Türkiye’nin uyuşturucuyla mücadelesi, yayınlanan tablolar, grafikler, emniyetin açıklamaları son günlerde en çok konuşulan konulardan biri. Uyuşturucu meselesiyle ilgili hemen hemen birçok kesimden ilgiliye soru yöneltildi ancak biz konuyu mücadelenin esas noktasına çevirmek istedik. Geçmiş yıllarda uyuşturucuyla mücadelenin etkin ismi Psikiyatrist Profesör Doktor Arif Verimli’ye bu konuyla ilgili gözlemlerini sorduk. Eh, Verimli’yi yakalamışken, pandemide karantina sonrası depresyonunu ve bir de ilginç bir konu başlığını daha konuştuk: Komplo teorileri…

Sizin geçmiş yıllarda liselerde uyuşturucuyla ilgili çok seminerler verdiğinizi biliyorum, şimdi Türkiye’nin son yıllarını ele alırsak, özellikle pandemi sırasında bazı istatistiklerde kullanım oranı açısından yukarıya çıktığını görüyoruz. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir gözleminiz var mı?

Benim daha önce ki çalışmalarımda, çalıştığım hastanenin başhekimi olarak, tabii ki çok fazla etkim vardı. O zamanki hükümetle çok görüşür ve önlemler konusunda da çok ciddi tedbirler alırdık. Buna Birleşmiş Milletler’den gelen kişilerle temas ederek de alırdık ne olması gerektiği konusunda. Bir defa uyuşturucuyla mücadele tek başına korkunç bir mücadeledir. Çünkü uyuşturucuyu kaçıranlar, alanlar, satanlar, çok daha büyük maddi kaynaklara sahiptirler. Uyuşturucu karşıtı çevrenin de o kadar büyük parası yoktur. Dolayısıyla burada iki özellik var. Birincisi uyuşturucu maddelerin temin edilmesi ve piyasaya sunulması. Bu zaten eski büyüklüğünde devam ediyor. İkincisi buna karşı savaşta da talebin azaltılması. Piyasada mal bulunsa da bu malı talep etmeyecek insanların sayısını artırmak, bilinçlendirmek, bilgilendirmek. Bu bir zamanlar daha hızlı yapılabiliyordu.

“UYUŞTURUCUYLA MÜCADELE SADECE POLİSLE OLMAZ”

Şimdilerde eleştiri olarak ele almayalım, gözlem olarak söylüyorum, sadece emniyet kuvvetleriyle, jandarmayla sadece bir bakanlığın kontrolünde giden bir hadise olmamalı. Şimdi bir dernek vasıtasıyla mücadele sürdürülüyor. Ara sıra kamu spotlarıyla sürdürülüyor. Bu yeterli değil. Bizim bir teklifimiz vardı daha önceki yıllarda, cumhurbaşkanlığına bağlı bir uyuşturucuyla mücadele müsteşarlığı kurulmasıyla ilgiliydi.

Buna nasıl bakıldı?

Pek değer görmedi. Benim teklifimle kaldı. Tekrar emniyet kuvvetlerinin mücadelesiyle istatistik rakamlarla, şu kadar yakalandı, bu kadar yakalandı gibi sürüyor. Aslında yakalanamayan, piyasada el altında satılan, her mahallede bulabileceğiniz bir noktaya kadar geldi. Çünkü tüketici toplum. Talep azaltılmadı. Talep bilinçlendirmediğiniz sürece artarak gider.

Size mutlaka pandemi süreciyle de ilgili bir soru sormak istiyorum. Malum uyuşturucu bağımlılığı ve alkolizmin artması kadar, son aylarda intihar, boşanma, şiddet verilerine bakarsak, ki sosyal medyada ve haberlerde çok sık görmeye başladık gözden kaçacak gibi değil, Türkiye’nin gittiği yönü değerlendirebilir misiniz?

Ben bu soruyu geçmiş yıllarda benim hastanede ki başhekimlik görevim sırasında uyguladığım bir mantaliteyle bağdaştıracağım. Bir kere bu korona virüs meselesi, bütün dünyada olduğu gibi, bizim için de çok ciddi bir stres kaynağı oldu. Bu stresi yaşamayan hiçbir kimse yok. Yani birtakım kurallara uymayan, maske takmayan, sosyal mesafeye uymayan insanlar bile uymuyor gibi gözükseler de, için için korktuklarını düşünüyorum ben. Çünkü gözle gözükmeyen bir mikroorganizmanın, insan hayatını nasıl tehdit ettiğini, insanlığın bu tehdide karşı önlemlerinin son derece az olduğunu gördük. Örnek olarak söyleyeyim, aşı bir ümit olarak gözüküyor, evet öyle doğru hiç kimse buna karşı koyamaz, fakat asıl mesele, ben bir tıp doktoruyum, konum değil mikrobiyoloji ya da enfeksiyon hastalıkları ama, doktor olmak hasebiyle bir yandan hadiseyi düşünüyorum, asıl mesele, anti-virütik bir ilacın keşfi ile bu olay çözülecek. Örneğin bir takım viral hastalıklar var, bu hastalıkların ilaçları bulunduğu için biz rahatladık. Onlar da geçmişte küçük küçük salgınlar yarattılar. Ama bu daha öncekilere hiç benzemeyen genişlikte ve tehdit eden özellikleriyle meydana çıktı ve hepimizin inanın bütün gün aklımızda. Otobüse de binsek, arabaya da binsek, bütün dünya tercihlerimizi değiştirdi.

“KOMŞUMUN GÜLDÜĞÜNÜ GÖRDÜM, GARİPSEDİM”

Dolayısıyla bu stres altında insanlar çok değişik reaksiyonlar gösteriyorlar. Bunlardan birincisi, devletin haklı olarak aldığı kapanma kararları, bütün toplumu ilgilendiren sağlık tedbirleri, insanların özgürlüğünü kısıtlar gibi oldu. İnsanın kendi isteğiyle, bilinciyle kendi evinde haftalarca kalabilmesi başka, ama yasak olarak uygulanması başka. Bu olayın iki yönü var. Bunlardan birisi genelde, yaşanan aşırı stres ve özgürlüklerin bizim bilincimiz dışında kısıtlanmasının getirdiği olumsuz duygular yaşıyoruz. Hepimiz gerginiz, gülen insan görmek pek mümkün değil. Geçen gün balkonda otururken aşağıdaki komşumuzun güldüğünü hissettim, duydum garipsedim yani. Çünkü bir-iki tane çıkıyor bu tür olaylar.

İkincisi covid virüsünün bulaştığı ve hasta ettiği insanlarda ortaya çıkan psikiyatrik tablo. O covid süreci içerisinde yaşanan, mesela on günlük karantina dönemlerinde yakınlarına sevdiklerine bulaştırma korkusu. Bir baba düşünün eve virüsü getirmiş, çocuğumu eşimi hasta ettim mi endişesi son derece üzüyor. Nedendir bilinmez ama covidi atlatan insanlarda bile, daha sonra ciddi depresyonlar görüyoruz. Ciddi endişeli tablolar, bunaltılı rahatsızlıklar görüyoruz. Hastalık geldi, geçti diye düşünmüyorlar çünkü tehlikeli bir sınırdan geçmiş oluyorsunuz, hayatınız tehlikeye düşebiliyor, bunun getirdiği sayısız depresyonları, sayısız endişeli bozuklukların bedensel belirtileri ortaya çıkıyor.

Bunaltılı bir rahatsızlık geçiriyorsanız, çarpıntıyla başlıyor, uykusuzluk, kafanızda binbir tane fikir dönüp duruyor. Bunu birçok insanla paylaşamıyorsunuz. İnsanlar duygularını paylaşamıyor, korktuğunu, kaygılandığını, bunaldığını açıklayamıyorlar. Çünkü karşıdan gören kişi “hastalığı atlattın geçirdin artık” diye tepki gösteriyor. Hayır aslında geçirmemiş oluyorlar. Onların tahminen beyinle ilgili sıkıntıları ortaya çıkıyor, ciddi depresyonlarla karşılaşıyoruz.

Peki devletin yapabileceği bir şey, alabileceği bir önlem vb var mı?

“BİLİM KURULUNDA PSİKİYATRİST BULUNMASI ŞART”

Bu konuda bilim kurulu çalışıyor. Kurul çalışsa da -bu küçük bir eleştiri sayılabilir- bilim kurulunda sağlığın diğer alanlarında ki bilim insanları da bulunmalılar. Örneğin psikiyatrik vakalar toplum için son derece önemlidir. Covid ön planda olunca, insanlar psikiyatrik sorunlarını bile ilgili profesyonelle konuşmak için temas kuramıyorlar. Böyle ciddi bir sorun var. Psikiyatrik vakaların hastaneye başvuruşu bile durdu.  Dolayısıyla bu durumda ne önlem alınmalıdır, nasıl önlem alınmalıdır diye o bilim kurulunda da bir psikiyatristin bulunması şart gibi gözüküyor. Devlet makro planda, kâğıt üstünde kusursuz sayılabilecek önlemler alıyor, genelgeler yayınlıyor ama bütün mesele bunlara tabanda ne kadar uyulduğu, ne kadar uygulanmadığı meselesi var. İster istemez psikiyatrik popülasyonda yani insanın bulunduğu her yerde, bir ruhsal durum sözkonusu olduğuna göre, zaman zaman bazı kişilik bozuklukları nedeniyle alınan önlemlere karşı gelebiliyorlar. Ayrıca şiddetin artması meselesi de var, günlük haberlerde bireysel olarak anlasak da gizli kalmış binlerce insan var. O bunaltılı tablo içerisinde gergin ve öfkeli olabiliyorlar. Öfkesini en yakınından çıkarabiliyorlar. Çocuklar gençlerin durumu da var, gençlerin zaten ergenlik sorunları var, bir de bunlar eklenince bu dağları aşan problem haline geldi demek lazım. Devlet bu konuya sözel bir biçimde parmak basabilir.

“KARANTİNA SONRASI DEPRESYON ARAŞTIRILMALI”

Psikiyatristlerin mutlaka devreye girmesi lazım. On gün karantina geçirdikten sonra insanda ne oluyor ne bitiyor psikiyatrik bakımdan bunu araştırmak lazım. Kapanmalardan kaynaklanan bunaltılı tablolar ve öfkeler o kadar çok yaşanıyor ki, bunun sonucunda onarılmaz yaralar alabilirsiniz. İnsanlara hadi kitap okuyun, şöyle yapın, böyle yapın tarzında birtakım tavsiyeler var ama içinde bulundukları depresyon yüzünden konsantrasyonları çok zayıf. Konsantre olamıyorlar.

Bunu aslında son zamanlarda hepimiz yaşıyoruz.

İnsanlar bir paragraf okuyunca öbür paragrafa geçemiyorlar. Bu çok önemli bir olay. Devletin aldığı önlemler var, tartışılır ayrı mesele, ama insanları kızdıran beyanatlar oluyor bana göre, bunlardan kaçınmak çok daha doğru olur. Ayrıca televizyonlarda verilen kamu spotlarının daha basit, daha sade, insanların yapması gerektiği şeyleri kısa kısa cümlelerle, akılcı cümlelerle verilmeli. Bugün ki gibi sanatsal anlamda evet kamu spotları var, ama anlayana aşkolsun yani. Ne dendiğini anlamak bile zor.

Örneğin bir tane kamu spotu var. Tek kişi konuşsa anlaşılacak ama aynı anda iki kişi birden konuşuyor. Bu teknik neden düşünülmedi diye insan düşünüyor yani. Çünkü endişeli, bunaltılı tablo içinde insanların konsantrasyon süresi asla uzun değildir. 3-5 dakikalık konsantrasyona hitap edeceksiniz. Dolayısıyla o kadar çarpıcı bilginin sıkıştırıldığı ifadeler, basitleştirilmiş halk dilinde ifadelerle ancak insanlar eğitilebilir. Bu kadar basın yayının son derece arttığı dönemde toplumun bilgilendirilememesini buna bağlıyorum.

Arif Hocam hiç mi güzel şeyler olmuyor? Mesela insanlık şöyle güzel bir şey fark etti dediğiniz şey oluyor mu?

Bana sorarsanız yok. Çünkü pandemi bütün insanları çok fazla ilgilendiriyor, hepimizin işini ilgilendiriyor. Geleceğe umutla bakmasını ilgilendiriyor. Herkesin sorduğu ortak soru şu: Bundan sonra ne olacak. İlk başlarda pandemiyle birlikte alınan önlemlerle 2-3 ayda kurtulacağız gibi bir düşünce hakimdi. Bunun böyle olmadığı anlaşılınca, herkes geleceğe karamsar bakmaya başladı. Haklılar da. Benim işim ne olacak, kazancım ne olacak, sosyal ve ekonomik anlamda ben ne kadar özgürlüğümü rahat kullanabileceğim tarzında endişe ve kaygılar var. Bence de en önemli tarafı da bu. İnsanlarımız karamsar, yapay biçimde insanları güldürmeniz pek mümkün değil.

KOMPLO TEORİLERİ

Ben size bu konuyu da ilgilendiren ama farklı bir soru sormak istiyorum: Komplo teorileri. Neden bu dönemde çoğaldı bunlar ve inanan sayısı da çok. Sadece Türkiye’de değil, özellikle ABD’de de görüyoruz. Hatta seçim öncesi, şimdi de aşı karşıtlığında da görülen topluma yayılan inanılmaz komplo teorileri konuşuluyor. Komplo teorilerine insanlar neden yöneliyorlar?

Bütün dünya toplumu uniform değil. Herkesin kendine göre karakteri var. Beyinler de birbirine benzemez, farklı beyinler farklı sonuçları üretirler. Bundan dolayı insan topluluğu içinde paranoid tandans gösteren, aşırı şüpheci, yaygın şüpheci olan insanlar var, genelde bunu fark etmezsiniz, iç dünyalarında gerçekten şüphecidirler ve bu şüphecilikler, bazen mantık hatası içerir. Bu mantık hatasını kişi göremez. Kişi kendi göremediğine göre, kendi geliştirdiği fikre inanır ve ona göre davranır. Dolayısıyla komplo teorileri daha çok şüpheci, güvensiz insanlarda ortaya çıkan, hiçbir şeye de kolay kolay inanmayan insanlarla türüyorlar.

Peki son yıllarda neden artış gösterdi? Sosyal medyanın etkisi var mı?

Bu eskiden de vardı hatta kitaplar yazıp ilgi çekerlerdi. Çağımızın en etkin araçlarından bir tanesi sosyal medya oldu. Sosyal medya kamuoyunda aynı fikirde aynı paranoid özellikleri barındıran insanları çabuk karşılaştırdı birbiriyle ve yakınlaştırdı. Çığ gibi büyür hale geldi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir