Mayıs diyorum sana, duysana…  

küçük İskender, bir şirinde, “mayıstı, seni o yüzden bağışladım” der. Bağışlanacak mıyız…

Ritsos ise “bir mayıs günü çektin gittin” buyurmakta, giden kim, kimdir kalan. 

Cebinde leblebisi ve matematik kitabıyla hapishaneye ziyarete gelir Halil’i, canım ciğerim işçi Kerim… Halil, Nâzım Hikmet’tir. İşçi Kerim ise büyük insanlığı Hikmet’in. Büyük insanlık gemide güverte yolcusu, tirende üçüncü mevki, şosede yayan… 

Ve sonra üretim. Verim. Veremle savaş sonra fabrikalarda. Bir Yudum Sevgi’de kıyısına fabrika kurulmuş mahallenin iki çocuğu, mezarlıktadır. Biri ötekine sorar. Fabrika hiç durmaz değil mi der? Öteki durmaz diye cevaplar. “Durursa ölür…” 

Ve sonra tütün… Derken uçsuz bucaksız sarı ovalarda bereket, hızla giderken bir traktör, Çukurova’da gün batarken birbiriyle fısıldaşır pamuklar, denizlere ağ atanlar var geceler boyu ay ışığında, fabrikalarda al kanını akıtanlar durmadan, şarabını vermek için ezilenler… 

Mayıs. Emek ve ekmek arasındaki o bir harf…  

İşçiler mayıs, küçücük işçi mahallelerinde kirli güneşler, evlerin yoksul onuru ve plastik sürahiler. Alın teri derler adına, dünyanın en tuzlu tadı.  

Kızıl sonra 1 Mayıs. Gün doğumu ya da gün batımındaki kızıl. O ufak tefek dev: Lenin ve onu ilk öğrendiğim yirmi yaşım, kantin masası. Gorki’nin ünivertesiteleri sonra. Maksim Gorki’nin, büyük acı demek olması Rusçada… 

Burjuvazi sonra… Sarayda oturanlar. Diyalektik. Meyvede delice çalışmasını sürdüren çekirdek. Televizyonun üzerindeki dantelli örtü. Düdükler uğuldar boyuna. Vardiya düdükleri. Çalışmazsa ölür… Geliş gidiş saatlerinde, camları filmli patron arabaları…  

Bizi biz eden ne varsa hayatta emektir. Mayıstır, duydun mu? Sonra bitimsiz memleket sevdası. İşçiler üretiyordu, işçilerimiz: Bizim olan cep kanyağı ve Maltepe sigarası. Sonra Maltepe sigarası üzerindeki Hitit güneşi parlıyordu lojmanlarda. Edip Cansever diyordu sonra, işçiler diyordu, işçiler az sonra Coca Colalarına ekmek banacaklar diyordu…  

Ve yarın yanağından gayrı ortaklık her şeyde. Marks sonra, Marks’ın yoksulluktan ölen bir evladı. Sonra Kemal Tahir’in Marks için “o sakallı benim memleketimi benden daha mı iyi bilir bre” deyişi.  

Sonra bir mayıs güneşiyle uyanıp diline takılan “ağzımda bal gibi bir” türkü, kazanırım çocuklarıma ekmek parası deyişi A. Kadir’in… Sonra Füruzan’ın Parasız Yatılı’sındaki hastabakıcı kadın. Tarlalarda ağaç kenarlarında doğurulmuş çocuklar. Çocuklar… Çocuk işçiler, tırnağını annesi keser, kolunu makinesi… 

Kapak Görseli: TrtHaber

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir