı.

Katliamdan Moran kurtulmayı başarmıştı ancak, Gusenberg, Albert Kachellek, Adam Heyer gibi üst düzey suç örgütü yöneticileri Moran kadar şanslı değildi.

“Sevgililer Günü Katliamı” aslında Capone’un sonunun başlangıcı oldu çünkü yer altı dünyasının zirvesine tırmanmıştı.

1930’lar gelmeden milyoner olmayı başaran Capone, Büyük Buhran ve Yasaklar dönemi sayesinde suç ağını ABD’nin her tarafına yaymayı başarmıştı.

Hatta siyasete de girmeyi başaran Capone, ABD Başkanı Herbert Hoover’la da yakın ilişkiler kurmuş; bu ilişkiyi anlamlandıramayan ABD basını ise ‘Ülkeyi Hoover mı yönetiyor, Capone mu?’ sorusunu sormuştu. Çünkü Capone o dönemde grevlerden ve toplumsal hareketlerden zarar gören siyasetçilerin imdadına yetişiyor ve grevleri şiddetle bastırıyordu.

HALKIN ADAMI OLMAK

Öte yandan Capone, halk desteğine hep ihtiyaç duymuş, ‘Halkın adamı’ olmak istediğini söylüyordu. ABD’nin ekonomik olarak çöktüğü bu dönemde derneklere bağış yaparak, çocuklara süt dağıtarak

halkın gözünde Robin Hood olmayı amaçlamıştı. Ancak bu “itibar”ı Sevgililer Günü Katliamı’yla yerle bir olmuştu.

YAKALANIŞ HİKÂYESİ

Öyleyse sona doğru gelelim….

Meşhur kuşçunun yaşadığı Alcatraz’ın ilk mahkumlarından biri olma “şerefi”ne nail olan Capone, ne içki kaçakçılığından, ne rüşvetten ne de cinayetten hüküm giymiştir. Capone ruhsatsız silah bulundurmak ve vergi kaçakçılığıyla yargılanmış yaklaşık 8 sene hapis yattıktan sonra şartlı olarak tahliye edilmiştir.

Capone’u yakalayan Amerikan İçki Müfettişi Elliot Ness’in kurduğu The Untouchables adlı efsanevi ekiptir. Ekip bu ismi Ness’in Capone’un rüşvet teklifini basına duyurmasından sonra almıştır.

İçki kaçakçılığıyla mücadele eden Ness, işin mali ağını da fark etmiş ve en büyük koz olarak da bunu kullanmıştır. Ancak Capone’un vergi kaçakçılığından hüküm giymesine neden olan isim ‘Mob’s Accountant’ (Mafyanın Muhasebecisi) olarak bilinen Meyer Lansky’nin, Capone aleyhindeki ifadeleridir.

Lansky, Lucky Luciano ile birlikte Ulusal Suç Sendikası gibi bir örgütlenme kurarak yer altı dünyasına başka bir “düzen” getirmeyi hedeflemişti.

Lansky’nin anılarında yer alan şu not ise Capone ile arasındaki ayrılığı ortaya koyuyordu. Belki de Capone’un uyumsuzluğu onun çeteden dışlanmasına neden olmuştu.

“Ancak bu nakit akışına rağmen, Lansky’ler basitçe yaşadılar – örneğin Chevrolet’i sürmek. Russo, “Lansky akıllıydı. Al Capone gibi cömertçe yaşamadı” diyor. “Vergi beyannamesinin her satırının inceleneceğini biliyordu. Ne dilediğine dikkat etmen gereken şeylerden biri de bu zavallı göçmenlerin sonunda paraları oldu ama harcayamadılar.”

New York Times’in 18 Ekim 1931 tarihli sayısında Capone’un duruşmadaki tavırları hakkında şunlar yazılacaktı:

“O kolayca kazanılmış hissetti sanki Capone sırıttı. …Capone en fazla on yedi yıl hapis ve 50.000 dolar para cezasıyla karşı karşıya. Bunun farkında değil gibiydi. Mahkeme salonunda sürekli sırıtmaya devam etti, çığlık atan yeşil bir takım elbise (135 dolarlık olanlardan biri) içindeki iri vücudu tüm gözleri ona doğru çekiyordu.”

Al Capone 1939 yılında şartlı tahliyeyle salındı fakat çeteye geri dönemedi. Hem hapishanede dış dünyayla bağlantısının kesilmesi, hem de çeteden kopuşu nedeniyle bunalıma girdi. Sevgilisinden dolayı da frengi kapan Capone’un algılaması 12 yaş düzeyine kadar inmişti. Capone 25 Ocak 1947 yılında öldü.

Capone öldükten sonra “Baba” lakabını aldı. Capone ilk olarak 1932’de Howard Hawks tarafından çekilen Scarface ile sinema dünyasında yer almış ve daha sonra Palma’nın çektiği Scarface’e, ve Francis Ford Coppola’nın The Godfather filmine ilham olmuştur.

2010-2014 yılları arasında yayınlanan Boardwalk Empire dizisi ise ABD’deki mafya örgütlenmesinin en iyi anlatıldığı dizilerden biri olmuştur. Dizide yer alan karakterlerin büyük çoğunluğu gerçek karakterlerden hareketle yaratılmıştır.

Brian Palma’nın çektiği The Untouchables (Dokunulmazlar) filmi Capone’un yakalanış öyküsünü anlatmıştır.

İşte Caz Çağı’nın yaralı yüzü Capone’un bu “hızlı” ve kanlı yaşamı böyleydi.

Son sözü onu yakalamayı ve mahkum ettirmeyi başaran Elliot Ness’e bırakalım:

“Hiçbir zaman kavganın peşini bırakma, ta ki kavga bitene kadar.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir