Bir süredir Marmara sularında etkisini gösteren müsilaj korkunç boyutlara ulaştı. Uzmanlar mevcut durumun, tehlike sinyallerinden ziyade, denizlerimiz için onarılması mümkün olmayacak tahribatların gerçekleşeceğini belirtiyor.

Dünya sularında ilk kez 1729 yılında Adriyatik denizinde kayda düşülen müsilajın Marmara sularındaki tehdidi ne anlama geliyor? Müsilaja ne sebep oldu, kurtulmanın yolu var mı? Mavi Vatan’a neden kara parçamız kadar önem göstermiyoruz?

Çanakkale’de süreci takip eden Deniz Bilimci Dr. Özgür Emek İnanmaz, Ali Kandaz’ın sorularını yanıtladı.

“Önceki senelerde olduğu gibi ‘nasılsa kısa süre sonra geçip gider’ dendi”

Müsilaj (deniz salyası) nedir? Uzmanlar ve akademisyenler neden “yeni kabus” olarak nitelemekte?

Bazı mikroskobik boyuttaki bitkisel organizmaların –bunlara fitoplankton diyoruz-  aşırı çoğalmasına bağlı olarak hücre içi sıvılarının ortama karışmasıyla başlayan bir süreç olarak değerlendirebiliriz. Ancak tabaka halinde gözlemlediğimiz yapı sadece bu sıvıdan ibaret değildir. Bunu harç malzemesi olarak düşünürsek akabinde diğer bakteri, plankton, canlı ve cansız askıda maddeleri de birbirine bağlayarak agregat diyebileceğimiz bol malzemeli bir organik çorba oluşumuyla süreç devam eder. “Yeni kâbus” denmesinin sebebi sanırım ilk defa olarak olayın bu kadar ciddiye alınması olabilir. Önceki senelerde olduğu gibi “nasılsa kısa süre sonra geçip gider” dendi ancak zaman ilerledikçe kâbusun içinde olduğumuz anlaşıldı.

“Müsilaj kara, deniz ve havayı getirdiğimiz noktanın bir bedeli. “

Müsilajın Marmara sularında bu denli çoğalmasının ve tehdit oluşturmasının nedenleri nelerdir?

Burgazada

Müsilaj kaynağını sadece denize dökülen deşarj kaynaklı besin elementlerinden (azot, fosfor başta) olduğunu düşünmemek lazım. Bu olayın küresel kaynağı iklimlerdeki değişimlerdir. Yani ortalamanın üzerinde sıcaklıklarla geçen bir kış mevsiminin sonuna doğru tüm doğa hareketlenmeye başlarken tabii ki plankton dediğimiz canlı grubu da çoğalmaya başladı. Plankton aslında dünyada yaşam için çok önemli, olmazsa olmaz bir canlı grubudur. Atmosferdeki oksijenin yarısından fazlası denizlerdeki bu bitkisel mikroorganizmalar sayesinde üretilir. Ayrıca denizlerdeki besin zincirinin temelini de plankton oluşturmaktadır. Ancak aşırı ve dengesiz çoğalmaları denizlerde ve iç sularda bu tip istenmeyen durumlara neden olmaktadır. Sıcaklık dışındaki diğer ve en önemli neden ise denizlerdeki kirliliktir. Azot ve fosfor bileşiklerini, kolay anlaşılması açısından kabaca bunlara gübre dersek, denizlerimize bol miktarda salmaktayız. Marmara Denizi küçük bir iç deniz olmasına rağmen maalesef çok fazla noktadan kirleticilerin etkisi altındadır. İstanbul Boğazı’ndan başlayacak olursak, üst akıntıyla gelen Karadeniz suları, İstanbul ve diğer kıyısı olan kentlerin kanalizasyonları, fabrikalar ve diğer işletmelerin deşarjları başlıca kirlilik kaynaklarıdır. Ancak kıyılardaki habitatların yani doğal yaşam ortamlarının betonlaşması, tarımdaki yanlış uygulamalar ve aşırı-yasadışı balıkçılık faaliyetleri de bu kirlenmeden sorumludurlar. Yani Karabiga’nın bakir koylarına termik santral yaparsanız hem kıyı yapısını bozmuş olursunuz, hem havayı kirletmiş olursunuz (çünkü bölgede gereğinden fazla santral konumlanmış ve konumlanmakta) hem de atık ısıyla zaten sıcaklık problemi yaşayan suya termal bir kirlilik vermiş olursunuz. Planktonla beslenen balıkların aşırı avlanmasının ve hedef dışı balıkçılığın önüne geçmezseniz besin zincirinde kırılmalara ve bazı grupların aşırı çoğalmasına neden olmuş olursunuz. Toprak analizlerinizi yapmadan, hangi besin elementinin eksik olduğunu bilmeden sürekli toprağa sentetik gübre verirseniz bunlar yağışlarla, zaten aşırı gübre problemi yaşayan denizlere ulaşmış olurlar. Müsilaj kara, deniz ve havayı getirdiğimiz noktanın bir bedeli.

Karabiga’da durum

“Topraklarımız gibi ‘Mavi Vatan’ın da her damlası kutsaldır.”

MAREM (Marmara Environmental Monitoring –Marmara Çevresel İzleme) projesi yürütücüsü, hidrobiyolog Levent Artüz “bu münferit bir olay değil, bir zincir, bir sonuç. Marmara 1989’da öldü. Gördüğümüz, bir cesedin çürümesidir” ifadesini kullandı. Tablo bu derece vahim mi?

Olayın bir sonuç olduğunu kabul ediyorum ancak Marmara Denizi için “öldü” demek fazlaca acımasız olur. Hocamız muhtemelen konuya dikkat çekmek için bu tanımlamayı yapmıştır. Aksi takdirde cenaze namazını kılmamız gerekir ki bu da umudun bittiği anlamına gelir ve ivedilikle “zaten ölü daha kötüsü olmaz” projeler kapıya dayanıverir. Bu iç denizimiz hala hayattadır ve olumsuzlukları düzeltmek için hem kurumlarımız hem toplum ellerinden geleni yapacaklardır. Topraklarımız gibi “Mavi Vatan”ın da her damlası kutsaldır.

“En azından bir süreliğine suyu süzerek beslenen midye ve diğer kabukluların tüketilmemesi gerekir.”

Oluşan bu kirlilik, suyun farklı katmanlarında yaşayan canlı ekosistemini nasıl etkilemekte?

Genel olarak bir deniz ya da ortam kirlenmeye başladığında tür sayısında azalma olur. Çünkü bazı türler kirliliğe dayanıksızdır ve ortamdan uzaklaşmaya başlarlar. Diğer kirliliğe toleranslı türler ise tam tersine sayılarını arttırmaya başlarlar. Bunun dışında kirliliğin en çok etkilediği bölgenin dip olduğunu söylemek yanlış olmaz. Burada yaşayan bitki, sünger, mercan ve kabuklular gibi canlılar ne müsilajdan ne de diğer kirleticilerden kaçabilirler. Ayrıca bu ortamdan beslenen ve burayı yuvası yani habitatı olarak kullanan türler de büyük zarar görürler. Çünkü müsilaj sadece su yüzeyinde değil tüm su kolonunda ve zeminde de yayılım göstermektedir. Dip canlılarından bahsetmişken en azından bir süreliğine suyu süzerek beslenen midye ve diğer kabukluların tüketilmemesi gerektiğini söylemeliyim. Özellikle akıntıların sonlandığı ve su hareketlerinin çok zayıf olduğu yerlerde müsilaj tabakası diğer kirleticileri de bünyelerine alarak oldukça kalınlaşmıştır. Hatta güneş ve rüzgârın etkisiyle üst katmanın kuruduğu ve tamamen geçirimsiz bir hal aldığı gözlemlenmiştir.

Müsilaj nasıl oluşur?

Hidrobiyologlar müsilaj oluşumuna yönelik üç ana faktör olarak yüksek sıcaklık, fazla besin elementi artışı ve durağan deniz durumunu söylemekte. Buna yönelik önlemler alınma noktasında elbette yüksek sıcaklığa ve durağan deniz durumuna bir müdahale söz konusu olamayacaktır. Elimizde tek çözüm olarak, fazla besin elementi artışını önlemek mi kalmakta?

Yüksek sıcaklık için elimiz kolumuz tamamen bağlı değil. Küresel iklim değişimi ile ilgili ülkelerin ciddi çalışmaları var ve artarak devam ediyor. Bizim de hem ülke olarak hem de bireysel anlamda yapabileceğimiz pek çok şey var. Bu çabaların hepsi iklim üzerinde olumlu etki yapacaktır. En azından daha kötüye gitmemizi ve yıkıcı dalgalanmalardan, anomalilerden korunmamızı sağlamaya yardımcı olacaktır. Bunun dışında kirlilikle mücadele işini hiç olmadığı kadar ciddiye almak lazım. Gelecek yıllara bırakmadan en kısa sürede bu çalışmaların ve yaptırımların temelleri atılmalıdır. Farkında olduğunuz üzere son yıllarda hem doğada hem insanlarda bir hastalık durumu süregelmekte. Bilim her ne kadar çözüm üretmeye odaklansa da bizim yaşam tarzlarımızda değişiklik yapma zamanımız geldi. Gereksiz alışverişler, son kuruşuna kadar harcama alışkanlıkları, suyu, enerjiyi doğru kullanamama, dağlarımıza, denizlerimize özetle kaynaklarımıza sahip çıkamama gibi alışkanlıklar silsilesinin içinde yaşamlarımızı sürdürüyoruz. Sadeliğin, zamanın, güneşin, çiçeklerin keyfini sürmüyoruz. Tüketmek için para kazanmaya çalışıyoruz. Hiçbir zaman yeterli olmayacak kazanma hırslarıyla değerli zamanlarımızı harcıyoruz. Hem insan hem çevresi zehirleniyor, kanser oluyor. Daha çok sanat, daha çok spor, sanat ve bilime ihtiyacımız var.

Mevcut müsilajdan tamamen arınmış bir Marmara’yı ne zaman görebiliriz?

Bu tamamen yapılacak çalışmalara bağlı. Birkaç hafta sonra müsilaj sona erer de tedbirler ileriki tarihlere atılırsa ödeyeceğimiz bedel de artacaktır. Ama iyi bir çalışmayla ve alınacak tedbirle kısa vadede doğa bize olumlu yanıt verecektir.

Derin deniz deşarjı yönteminin müsilaja etkisi nedir?

Derin deşarjlar doğru yapılmadığı zaman fayda yerine zararı olmakta. Önce arıtılıp, seyreltilip olumsuz etkileri en aza indirildikten sonra alt akıntı sistemine verilmesi gerekiyor. Ancak bildiğimiz kadarıyla doğrudan alt akıntı sistemine verilen deşarjlar Marmara Denizi’ndeki ve İstanbul Boğazı’ndaki eşikler nedeniyle üst akıntıya taşınmakta ve bu tabakayı besin tuzlarınca zenginleştirmektedir. Tabiri caizse tüm su kolonunu gübrelemekte ve müsilaj oluşumuna katkı sağlamaktadır.

Karabiga’da suyun durumu

Yerel ve merkezi idari yönetimlerin ne gibi somut adımlar atması gerekmekte? Çevre Bakanlığı’nın ve devletin üç tarafı denizlerle çevrili olan bu ülkemizde gerek musilaj meselesi özelinde gerekse denizlerin temizliği konusunda yürüttüğü politikaları nasıl yorumluyorsunuz?

Denize kıyısı olan köy muhtarlığından Çevre ve Şehircilik bakanlığına kadar tüm birimler, Liman Başkanlıkları, Tarım İl Müdürlüklerine bağlı Su Ürünleri Kontrol, üniversiteler, enstitüler, kolluk kuvvetleri (Sahil Güvenlik, Jandarma) ve STK’lar en kısa sürede bir araya gelmeli ve yol haritasını çıkarmalıdır. Akademiler denizleri yakın, periyodik ve uzun süreli takibe alırken, bakanlık ve müdürlüklerin yetki alanındaki tüm tesislerin kontrolleri sık ve devamlı olarak yapılmalıdır. Mevzuata aykırı hareketler gerekli yaptırım ve uygulamalara tabi tutulmalıdır. Burada maksat zor gücü kullanmak değil Mavi Vatanımızı, doğamızı, denizimizi korumaktır. Zira tersi durumda hem toplumsal hem ekolojik olarak karşılamakta zorluk çekeceğimiz bedeller ödemek zorunda kalabiliriz. Marmara Denizi’nin hassasiyeti göz önüne alınarak ilgili bakanlıkların önceden bariz yapmaları gereken deniz izleme çalışmalarını üniversite ve enstitülerle birlikte sağlamaları gerekmektedir. Türk Boğazlar Sistemi’ni kapsayan bu çalışmalar kurumlar ve disiplinler arası olmalıdır. Buradan biraz daha genelleme yapacak olursak denizcilik politikalarımızın uzun vadeli perspektiflere dayalı ekosistem tabanlı olarak oluşturulması gerekmektedir. Bunun için yeterli kurum ve insan gücüne hâlihazırda sahibiz. Bu çalışmalara tarım ve iklimle ilgili birimler mutlaka dahil edilmelidir. Eğitim konusu her zaman gündemde olmalıdır. Okul öncesinden başlayan çevre ve deniz eğitimleri yaygınlaştırılmalı ve bu kapsamda müfredat geliştirilmelidir.

Peki Kanal İstanbul’un bölgede deniz ekosistemine etkileri neler olacaktır?

Kanal İstanbul yapımı aşamasında pek çok çevresel sorunla karşılaşılacaktır. Başlık olarak söylemek gerekirse harfiyat sırasındaki habitat kaybı (150 milyon metreküp toprağın yer değiştirmesinden bahsediyoruz), kirlilik yükü çok fazla olan sedimanların deniz dolgusu olarak kullanılması, tarım arazilerinin, ormanların ve sulak alanların kaybı, ayrıca bu alanların ve ekosistemlerin bölünmesi, bağlı olarak pek çok türün göçünün engellenmesi sayılabilir. Kanal bittikten sonra ise Karadeniz ve Marmara arasında akıntı rejiminde muhakkak değişiklikler olacaktır. Özellikle Tuna nehrince taşınan Karadeniz’in besince (azot, fosfor vs) zengin suları daha çabuk Marmara Denizi’ne ulaşacaktır. Değişen akıntı sisteminin türlerin göçlerine nasıl etkileyeceği ise bilinmemektedir. Artı ve eksileri karşılaştırdığımızda maalesef olumsuz yönleri çok daha ağır basmaktadır. Şu haliyle çözülmemiş problemlerine ek olarak yeni çevresel sorunlar eklenmesi hem ülkemiz hem bölge için endişe vericidir. Artık deniz ülkesi olduğumuzu kabul etmeli, onu öğrenmeli ve bunu kültür haline getirmeliyiz. Ancak bu şekilde kalıcı çözümler üretebilir ve denizlerimizi koruyabiliriz.   

***

Dr. Özgür Emek İnanmaz’ın çocuklara ve gençlere denizlerimizi anlattığı kitabı, gelecek kuşakların ekolojik eğitimine önayak olabilir.

“Ülkemizin üç yanı denizlerle çevrili. Ama biz denizlerimizi ve denizlerde yaşayan canlıları ne kadar tanıyoruz, denizlerimize gereken özeni gösteriyor muyuz ve onlardan ne kadar yararlanıyoruz, denizlerimize zarar veriyor muyuz? Dünyanın en büyük hayvanının da en küçük hayvanının da denizlerde yaşadığını biliyor musunuz? Ya deniz canlılarının nasıl beslendiğini, nasıl çoğaldığını, kaç yıl yaşadığını ve birbirleriyle nasıl bir ilişki içinde olduklarını? Kafadanbacaklılar diye bir deniz hayvanı olduğunu biliyor musunuz, ya da planktonların dünyanın oksijen kaynağı olduğunu? İşte bütün bunların ve daha pek çok sorunun yanıtını bu kitapta bulacaksınız. Keyifli çizimlerle birlikte.”

By Ali Kandaz

c

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir