Çin’in teknoloji ve ticarette kaydettiği ilerleme, Rusya’nın “dolarsızlaşma” eğilimi ve artık çok kutuplu bir dünya düzeninin konuşulması, Amerika Birleşik Devletleri’nin dünya ekonomisindeki söz sahibi olma durumunu nasıl etkiliyor? ABD’nin Çin’e karşı savaş hazırlığı yaptığı söylentileri tüm bunların bir sonucu olabilir mi? Enerji politikaları ve jeopolitik uzmanı, Başkent Ünversitesi’nden Doç. Dr. Volkan Özdemir’e dolarsızlaşma mümkün mü diye sorduk.

Rusya’nın dolara karşı hamleleri sonuç vermiş gibi görünüyor. Hatta geçtiğimiz haftalarda Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina açıklama yapmış, ulusal rezervlerinde dolar payının azaltılması sayesinde Rus ekonomisinin şoklara daha dayanıklı hale geldiğini belirtmişti. Rusya bunu nasıl yaptı?

Burada esas aktör Rusya değil aslında. Önce genel konuşalım sonra özele doğru gidelim. “Dolarsızlaşma” derken demek ki bir “dolarlaşma” var. Şimdi Türkiye’de biz ekonomi sorunları içerisinde, işte vatandaşın şu kadar dolar mevduatı var, herkes dolara kaçıyor, TL’den kaçıyor, diye tartışıyoruz. Yani doları güvenli bir liman olarak görüyoruz Türkiye’de. Ama ülkemizin dışına çıktığımızda, dünyada çok yapısal değişimler oluyor.

“Dolarlaşma” var ki “dolarsızlaşma” oluyor demiştim. Bunun sebebi 1945’ten sonra ABD’nin para birimi olan ABD dolarının, dünyada küresel rezerv para birimi olması. Yani uluslararası ticaretin genellikle bu para birimi üzerinden gitmesi. A ülkesi ile B ülkesi, aralarında ticaret yaparken neden Abd dolarını kullansın ki? İşte bu aslında bir hegemonya belirtisidir. 1945’te dünya savaşından galip çıkmış Abd, kapitalist bloğun liderliğini yapmaya başladı. Dünya ekonomisinin o zamanlar yarıya yakınını Abd üretiyordu.

Yeni kurulan bu uluslararası iktisadi düzende, bir hegemonya ayağı olarak, finans kesiminde de doları getirdi. Tabii bu hegemonya neye bağlı? O zamanların Retton Woods sisteminde sabit kur rejimine bağlı dünyada. Yani bir ons altın = 33 dolar şeklinde, dolar altına sabit kurla endekslenmiş, dünyanın diğer para birimleri de dolara endekslenmişti. Yani bir piramit düşünelim. Bunun zirvesinde dolar var, dolar altına fiks şekilde bağlı, alttaki diğer para birimleri de dolara bağlanmış. Bu ülkelere Türkiye de dahil. Kapitalist bloğun çoğunda bu böyle zaten. Uluslararası iktisadi ödemeler ve finansal akımlar için söylüyorum.

Yetmişlere gelince bu biraz sarsılıyor. İkinci savaştan sonra yirmi beş yıl geçmiş, Almanya ve Japonya ekonomileri artık toparlanmış, toparlandıkça bunların şirketleri, ürünleri uluslararası arenada rekabet edebilir pozisyona gelmiş. Böyle olduğu zaman, giderek ihracat fazlasıyla ellerinde dolar rezervi biriktirmeye başladılar. Şimdi, sistem ne üzerine kuruluydu? Dolar altına endeksliydi. Abd şunun garantisini veriyordu; ne kadar dolar tutarsanız tutun, ben bunun karşılığında altını garanti ediyorum, fiks olarak sabit kur da budur. Yani getir doları, götür altını.

Fakat öyle bir noktaya geliyor ki, bu dediğim ülkeler toparlandıktan sonra (Avrupa ülkeleri, Fransa, Almanya, sonra Asya, Japonya) korkunç miktarlarda dolar biriktiriyorlar. Abd Merkez Bankası Fed’e gidip, “ben bu dolarları sana vereyim, karşılığında bana altın ver, madem sistem bu şekilde” dedikleri zaman Abd’nin bunu karşılayacak altını kalmıyor. O yüzden yetmişlerin başında Abd başkanı Nixon, tek taraflı olarak oyunu bitiriyor. Bundan sonra dolar karşılığı altın güvencesi yok diyor. Yani bu Abd’nin aslında ne kadar üstün ve küstah olduğunu da gösteriyor. Yirmi beş yıl önce kendisinin kabul ettirdiği sistemi, yirmi beş yıl sonra diyor ki ben artık bunu istemiyorum, oynamıyorum. Çünkü yetmişlere kadar şartlar değişmiş. Bunun yerine resmi değil, ama gayrıresmi olarak Ortadoğu’daki petrol savaşları, krizleri, İsrail’in durumu vs kullanılarak, altın – dolar resmi sistemi yerine gayri resmi “petro-dolar” dediğimiz sistemi getirip doları bu kez petrolle ilişkilendiriyorlar. Bu nasıl oluyor? Dünyanın ne tarafında petrol üretilirse üretilsin, uluslararası ticarette sadece dolar üzerinden satılıyor. Suudi Arabistan ilk bu sisteme giriyor, o yüzden zaten Suudi ailesini Abd güvenlik şemsiyesi altına alıyor. Kissinger’ın, Nixon döneminde yapmış olduğu bir sistem. Resmi altın-dolar yerine gayrıresmi petro-dolar. Ve uluslararası ticarette, ekonomik ödemelerde kurlar serbest dalgalanmaya bırakılıyor. Paralar karşılıksız basılıyor. Bu petro-dolar sistemi sayesinde artık son elli yıldır içinde yaşadığımız sistem var, fiks bir oran yok. Bu sayede Abd’nin iktisadi hegemonyası devam etmiş oluyor, çünkü dolar küresel rezerv para birimi olarak kalıyor sadece altın ile petrol yer değiştiriyor.

“BAZI PARA BİRİMLERİ BAŞKA DÜKKÂNDA GEÇMEYEN “ÇAY FİŞİ” GİBİDİR.”

Nedir küresel rezerv para birimi? Adam istediği kadar dolar basar teoride ve bunu dünyanın her tarafına gönderir. Mesela diyelim ki biz ithal etmek için Kore’den Samsung marka telefon alacağız ve uluslararası piyasada bu telefon beş yüz dolar. Yani TL ile olmuyor. Bizim gibi para birimleri sadece mesela sadece kendi işyerlerinde geçerli “çay fişi” vardır başka işyerinde geçmez ona benzer bu.

Dolar ise dünyanın tamamında geçerli, yani Çin’de bir masa, Kore’de bir telefon, Japonya’da bilgisayar yapılmış, teorik olarak Abd parayı bastırıp bunu alabilir. Bu kadar eşitsiz bir denklem var ortada. Küresel rezerv para kiminse, ona müthiş üstünlük sağlıyor ve hegemonya temelini de bu oluşturuyor.

Yetmişler bu şekilde giderken bir de başka bir şey, “swift” sistemi ortaya çıkıyor. Abd’nin kontrolünde, Brüksel merkezli, uluslararası bir para transfer mesajlaşma sistemi. Buna göre dünyanın neresinde olursa olsun, biri diğerine dolar gönderiyorsa, bu Abd’nin kontrolünden geçiyor. Orada onay verilip sonra gönderiliyor. Ben diyelim yan komşuma beş bin dolar göndereceğim, önce Brüksel’e, sonra komşuya gidiyor.

KUMARHANE KAPİTALİZMİ

Seksenlerden sonra bu hegemonyayı daha da perçinleştiren durum şöyle ki, ekonomiler finansallaşmaya başladı. Yani eskiden sadece somut ürünlerin ticareti yapılırken, bu sefer finansal varlıklar ve ürünler, dünya ekonomisinin temelini teşkil etmeye başladı. Türev piyasalardaki kaldıraçlı işlemler ya da finansal olarak diğer piyasalardaki enstrümanlar, tahvil, bono, borsalar vb. gibi, dünya ekonomisi böylece somut reelden, soyut varlık haline geldi. Sonuçta bu finansal varlıklar kağıt. Tahvil, bono, hisse senedi, kağıt bunlar. Buna “casino kapitalizmi”, yani “kumarhane kapitalizmi” deniyor.

Öyle ki artık turbo kapitalist dönemde bu işlemler internet üzerinden yapılıyor. Hem de dakikasında… Şimdi ise coinler var mesela. Bir dakika içerisinde, yine dolar cinsinden, dolar kazanıp kaybediyorlar. Ama dikkat, hep dolar. Hal böyle olunca doların hakimiyeti, uluslararası sermaye akımları ve işlemler tüm dünyanın her köşesine daha fazla yayılıyor.

“ÇİN TİCARETTE ABD’NİN ÇOK İLERİSİNDE”

Fakat bir de finans dışındaki diğer gerçekler var. Şimdi Abd ekonomisinin dünyadaki payı, satın alma gücü paritesine göre, ikinci sıraya düşmüş yedi yıldır, % 17 ye düşmüş. Çin Abd’yi geçmiş. Cari fiyatlarla ise Abd ekonomisi, dünya ekonomisinin sadece % 23’ü. Oysa yetmiş yıl önce yarısıydı… Uluslararası ticarete baktığımızda Çin, Abd’nin fersah fersah önünde ihracat lideri olarak. Abd burada da geride. Ve Abd hem Çin’e hem Avrupa’ya yüz milyarlarca dolarlık dış ticaret açığı veriyor.

Çin bu grafikte nasıl yükseldi?

Şimdi oraya geleceğim. Bugün Abd hegemonyasından bahsetmek için bazı parametrelere bakmak lazım. Abd iktisadi büyüklükte artık o kadar dominant değil. Ticarette geri kaldı, Çin onu geçti. Yeni teknoloji alanlarında, işte 5g, hızlı trenler, dijital uygulamalar, yapay zeka kullanımı gibi alanlarda da Asya ekonomilerinden de aslında geri kalmış durumda. Buna sağlık, elektronik tarayıcılar vs. de dahil. Kovid bunu gösterdi bize. Sonuçta ticaret ve teknolojide geri kalmış durumda.

Askeri büyüklükte ise, artık evet Abd’nin halen çok güçlü bir ordusu var, ama Rusya’nın ve Çin’in onunla mukayese edilebilecek derecede etkin ve büyük orduları, silahlı güçleri var. Hipersonik füze sistemlerinde ön plandalar. Artık her türlü sistemi üretebiliyorlar. Abd’nin bugün diğerlerine üstün olduğu tek alan kaldı: Finans. Bunun sebebi de hala doların küresel rezerv para birimi olması.

Net ve basit bir şekilde anlattığımızda askeri, iktisadi, ticari bütün parametrede artık böyle bir üstünlük yok. Ama dolar hala bugün küresel rezerv para birimi ve birçok ülkeye ticareti bununla yapıyor. Çin de dolar üzerinden yapıyor önemli bir kısmını. Şimdi Türkiye’de Merkez Bankası rezervi tartışılıyor ya, bir de uluslararası rezervler var. Dünyada diyelim ki 12 trilyonluk dolarlık rezerv var. Bunun yaklaşık %60’ı halen ülkeler tarafından ABD doları cinsinden tutuluyor. Nakit ABD doları cinsinden tutmuyor da, ABD hazine bonosu olarak tutuyor elinde. En çok da 2 trilyon dolarla Japonya ve Çin tutuyor.

“KİMSE TİCARETİ DOLARLA YAPMAK İSTEMİYOR”

Çin bu sistemi bitirmek üzere ve çalışmalara başladı. Fakat öbür taraftan halen paradoksal bir şekilde Çin ve Japonya, en çok ABD hazine tahvili tutan ülke. Çünkü güvenli bir liman gibi görünüyor. Çünkü sistem bunun üzerine kurulu, bunun alternatifi konmadı. Ülkeler kalkıp da maceraya girmez, bu limandan çıkmazlar. Ama bunun alternatifi olmalı. Mesela İngiltere Merkez Bankası Başkanı diyor ki “75 yıl önce tamam anlıyorum dünyada ABD’nin iktisadi olarak ağırlığı vardı. Fakat şimdi böyle bir şey yok. Biz niye ticaretimizi ABD doları ile yapalım” Artık bunu söylemeye başladı. Kim söylüyor, ABD’nin bir zamanlar değişmez müttefiki İngiltere Merkez Bankası Başkanı söylüyor. Çünkü 75 yıl önce ünlü İngiliz Ekonomist Keynes de, ABD’li White arasında bu tartışma vardı. Yani diğer ülkeler, Avrupa Birliği, İngiltere, Çin, Rusya bunlar aslında ABD dolarının mevcut güçlü konumundan rahatsız. Herkes rahatsız. Kimse artık ticaretini bu para birimi ile ve swift üzerinden yapmak istemiyor. Ya kendi milli parasıyla, ya da başka yöntemle yapmak istiyorlar.

Bu konuda en iddialı ülke tabii ki Çin, bunu bitirmek istiyor. Çünkü ABD’nin kendisine açmış olduğu ticari savaşlar, siyasi savaş, hegemonyanın el değiştirirken bu kadar güçlü olması vs bu konularda Çin Amerikalılara artık güvenmiyor ve diyor ki “ben mümkün olduğu kadar ekonomimi dolarsızlaştırmalıyım”. Bunu yapabilir mi evet bunu yapabilir. Çünkü Çin ABD ile rekabet edebilecek kadar büyük bir ekonomiye sahip ve açık ara dünya ihracatında söz sahibi, yani dünyanın her tarafına mal satıyor. Dünyanın atölyesi.

Mesela bunu Rusya kendi başına yapamaz çünkü ekonomisi görece küçük. Küçük bir ekonomi Rusya ekonomisi. Dünyanın yüzde ikisini oluşturuyor. Ama Çin ABD ile birlikte dünyanın en büyük ekonomilerinden. Rusya 400 milyar dolar ihracat yapıyorsa, Çin 2,4 trilyon dolar. Rusya büyük bir ekonomik güç değil ancak büyük bir askeri güç.

Çinliler bu dolardan rahatsız mı rahatsız, bunu değiştirmek istiyorlar, o zaman ne yapacaklar, önce swift sistemini bitirmeleri gerekiyor. Bunun için son yıllarda ülkeler büyük hazırlıklar yaptı. Herkes kendi swift sistemini oluşturmaya başladı, CIPS denilen bir sistem oluşturdular.

Ruslar da kendi sistemlerini oluşturdular. Onlarca banka buna dahil oluyor, iki ülke arasında swifte, dolara muhtaç olmadan ticaret yapılabiliyor. Ama bunların payı görece küçük, veya Avrupa Birliği’nin “instex” denen kendi sistemi var.

ABD YAPTIRIM UYGULARSA…

Ayrıca ne zaman ki ABD, yaptırımları başka ülkelere bir finansal tehdit olarak kullanmaya başladı, o zaman diğer ülkelerin de alternatif arayışı hızlandı. Mesela yarın öbür gün ABD bize geniş bir yaptırım uygularsa, swift sisteminden çıkartırsa, Türkiye hiçbir uluslararası ödemeyi yapamaz. Mesela bu visa kart, master kart bile bu finansal sistemin içerisinde. Çünkü finansal alanda adam tekel olmuş durumda. Dışarıda işlem yapmak için bunlara muhtaçsın ya da alternatif arayacaksın.

Diğer ülkeler de buna artık uyandı. ABD bu kadar finansal, bu kadar ekonomik yaptırım yapıyor, bir de mesela swiftten Rusya’yı çıkartırsa, Çin’i kopartırsa o zaman büyük sorun olacak. O yüzden herkes alternatif geliştirmeye başladı. Çin burada diğerlerinin de önüne geçti. Şöyle bir sistem gelişti, mesela kripto paralar, blokzincir teknolojisi var, Çin bunun yerine kendi ulusal dijital parasını tedavüle soktu. Yani kripto para değil, kendi merkez bankası dijital parası, “dijital yuan.” Mesela kâğıt yuan yerine dijital olanı. Devlet garantili dijital ulusal paralar, dayanaksız kriptoparalarla karıştırılmamalı. Şu anda Çin bu konularda çok ilerde.

“ÇİN’DE DİJİTAL YUAN VAR, KAĞIT PARA YOK”

Çin’e gidenler anlatırlar, büyük şehirlerde kâğıt para yok, herkes telefon üzerinden ödemesini yapıyor. Wechat gibi bir uygulama ile bütün ödemeleri yapıyor. Kağıt para büyük ölçüde kaldırılmış. Hani bizim pandemi döneminde de temassız kart yaygınlaştı ya artık orada kart da değil telefon uygulamasıyla hallediyorlar. Şimdi bu teknolojik alt yapıya sahip oldukları için, bunu dijital yuana çeviriyorlar. Pandemi de bu iş için iyi bir fırsattı, ilk defa geçen sene 4 şehirde başladı. Sonra 11 şehir oldu, yaygınlaşıyor ve hedefleri 1 yıl sonra 2022 Pekin Olimpiyatları’nda tamamen bu sisteme geçmek.

Peki bu ne demek?

Bir kere kâğıt parayı bitirdiği zaman, ilk önce kendi ekonomisinde dijital kontrolü sağlayacak. Sonra da diğer ülkeler, hiç öyle swift’e gerek yok artık, Türkiye dahil diğer 60 küsur ülkenin merkez bankaları ile swap anlaşmaları var, dijital sistemde diğer ülkelerle yaptığı bu anlaşmalar sayesinde, uluslararası ödemelerde swifte ihtiyacı olmadan işlemini yapabilecek artık. Rusya daha hevesli bu konuda. Swif’tten çıkarılmaktan, ABD yaptırımından korkuyor haklı sebeplerle. Ama Rusya ekonomisi çok gelişmiş olmadığı için diğer ülkelerle dijital sistemlerle bunu yapmak istese de Rusya’nın yaratacağı etki 2 birimse, Çin’in yaratacağı etki 20 birim. Ama Ruslar da ne yapıyor? Herkes kendi alanında. Ne demiştik Petro-dolar sistemi. Ruslar da şunu diyor: Bundan sonra ben petrolümü artık Avrupa Birliği ülkelerine dolar yerine euro olarak satacağım, Çine’de yuan olarak satacağım. Böylece ABD dolarına büyük bir darbe vuruyorlar.

İkincisi, Rusya kendi merkez bankalarında doların payını giderek azaltıyorlar. Yüzde 20’ye kadar çekmişler, rezervlerini ise euro, altın, yuan bazlı tutuyorlar. Bu sistemden çıkmak isteyen ülkeler, resmi ya da gayri resmi altın depolamaya başladı. Dolayısıyla artık ABD dolarının kesin finansal hegemonik durumunun eğer fotoğrafını çekersek, 2020’lerin sonuna gelindiğinde, belki de daha erken, artık tarih olacak. Sadece anlık fotoğraf çekmemek lazım eğilimlere bakmak lazım.

Eğilimlere bakınca ülkelerarası ticarette doların kullanım oranı azalıyor. İkinci eğilim şu, Rusya gibi enerji ihracatçısı ülkeler dolar yerine euro, yuan gibi farklı para birimlerine kaçıyor. Üçüncü ve en önemlisi ABD’ye alternatif bir iktisadi sistem kurmak isteyen Çin Halk Cumhuriyeti dijital yuana geçerek artık swift sistemine ileride muhtaç olmamanın teknolojik temellerini atıyor. Dünyada büyük ekonomiler arasında ilk 5G’ye ve ilk dijital para birimine geçen bir ülke Çin, diğerleri henüz daha başaramadı.

Şimdi bütün bunları birleştirirsek, şunu görüyoruz; ABD dolarının payı evet 2020 itibarıyla yüzde altmış ama önümüzdeki birkaç yıl içerisinde hızlı bir şekilde azalacak. Çünkü Çin ve Rusya gibi dünya ticaret ve üretim lideri ve onun gibi diğer ülkeler, artık dolarla ticaret yapmak istemiyorlar. Mesela Çinliler Araplara, diyorlar ki “bana petrol mü satmak istiyorsun, ya yuan olarak bunu kabul et dolar ödemeyeceğim sana, ya da altın vereyim” Avrupa Birliği ülkeleri de doları değil, euroyu kullanmak istiyor uluslararası ticarette. O yüzden euronun payı da giderek artıyor. Genel bir trend olarak ülkeler milli paralarıyla ticaret yapmak istiyorlar. Geçmişten farklı olarak bunu belki 50 yıldır istiyorlar ama bugünkü güç dengesi artık değişti. Daha dengeli ve çok kutuplu bir dünyada yaşıyoruz. Dijitalleşme artık dolarsızlaşmayı da mümkün kılıyor. Dijital ulusal paralara geçildikçe, yeni bir uluslararası iktisadi ve finansal düzen oluşuyor. İşte o alternatif düzenin şu anda en önemli ülkesi büyük ekonomisi nedeniyle Çin. İkinci olarak da dolarsızlaşmayı dünyada en çok savunan ülke, uygulamaları ile Rusya Federasyonu.

Türkiye’de durum ne? Türkiye’nin böyle bir politikası var mı?

Türkiye dünya ölçeğinde çok küçük bir ekonomi. Yani biz dünya ekonomisinin %1’i bile değiliz. Bu şeye benziyor, Venezuela da ABD dolarından çıkmak istedi ama bunun hiçbir etkisi olmadı. Çünkü bu büyük ekonomilerin kendi aralarında yapacağı bir şey. Dolayısıyla Türkiye kendi başına böyle bir çalışmaya giremez. Girerse heba olur. Yani mesela sürekli olarak Türkiye’de de politikacılar yerli, milli paralarla ticaret falan diyorlar ama, gelişen pek bir şey olmuyor. Çünkü Türkiye ekonomisi zaten finansal bağımsızlığını yitirmiş bir ekonomi. Dışarıya çok bağımlı. Rezerv durumu zaten olağanüstü kötü, teknolojik altyapısı zayıf. Böyle bir ekonomi zaten kendi başına bu işi yapamaz. Ancak büyük ekonomiler yeni bir sistem başlatırlarsa, Türkiye burada bir tercih yapabilir ve bu önemli bir fırsattır. İşte şimdi o aşamaya yaklaşıyoruz.

“TÜRKİYE BRICS’E ÜYE OLMALI”

O büyük ekonomiler Çin ekonomisi dolara karşı alternatif iktisadi bir düzen oluşturuyor. Mesela Brics çok konuşuluyor. Brics bünyesinde yeni kalkınma bankası var. Burada ihtiyat destek fonu var, IMF’ye alternatif olarak, bazılarına göre ortaya çıkarılan bir fon ama henüz olgunlaşma faslında. Bu fon mesela dolar üzerinden değil, üye ülkelerin kendi para birimleri üzerinden kredi veriyor. Türkiye bu konuda da doların mevcut durumundan ve bağımlılıktan gerçekten şikayetçi ise, bence Türkiye ilk olarak benim önerim Brics üyeliğini gündeme almak. Yani biz neden Bricks’e üye olmuyoruz ki veya neden bu Türkiye’de hiç konuşulmuyor? Mesela Nato’dan çıkmak konuşuluyor. Ama çıkacağımız yok. Aslında gümrük birliğinin Türkiye’ye çok büyük bir zararı var, güncellemek ya da çıkmak lazım ama çıkmıyor. Ama daha somut daha kolay olabilen bir üyelik var, hiç konuşulmayan ve tartışılmayan Brics.

Sizce neden konuşulmuyor Brics?

Çünkü buna yönelik olarak biraz daha konumuzun dışına çıkacak ama Türkiye, elitlerinin çok fazla Batılılaştığı bir ülke. Bizdeki tartışma IMF’li mi olsun, IMF’siz mi olsun tartışması. Türkiye’de çoğu kesim için Batı’nın deli gömleğinden çıkmayı düşünmek dahi zor geliyor. Eyvah Brics mi şimdi Çin egemenliğine mi gireceğiz? Yani biz niye buna gidelim ki, biz zaten dolarla mutluyuz, çok sıkışırsak bize Abd’den 40, 50 milyar dolar gelir, tekrar bir stand-by anlaşmasına gireriz ekonomimizi döndürürüz diye bakıyorlar. Halbuki Türkiye Çin hegemonyasına da girmemeli, sadece çok kutupluluğun nimetlerinden faydalanabilmeli ve bu konuları tartışabilmeli.

Mesela ben eminim ki bırakalım sıradan vatandaşı, uzman sayılan ekonomistlerin birçoğu Brics Yeni Kalkınma Bankası’ndan habersiz. O bankanın altında ihtiyat fonu olduğundan habersiz ve onun altında da bu fonları üye ülkelere kendi para birimleri üzerinden kredi verilebileceğinden habersiz. Bizde mesela uluslararası kredi mi aldın, hep dolarla alınır, euro ile alınır. Ya da ülkenin mali sıkışmışlığı ve doları ihtiyacına bakıp sanki dünyada ilelebet dolar hegemon kalacakmış gibi sığ bir yaklaşım var. Halen daha ülkede ki entellektüellerin çoğu ABD’nin tek kutuplu dünyada hegemonik bir şekilde dünyaya hakim olduğunu düşünüyor. Oysa geçti o günler, bu 10-15 yıl öncesinin geçerli durumudur. Bu röportajı şunun için tarihsel geçmişten gelerek biraz geniş aldım, şunu göstermeye çalıştım: Çünkü dünya artık 1940’ların dünyası değil, 70’lere gelindiğinde farklı bir dünya var. 70’lerden 90’lara gelindiğinde kadar farklı bir dünya var, 2008 krizinden sonra farklı bir dünya var. Kovidden sonra artık bambaşka bir dünya var.

Kovidden sonra siyaseten çok kutuplu bir dünya düzeni içerisindeyiz. İktisaden teknolojik olarak Asya çağındayız. Asya ekonomilerinin ön plana çıktığı teknolojik olarak, iktisadi büyüklük, üretim ve ihracat olarak öyle bir dünyadayız. Finansal olarak da ABD’nin tek üstünlüğünün devam ettiği alan olan ABD dolarının küresel rezerv para birimi olma aşamasının bitmek üzere olduğu bir dönemdeyiz. Bu öyle bir senede olmayacak. Ama dünyadaki gelişmeler bize şunu gösterecek. 2020’li yıllarda artık ABD doları küresel para birimi olmaktan çıkacaktır. Zaten büyük Asya ekonomileri de dolardan çıkmaya başladıkça, teknoloji ilerledikçe, dijital ulusal paralar gündeme geldikçe bu olacaktır.

Benim bu dediklerimi Türkiye’de bir sürü insan kabul etmiyor ama IMF ekonomistleri bile artık kabul ediyor. Şimdi onlar şunu öneriyor: IMF’nin kendi para birimi var sdr, diyorlar ki mesela biz ülkelere desteğimizi sdr üzerinden verelim. Bu sepet para birimi, 5 tane büyük ekonominin ortak para birimi, ABD doları, İngiliz poundu, AB eurosu, Japon yeni ve Çin yuanı. İşte sdr bunların ortak değeri. Eskiden IMF sadece dolarla kredi veriyordu, Şimdi sdr üzerinden bunu yapalım diyorlar. IMF’de bile bir değişim var, ilk defa doların dışında bir şeyden bahsediyorlar. Çünkü dünyadaki elitler şunu görüyorlar, mevcut dolar hegemonyası artık devam edemez, eşyanın tabiatına aykırı.

Dünyada Asya ekonomileri ön plana çıkmış, Çin satın alma gücü paritesine göre 2013’ten beri ABD iyi geçmiş, 2027 yılında reel değer olarak da geçeceği hesaplanıyor. 1950’lerde yaşamıyoruz ki eskiden kolaydı, ABD dünya ekonomisinin yarısıydı. Tamam dolar o zaman hakim olabilirdi, ama şimdi ABD’nin payı % 20’lere çekilmiş. Böyle bir dünyada ABD dolarının ilelebet süreceğini düşünmek, bilgisizlik değilse, çok açık bir manipülasyondur. Yani objektif gerçeklik bize bunun böyle olmayacağını söylüyor.

“ABD, ÇİN’İ ENGELLEMEK İÇİN HER ŞEYİ YAPACAK”

Nitekim somut olarak örnek verdim, Rus Merkez Bankası’nın ve diğer ülkelerin ne yaptığından. Ama en önemlisi Çin dijital yuan ve yeni sistemde dolarsızlaşma eğiliminin başını çekiyor. Herkes fotoğrafa bakıyor diyor ki mesela şu anda ABD dolarının payı uluslararası ödemelerde veya rezervlerde %60. Bu anlık bir fotoğraf. 5 yıl sonra karşımdaki bina yıkılabilir, buradaki fotoğrafta bu oran, o gelişmelerden bahsettiğim zaman görüyorum ki önümüzdeki yıllarda kesinlikle yıkılacak. Amerika’nın en büyük rakibi şu anda Çin, Rusya değil. Teknolojide, ekonomide rakip Çin. O yüzden Çin’i engellemek için herşeyi yapacaklardır. Kuşak-Yol’u da engellemeye çalışacaklardır. Mesela Kuşak-Yol yatırımının en çok olduğu yerler Afrika’dan Asya’ya Müslüman ülkeler, bunu nasıl kaşımak lazım? İçerideki Müslüman azınlığa şöyle yapıyor diye kaşımak lazım. Tabii bu Uygurlar da Çin’de hoş olmayan muamele görmüyor demek değil. Sadece konunun büyük resimde nereye oturduğunu anlatmak için söylüyorum. Bunlar tamamen dünya siyasi tarihindeki doğal gelişim. Bir güç yükseliyor. Başat güç tedirgin oluyor; o da onu engellemek için rekabete, mücadelelere girişiyor. O yüzden dolarsızlaşma meselesi önemli. Yeni bir uluslararası finansal sistem oluşacak.

Dolarsızlaşma derken sonuçta önümüzdeki zamanda Çin parasının hegemonyasından bahsedecekmiyiz?

Bence bu çok önemli bir konu. ABD dolarının hegemonyası bitecek Çin yuan hegemonyası başlayacak diye bir şey olmayacak. Hiçbir zaman artık uzun bir süre biri diğerine egemen olamayacak. Sadece ABD hegemonyası kırılır, farklı para birimlerinin, farklı bölgesel mekanizmaların oturacağı bir sistem olur. Yani yuan doların yerini almayacak, daha dengeli ve çok merkezli bir sistem oluşacak. Dünyadaki güç dengeleri buna izin vermiyor. Çin ekonomisi dünyanın yarısını oluşturmuyor. Sadece daha dengeli bir sistem olacak. Çin’in ABD hegemonyasının yerine geçmek gibi bir yeteneği, kabiliyeti, imkânı yok. Belki de ilerde, ticarette uluslararası dijital sdr kullanılacak. Belki de en kadim para birimi altın ya da değerli metal kullanılacak. Bu henüz net değil.

Altın diyorsunuz, Türkiye’nin altın rezervlerindeki artış için değerlendirmeniz nedir?

Son 4-5 yılda Türkiye’de diğer ülkeler gibi kervana katıldı, altın stokladığı doğru. Ama diğerlerinden farklı olarak son aylarda altın satışı yaptığı da doğru. Türkiye bunu ne amaçla yapıyor sorusunun cevabı çok kolay değil o yüzden. Ama böyle bir eğilim var. Resmi rakamlara bakınca Rusya’nın 2.200 ton, Çin’in 2.000 ton altını görünüyor. Ama gayrı-resmi olarak biliyoruz ki, Hong Kong üzerinden 2008 yılından sonra Çin bankaları bunun 10 katı kadar altını dünyadan çekti. Zaten o yüzden Hong Kong olayları başladı. Çin sabit kur rejimi uyguluyor. Günlük ilan edilen kurlar var. Bir de Hong Kong üzerinden off-shore yuan diye bir kurları var. Burada da serbest dalgalanma var. Çünkü uluslararası ticareti oradan yapıyorlar. Mesela şimdi Panda fonları var. Çin tahvilinin adı bu. En çok da İngiltere’den işlem yapılıyor bu fonlarda. Amerika’nın da sembolü kartal. Önümüzdeki yıllarda her alanda panda ile kartalın sert mücadelesine tanıklık edeceğiz. Türkiye olarak evimizin içini düzenledikten sonra bu rekabeti ulusal çıkar eksenli olarak değerlendirebilmeliyiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir