27 Mayıs’ın 61. yıldönümünde Ekspres Türkiye, belki de şimdiye kadar hiç okumadığınız, hiç duymadığınız cümleler ya da tahmin etmediğiniz kişilerin, ilginç tavırlarını gündeme getiriyor. Hem Türkiye’yi 27 Mayıs’a götüren süreçten hem de sürecin sonrasından birtakım alıntılar derledik.

27 Mayıs’ın darbe mi devrim mi olduğu konusu her kesim tarafından her zaman tartışılır. Biri ya da öbürünün tarafında olmaktan çok, tarihe akıl gözüyle bakmak gerektiğini düşünüyoruz. Bu tartışmanın fitilini ateşleyecek değiliz. Baştan söylemek gerek, bugünden bakıldığında bize göre bir başbakanın asılması ne yandan bakılırsa bakılsın doğru görünmüyor… Peki bu kadar mı? Kimsenin bir diğerini “yedirtmediği”, herkesin birilerinin arkasında konuşlandığı bir ülkede olaylara akıl penceresinden bakmayı savunuyoruz. O günlerin arşivleri açıldığında devrin önemli insanlarının, ünlü yazarlarının, sanatçılarının, düşünce insanlarının, yerli ve yabancı gazetelerin, günün şartları altında, nasıl tavır aldığını aşağıda göreceksiniz.

Bu çok konuşulmayan metinleri, köşe yazılarını, kitap arasında kalmış ancak bugüne de ışık tutacak belge niteliğindeki sözleri editörümüz Onur Caymaz derledi.

Yassıada duruşmaları

Yeni bir devre doğru gidiyoruz. Bu Türkiye için bir maddi manevi gelişme devri, demokratik şartlar içinde yeni bir Atatürk devri olmalıdır. Yeni devrin temellerini, iyi doğru ve sağlam atmalıyız. Bunun için de şu on yıllık karanlık geçmişin acı derslerinden faydalanmalıyız. Geçen devrin esaslı vasıfları şunlardır: 1) Anayasa hâkimiyeti yerine bir parti hâkimiyeti kurmak ve bu hâkimiyeti şahıs ve zümre menfaatleri üzerine dayamak. 2) Büyük Millet Meclisini bir siyasi partinin daimi kongresi halinde kullanmak, böylece onun umumi menfaat hesabına bütün mürakabe faaliyetlerini felce uğratmak 3) Seçimlerde aday gösterme yetkilerini yavaş yavaş merkeze ve değişmez şef iradesi altına toplayarak ve milletvekillerine, tarihte misali görülmedik bir cüretle, en yüksek barem refahının çok üstünde bir refah sağlayarak en haksız, en adaletsiz işler karşısında bile Meclis çoğunluğunu elde tutmak 4) Partizanlık rejimini, bütün devlet iktisadi ve mali teşekküllerini, bankaları ve hatta hususi teşebbüsleri parti hakimiyeti altına alabilecek yolda durmaksızın kuvvetlendirmek 5) Böylece tenkit ve mürakabe denen müesseseleri rejimleri için en büyük tehlike haline getirdikten sonra aydınlardan gelen sesleri gitgide daha sert tedbirlerle boğmak 6)Aydınları azlıktır diye bir yana atarak ve geniş ölçüde, mukaddesat istismarcılığı yaparak Atatürk inkılaplarını çiğnemek ve çiğnetmek, Türk Milletinin manevi kalkınma yolundan geri çevirmek 7) Türk tarihinde eşi görülmedik bir rahmeti, yekûnu milyarlar tutan dış yardımı sırf keyfi, plânsız ve hesapsız, sadece oy kazanma hırsı ile harcayarak Türkiye’ye bir daha kavuşamayacağı bir maddi kalkına imkânını kaybettirmek. 1950 döviz değeri olan Türk parasını paçavraya çevirmek ve geçim şartlarını sefalet seviyesine düşürmek.Falih Rıfkı Atay, 30 Mayıs 1960, Dünya

Devlet Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel, Başbakanlık Müsteşarı Kurmay Albay Alpaslan Türkeş, Falih Rıfkı Atay, Nadir Nadi

Herkes biliyor ki pekçoğu havaya harcanan milyarların bir hayli kısmı paylaşmaca çalınmıştır. Ankara’da rüşvetsiz ve haraçsız iş görülmek mümkün değildi. Öyle partizan nüfuz tüccarları vardı ki son zamanlarda: ‘Milyondan aşağı iş kabul etmem’ diyorlardı. Son günlerde bile yeni kotaların altına konan ve dilendiği gibi bölüşülecek olan 3 milyon dolar partizanlara dağıtılmıştır.İş adamlığından Bakanlığa gelen bir zat öldükten sonra şu görülmüştür: Bu zat ve şirketinin milyonlar kazandığını piyasa biliyordu. Hatta ölmeden iki üç ay önce bir patent meselesi için İsviçre’ye bir buçuk milyon İsviçre frangı değerinde döviz çıkarmıştı. İşte bu zatın mirâs hesabına bakıldığı vakit topu topu 80 bin lirası üzerinden muamele yapılabilmiştir. Milyonlar vurmuş ve hepsini dışarıya kaçırmıştı.Falih Rıfkı Atay, 31 Mayıs 1960, Dünya

Milli Birlik Komitesi Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel ve
Kurmay Albay Alparslan Türkeş bir arada, 1960.

Etrafında bir çok insanlar birleşebilirler.Bunlar o kadar büyük bir çoğunluk kurabilirler ki ben onlara karşı tek başıma kalabilirim. Tüm millet bir düşünce üzerinde birlik olur da ben o düşünceyi paylaşmayabilirim. İşte demokratik nizam, o şartlar altında dahi bana düşüncemi, inancımı, vicdani kanılarımı savunma hakkını tanımıştır. Ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir çoğunluk azınlığın elinden o hakları alamaz. İşte, eski iktidar bu sakat düşünceden kendini bir türlü kurtaramadı.Dünkü raporunda Profesörler Kurulunun da söylediği gibi muhalefet haklarını çiğniyen, Anayasayı zedeliyen kanunlar çıkararak birkaç yıl içinde kendi meşruluğunu kendi eliyle baltalamaya başladı.Bu şekilde memleket idaresi zamanla kontrolsüz ve keyfi bir yürüyüş aldı. Memleket idaresi üzerindeki normal kontrol imkânları zayıflayınca da halktaki hoşnutsuzluk arttı. Bir süre politik hedefli ekonomik yatırımlara başvurmak ve Atatürk prensiplerinden tavizlerde bulunmak suretiyle oy toplıyabileceğini sanan eski iktidar, işlerin büsbütün sarpa sardığını görünce seçim mekanizmasına el attı. Bunun da sökmiyeceği kısa zamanda anlaşıldı. Artık muhalefeti yok etmekten başka çare kalmamıştı. Olağanüstü yetkilerle kurulan Soruşturma Komisyonu bu işi görecekti. Komisyona Büyük Millet Meclisinde bile bulunmıyan yetkiler verilerek memlekette bir nevi dehşet rejimi yürürlüğe konmak istendi hatta bir aralık kondu bile. Meclis görüşmelerinin millete duyurulmasını yasak eden milleti Meclisten tecrit eden bu Komisyon, tarihimizde benzeri görülmemiş, utandırıcı bir görev yükleniyordu.Durumun kısaca hukuki izahı şu olabilirdi:Eski iktidar en sonunda fiilen Türkiye Büyük Millet Meclisini feshetmiş, kendi meşruluğunu kendi eliyle kökünden söküp almıştı. Bu bardağı taşıran son damla oldu.Nadir Nadi, 30 Mayıs 1960, Cumhuriyet

***

Hiçbir enstantane mahiyetlerini bu kadar belirtemezdi.Sabık sayınların hemen hepsi başlarında yüz milyonluk hırsız sanki cibilliyetleri hakkında en ufak bir şüphe bırakmamak için bir elde tabanca, öbür elde döviz ve para çantası yakalandılar. Tarihin huzuruna ancak çift asaletleri ile resmen hırsız ve katil olarak çıkabilirlerdi. Kaçmak üzere iken ve suçüstü…. Ağzı köpüklü Adnan Menderes, kin çıkını ve Anayasa hırsızı Celâl Bayar, hepsi öldürmiye, yakıp yıkmıya ve servet ve sâmanlariyle kaçmıya her an hazır yaşıyorlarmış. Hayır, biz ordumuza sadece tam yerinde ve zamanında bir kurtarmayı değil, bütün bu unutulmayacak manzaraları da medyunuz. İşi o kadar güzel idare ettiler ki en cahilimizin bile mahiyetleri hakkında şüphesi kalmadı.

Orduya teşekkür

Bize bu kurtuluşu hazırlıyan, istikbalimizi o kadar asaletle ve necabetle kefaletine alan orduya nasıl teşekkür etmeli? En iyisi kendi şerefli ve fedakâr mesleklerinin bütün değerlerini toplıyan kelime ile; Vazifenizi yaptınız, her zaman olduğu gibi bu sefer de vatan ve milleti, hem de tam zamanında kurtardınız! Demektir. Bundan sonrasını sevinç göz yaşlarına bırakalım.Ahmet Hamdi Tanpınar, Suçüstü, Cumhuriyet, 14.06.1960

Ahmet Hamdi Tanpınar

Filhakika bizi eşya halinde görmek ve öyle kullanmak istiyorlardı. İnsanı susturmaya çalışmak, eşya haline getirmektir. Türk basınının bu on senelik macerası milletimizi behemehal susturmak, altın buzağı gibi kendilerine taptırmak, inkılâplarımızın yerine irticaı konuşturmak isteyenlere karşı gelmek azmiyle gerçek bir destan oldu.
Bu çürütme üstadları, para ile çürütemediklerini hapishane köşelerinde çürütebilmek için adalet mekanızmasını karakuş kanınlarıyle âdeta felce uğrattılar. Fakat ne hâkimi korkutabildiler ne matbuatı susturabildiler. Hak ve hürriyet fikirde vicdanlarda sönmedi. Atatürk inkılâplarının tuttuğunu en büyük misali Türk münevverinin sivil ve asker, Türk halkının bu idareye gizli, açık mücadelesinde aramalıdır. Türk basını hapishaneleri doldurdukça, üniversitelerimiz karşılarına hürriyetin hakiki kaleleri gibi dikildi. Hiçbir isyan 27 Nisanda başlıyan gençliğin hareketi kadar güzel, temiz ve asil değildir. Gün geçtikçe en ummadığımız köşelerde orta mektep çocukları bile ağabeylerinin hareketine iştirak ettiler. Harbiyenin son darbesinden bahsedecek değilim. Demokrat iktidar Harbiyeli talebe çıktığı anda bozgun sürüsü idi. Atatürk milli varlığın tehlikeye girdiği anda gençliğe hareket hürriyetini veren öğüdiyle bu sıçrayışı çok evvelden hazırlamıştı. Fikrin kapısı ve eşiği hürriyettir.Gençler bu kapıyı bize tekrar açtılar.Veyi bundan sonra bu kapıyı kapatmayı isteyeceklere….
Korku en tehlikeli şeydir. Oynamıya gelmez.Karşındakini korkutmak, korku içinde yaşatmak istiyen daima ilk ve en son korkandır.Demokrat idare milli hayatı korkunun sisine boğmak istiyordu. Sonunda onun karanlığında hem de suçüstü kendileri yakalandılar. Ah bu tenekeden kıral Makbet’ler. Maceraları ve sonları birbirinin ayni oldu…Ahmet Hamdi Tanpınar, Suçüstü, Cumhuriyet, 14.06.1960

***

Birkaç seneden beri Türkiye’de her türlü muhalefet imkânsız bir hale getirildi, matbuat hürriyeti sistematik bir şekilde tahdide uğradı ve 1956’da çıkarılan bir kanun üzerine de Menderes rejimini tenkit eden her gazeteci hapsedildi.
Güney Kore’deki ayaklanma, Menderes’e karşı yapılan ayaklanmanın kıvılcımını teşkil etmişe benziyor. İlk kanlar aktı. Bundan sonrası ne olacak? Syngman Rhee’nin aksine, Menderes silaha sarıldı. Zorla aşağıya inmek onun hoşuna gitmiyor.Bad Godesberg, 3 Mayıs 1960, Batı Almanya

***

27 Mayıs 1960 sonrasında devleti dar boğazdan kurtarmak amacıyla halktan toplanan alyanslar karşılığında hediye edilen Devrim Yüzüğü.

Türkiye’de gittikçe diktatörlüğe doğru meyleden hükümet sistemine karşı meydana gelen huzursuzluklar dünyanın dikkat nazarını bu memleketin Başvekili Adnan Menderes’in üzerine çekmiştir. İyi iş gören hükümetlerin, basın hürriyetinden korkmağa sebepleri olmamalıdır.” Başvekil Menderes, vaktiyle muhalefet sıralarından söylediği bu sözü herhalde hatırlamak istemez. On senedir hükümet şefinin koltuğuna oturduğundan beri bu mevzu hakkında başka türlü düşünmeye başlamıştır. Birçok kimseler, partisinin ismini neden “Demokrat” koyduğu sualini kendi kendilerine sormuş olmalıdırlar.
Kore’yi örnek aldığı şüphe götürmeyen Türkiye’de açık bir isyan baş göstermiştir. Uzakdoğu’da olduğu gibi burada da, hüküm süren şartlarla memnuniyetsizliklerini en bariz bir şekilde belirten, talebeler olmuştur. Ölü ve yaralı olmuştur; polisle askerlerin yardımıyla büyük şehirlerde örfi idare ilan edilerek intizam tekrar avdet ettirilebilmiştir. Fakat hâlâ Menderes istifa et sesleri çınlamaktadır.Cellesche Zeitung (Batı Almanya, 6 Mayıs 1960)

****

27 Mayıs hatıra parası

Anlaşılan Türkiye’deki ruh değişti. On yıldan beri iktidarda olan demokratlar, memlekette belli bir bıkkınlık uyandırdılar. Otoritelerini gittikçe artırdılar, demokrasiyi zedeleyen hareketleri çoğalttılar. Cumhuriyetçilerin bazı başarılarından endişelenen, bu başarıları ezmeye, muhalefeti gelişmeden durdurmaya kararlı olan meclis, tam yetkilerle mücehhez bir Meclis Tahkikat Heyeti Kanunu çıkardı. Muhalefetin, üniversite öğrencilerinin ve aydınların şüphesi kalmamıştı. Bu, bir diktatörlüktü. Bu sırada Kore’deki olaylar patlak verdi. Üniversite öğrencileri, bazı mukayeseler yapmakta gecikmediler. Bunun üzerine de geçen haftaki üzücü olaylar meydana geldi.Le Monde, Fransa, 3 Mayıs 1960

****

Bir heykel gibi gülümseyen Başvekil Adnan Menderes yıllardan beri Türkiye’yi idare etmektedir.
Kendisi şiddet yolunu tutmuştur. Muhalefete baskı yapmakta, hoşuna gitmeyen gazetecileri hapsettirmektedir. Parlamentoyu kötü maksatlar için kullanmaktadır.
Ama Menderes artık aşırı gitmiştir. Şimdi tebessümü polislerinin kurşunları altında kaybolmuştur.
Kıbrıs müzakereleri için Zürih’e geldiği zaman Menderes’i gördüm. Türkiye’de ayaklandırılan kitlenin Kıbrıs için “ya taksim ya ölüm” diye bağırdıklarına şahit oldum.
Türk halkının ıstırabını da gözümle gördüm; kadınlar çocuklarıyla birlikte gıda maddeleri satan dükkânların önünde sabahın beşinde kuyruk olmuşlardı. Menderes Amerika’ya güvenir. Amerika her şeye rağmen boğazların, Batı’nın elinde bulunmasını istemektedir. Karadeniz’e giden geçit mayınlarla kapalıdır. Fakat Türkiye’nin kuvvetli bir ordusu vardır. Bu ordunun elde tutulması için çok para harcanmaktadır. Milyonlarca asker halk iktisadiyatına faydalı olmamaktadır.Ludwig A. Minelli , Blick, İsviçre 30 Nisan 1960

Tahkikat Komisyonu

***

İktidarın tabancaları, işte bu gençlere ateş açtı ve DP’nin on yıl önce yeter diye kalkan eli bu kanlarla kızardı.
Bu kanlarda Atatürk’ün kanı vardır!
Yıkıldılar… Yıkılacaklardı elbet: iktidara “hürriyet” türküleri çağırarak gelmiştiler. Zindanları hürriyet aşklarıyla doldurdular.
Yıkıldılar… Yıkılacaklardı elbet: Atatürk’ün “hayatta en hakiki mürşit ilimdir” dediği üniversiteye kara cübbeliler diye yumruk salladılar.
Yıkıldılar… Yıkılacaklardı elbet: Dünya yüzünde kazandığımız sevgiyi, saygıyı, hayranlığı, on yılda yok etmiştiler. Yeryüzünde yer değiştirmiş, kıta değiştirmiştik. Avrupa iken Asya olmuştuk.
Şimdi dünyaya yeniden doğmuş, yeniden gelmiş gibiyiz. On yılda kaybettiğimizi on saatte kazandık. Bunu genç aydınlarımızın dökülen kanlarına ve şanlı ordumuzun kansız zaferine borçluyuz.
Birinin önünde gözümüz yaşlı, öbürünün önünde gönlümüz şen, saygıyla eğiliyoruz.Yusuf Ziya Ortaç, Akbaba

***

Milliyet Gazetesi’nin aynı günkü nüshası

Bütün Türk vatanperverleri bu muazzam ve şanlı günün sevinci ve heyecanı içindedirler.
Çürümüş, süfli politika tertiplerinin şahsi ihtiraslarla Türkiye’yi en tehlikeli badirelere, kardeş kavgalarına sürüklemek üzere olduğu bir sırada, TSK’nın medeni bir şekilde devlet idaresine el koymaları ve memleketi karanlık bir akıbetten kurtarmaları tarihimizin büyüklüğüne yakışan mutlu bir hareket olarak, Milletimize hür ve insan haklarına uygun yeni ufuklar açmaktadır.
Kara ve şüpheli günler selamete ermiş ve Türk milleti silahlı kuvvetlerinin şahsında mukadderatına hâkim olmuştur. Silahlı kuvvetlerimiz tam zamanında ve üstün bir anlayışla milletin kaderini gitmekte olduğu kötü yoldan bir anda aydınlığa çıkarmıştır.
Her türlü yalan, baskı ve küçük oyunlardan uzak olarak kurucu meclisin koyacağı demokratik prensipler çerçevesinde yakında serbest seçimlere gidilecektir.Çetin Altan, 27 Mayıs 1960, Milliyet

***

Buz devrindekiler misali yıllar süren bir kara kıştan bahara yeni çıkmışlığın sarhoşluğu içindeyiz.
Gün günden ciğerlerimizi uyuşturan, uzuvlarımızı donduran, mantığımızı baltalayıp düşünce melekelerimizi dumura uğratan, bizi nihayet canından bile bezdirecek hale getiren zorbalık rejiminin o zehirli havası şimdi, ışık dolu, umut dolu, canlı, dinamik taptaze bir bahar rüzgârı ile bütün yurt sathından silip süpürülmek üzeredir.
Uzun kahır yıllarının her birini bir yana savurduğu, kırılmış, boşalmış, birbirinden habersiz, birbiriyle ilgisiz bir kitle, bir günün içinde yeni bir mucize ile ortak hürriyet düşmanlarına karşı öylesine bir birleşiverdiler, bir kaynaşıverdiler ki sokulmak istendikleri sürü durumundan çıkıp şuurlu bir millet oluverdiler.
Bu milli birlik her şeyden önce hürriyetle beraber insan olma onuruna kavuşma sevincinden geliyor ve ifadesini bu mutlu günü gerçekleştiren orduya şükran şeklinde buluyor.
O sabah her evin penceresinden dışarıya uzatılan bayraklar sanki ne zamandır ciğerlerde bekletildikten sonra boşaltılan bir oh nefesine ne kadar benziyordu. Halk her rastladığı askere sarılıp şükran yaşlarıyla ıslanmış dudaklarını o yağız yanaklara dokunduruşlarıyla 27 Mayıs sabahı bize milletçe insan gibi yaşama hakkını gereğinde kanları ile almak için kelle koltukta yola çıkan Ankaralı Harbiyelileri öpüyordu. Demokrasiyi oy avcılığı, hükümette kalmayı inkılap tavizciliği sanan, aydını hor görüp başından beri onu kendine düşman sayan, onu ancak oy sandığına atanacağı tek oyla ölçmeye kalkan gafiller, o gün aydının ne kadar ağır bastığını, bozuk para gibi harcamak istedikleri Atatürkçülüğün nasıl kaya gibi durup kafalarına indiğini hayli geç anlamış oldular.Haldun Taner, 29 Mayıs 1960 Tercüman

****

27 Mayıs’tan bir ay önce öğrencilerin İstanbul’da düzenlediği gösterilerde yakalarına taktıkları bir rozet. “Hürriyet”, o dönemde en çok kullanılan kelimelerden biriydi.

Bütün gazeteleri masaya yaymıştım. Sabah güneş doğar doğmaz sokağa fırlamıştım. Figaro, Le Monde, Aurore vs ne kadar gazete varsa toplamıştım. Hepsinde korkunç başlıklar, resimler vardı. Türkiye’de üniversite talebeleri ayaklanmışlardı. Polis ateş açmış, içlerinden birkaçını öldürmüştü. Akla, hayale sığmaz bir şeydi bu gençlik, hürriyet diye bağırmak zorunda kalsın ve polis de gençlere ateş etisin. Olamazdı bu.

Gazeteleri parçalarcasına karıştırırken her haliyle tam bir Parisli olan otel kâtibi yanıma geldi. Soğukkanlılıkla gazeteleri teker teker inceledi, gülümsedi. Bizim sık sık yaptığımız şey, demek Türkiye’de de aydın bir gençlik varmış dedi.

Bu anda üzüntüm hafiflemişti, yepyeni bir duyguyla içim yıkanmıştı. Gururla, sevinçle, ‘evet mösyö’ dedim, ‘Türkiye’ de de aydın bir gençlik vardır.’

Hep biliyorduk, hep inanıyorduk. Hep bekliyorduk! Türkiye’de sorumluluk nedir bilen aydınlar vardı. Türkiye’de hürriyet âşığı insanlar vardı. Türkiye’de insanca yaşamak rejimi demek olan demokrasiye âşık kitleler vardı. Türkiye’de Atatürk devrimlerine yürekten bağlı bir gençlik vardı.

Paris sokaklarında elimde koskoca bir gazete tomarıyla dolaşırken hep bunları düşünüyordum. Beyazıt Meydanı’nda bir polis copunun veya kurşununun darbesiyle yere serilmiş yatan üniversiteli gencin resmine baktıkça bütün diktatörlere, diktatörlüklere lanet okuyordum.Oktay Akbal, 28 Mayıs 1960, Vatan

***

Osmanlı Devleti’nin maliye nazırlarından biri, bir gün Mebusan Meclisi’nde şöyle bir tabir kullanmıştı: “Bütçenin fazilet-i terbiyekarisi”. Biz bu koyu Osmanlıca tabiri Türkçemize “bütçenin terbiye edici hassası” şekline çevirdiğimiz vakit daha iyi anlayabiliriz. Eski maliye nazırı bu ne münasebetle söylemişti, hatırlamıyoruz. Fakat yazımızın başına 27 Mayıs dersi serlavhasını koyarken ne kast ettiğimizi biliyoruz. 27 Mayıs eski iktidar ve mensupları için acı bir ders teşkil etmiştir ama terbiye edici hassası da memlekete o acılık nispetinde hayırlı olmuştur.

Bundan böyle idare başına geçenler artık vazife ve mesuliyet hudutlarının dışına çıkamayacaklar; devlet ve millet malını har vurup harman savuramayacaklar ve her türlü keyfi davranışlardan örtbas edilen hükümet suçlarını veya bir istifa ile cezasını bulmuş sayılan suiistimalleri kanun ve adaletin pençesinden kaçırmak mümkün olmayacaktır.

Bunun içindir ki biz sabık iktidar erkanının bir an evvel Yüce divan’a verilmesini dört gözle bekliyoruz. Ta ki 27 Mayıs dersi tamam olsun ve bu suretle Türk tarihinini ayıbı bir fezakat devri artık büsbütün tasfiye edilip maziye karşısın. Türk milleti o devirden öylesine tiksinmiştir ki unutmak istiyor. Onun başlıca emeli tertemiz bir siyasi hava içinde faziletli ellerle idare edilen bir memleket vatandaşı olarak yıllardan beri hasretini çektiği huzur ve sükuna kavuşmaktır. Bir kere huzur ve sükuna kavuşunca hiç değilse birkaç nesil boyunca bunun içinden kalacağından emin olabilir. Yakup Kadri, Ulus, 3 Haziran 1960

Kişiyi nasıl bilirsin hesabı, kim gelse koşuyoruz peşisıra; bu adam, ‘kötüye karşı çıktı, iyidir herhal’ di­ye… Kimdir, nedir, neyin nesidir, arayıp sorduğumuz yok. Şu Milll Birlik Komitesi, söz temsili, bir sabah pal­dır küldür geldi: ‘Nato’ya bağlıyız, Sento’ya bağlıyız, kimseyle kavgalı değiliz, aranızda kapıştınız, biz ayıraca­ğız’ dedi. Öylesine inandık ki parmak şıklatıp oynama­ya durduk sokaklarda.. Vazgeçtim, kimdir, nedir, neyin nesidir diye araştırmayı, bari adamın sözüne baksak ya!… ‘Sento’ya bağlıyım, Nato’ya bağlıyım’ diyor, sonra biz, sonra Marksist Kemal Tahir, gelenlerden bir şey umuyor!… Akıl göğe çekilmiş olmalı hiç kuşkusuz, yok­sa bu rezilliğe düşmeyecek insanoğlu… ‘Yahu, biz kaç uykumuzdan kimin sesiyle uyandık 27 Mayıs’ta?… Türkeş albayımızın sesiyle değil mi?… Eee… Kim bu Türkeş albay?… İsmet Paşa’nın tabutluklar­da tırnağını söktüğü Turancılarımızdan biri!… Şu devri­len Demokrat Parti’yi ne ile suçluyoruz?.. Faşistlikle!.. Kimmiş bu faşist, Demokrat Parti’yi geceyarısı deviren?.. Faşisti de geçip Ergenekon türküleri çağıran Alpaslan Türkeş!.. Bizde hiç şuncacık akıl olsa, bu yaş tahtaya ba­sar mıydık?’Kemal Tahir’in Sohbetleri, İsmet Bozdağ

Kemal Tahir

O tarihte İstanbul’dayım, Yeşilçam’da film çekiyoruz, bir yandan da 27 Mayıs darbesinin hangi doğrultuda ge­ lişeceğini izliyorum, Bonapartiste bir darbe bu, Ata­türkçü geçiniyor ama ben inanamıyorum pek, bakıyor­sun Menderes’e zırnık koklatmayan Dünya Bankası ve Para Fonu ilk 27 Mayıs hükümetine kesenin ağzını aç­mış, dahası ‘ikili anlaşmalar’ bu dönemde daha bir yo­ğunlaşıyor gibi, öte yandan umut verici işaretler de gö­rülüyor doğrusu, Menderes döneminin ‘şahıs tahak­kümü’ ortadan kalkıyor, özgürlükçülüğe doğru belirgin bir gidiş var, sonra hareketin lideri sayılan Cemal Paşa’nın şaşırtıcı çıkışları: Bir gün durup dururken ‘Tür­kiye otomobil de yapmalıdır’ deyip çıkıyor işin içinden, demekle kalsa iyi, işi resmiyete döküp hükümet adına ve Başbakan sıfatıyla otomobil yapılması için emir ve­riyor. Attilâ İlhan, Batının Deli Gömleği

Attilâ İlhan

Ölümü geciktirmeğe çalışanlar olduğu gibi hızlandırmak için uğ­raşanlar da var. Devlet garip bir müessese. Bir yandan bizden topladı­ğı vergilerin bir kısmıyla hastane yapıp bir kısmıyla da hastaneye git­memize neden olan işkenceci memurlarının maaşını ödüyor. Ama en garibi (bizden) birisini idam edebilmesi için önce doktor(un)dan sağ­ lam raporu istemesi. O yüzden geciktirmemişler miydi 27 Mayıs su­bayları Adnan Menderes’in infazını?Bilge Karasu Aramızda, Haz: Füsun Akatlı

Füsun Akatlı – Bilge Karasu

27 Mayıs hareketinin gerçekleştirilmesinden beşbuçuk yıl sonra 27 Mayısa karşı olan güçler, iktidarı yeniden elle­rine geçirmişlerdi. Ağalar, imamlar, vurguncu kapitalist­ler ve bunların sömürdüğü yoksul köylünün işbirliğiyle el­de edilen bir sonuçtu bu..
Bu gerçeğe dış basın da parmak basıyordu. Örneğin, Neue Zürcher Zeitung konuya şöyle yaklaşıyordu: ‘Demirel, bu büyük seçim başarısını bir yandan Ca­dillac sahiplerine, öte yandan da hiçbir şeye sahip olma­yanlara borçludur. Atatürk ilkelerine bağlı aydınlar, sağ­cı bir partinin başkanı olan Demirel’i derebeylik siste­minin yandaşı olarak görmekte, iç ve dış özel girişimi desteklemekle suçlamaktadırlar’
Kuzey Amerika Basın Ortaklığının Ortadoğu muhabirlerinden Constantine Poulos, Amerika’nın liberal görüşlü dergilerinden The Nation‘da Demirel’in başarısına ilişkin şu yorumu yapmaktaydı: ‘Umulmadık biçimde çok oy toplayan ve Türk parla­mentosunda kesin bir çoğunluk sağlayan Adalet Partisi, büyük işadamlarının, mali çıkarların ve büyük toprak sahiplerinin biraraya geldiği bir partidir. Ama Adalet Partisi’nin temel seçim desteği, köy proleteryasından gelmiştir. Adalet Partisi, 1960 İhtilali’nden sonra yasadışı ilan edilen Adnan Menderes’in Demokrat Partisi’nin açık ve direkt kalıtçısıdır. Adalet Partisi, seçimlerde lekeleyici taktiklere başvurmuş ve bunları geniş biçimde kullanmıştır. A.P. hem İnönü’nün partisini, hem de Türkiye İşçi Partisi’ni “komünist” diye suçlamıştır. Ankara’da diplomatik bir resepsiyonda İnönü’yü, Bayan Gromyko’nun elini öperken gösteren fotoğraflardan yüzlerce ve binlercesini Türkiye’nin her yerinde dağıtmıştır. Büyük sayı­daki cahil Anadolu halkı için komünizm, Türkiye’nin tarihi düşmanı Rusya anlamına geldiği için bir küfürdür. Bu kökleşmiş inanca ek olarak Rusya ve komünizm, mülkiyetin kaldırılması, hayvanlara el konulması, din­darların Allahsızlar tarafından baskı altına alınması, ser­best aşk ve öteki ahlak dışı davranışlar olarak anlaşıl­maktadır’ Çağlar Kırçak, Türkiye’de Gericilik

Süleyman Demirel
2 thoughts on “27 Mayıs, Öncesi ve Sonrası… Neler Dediler?”
  1. Çok güzel ve muhtesem yazı ben o tarihte 10 yaşındaydım okuyordum ama bu kadar derinini bilmiyordum babam anlatırdı ben hala okuyorum Türkiye ve Dünya tarihini ve hala bilgiye açım lütfen böyle tarihi ilgi çeken yazılar olduğu zaman bana yazarmisiniz korumayı hiç bırakmadım çünki teşekkür ederim…

  2. Tebrikler. Çok güzel bir derleme yapmışsınız. Keşke karşı taraftan kişilerin fikirlerini de bulabilseydiniz diyecem ama mümkün değil tabii. O dönemde yaşananları günümüzde misli ile yaşadığımızı görmek çok acı. Üstelik insanımızın bu durumun farkında olmadığını görmek bizleri iyice umutsuzluğa sürüklüyor. Kendisine aydın diyenlerin ülkemizde olan bitenden büyük sorumluluğu var. Milletimizi aydınlatmayan aydının bu ülkede yaşamaya hakkı yok. Aydınların görevini yerine getirmelerini istiyoruz. Bu konuda biz fanilere tavsiye edeceğiniz bir kitap varsa sizden öğrenmeyi arzu ederiz. Paylaşımınız için tekrar teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir