Geçtiğimiz yıllarda Obama Büyük Felaket demişti. Biden ise soykırım olarak tanıdı… Sadece ABD başkanlarının değil, hakkında herkesin fikir yürütebildiği konulardan biri de Ermeni meselesi… 1915 yılında neler yaşanmıştı? Tarihsel koşullar bambaşka şeyler söylerken kişisel tarihler bambaşka görünebiliyor… Herkesin bir şekilde bir gruba dahil olduğu bu konuda biz de bir araştırma yapmak istedik. Genellikle her grup, savunduğu fikrin, kendine ait platformlarda yer almasını tercih ediyor.

Biz de her iki taraftan aydın, bilimci ve sanatçılara meseleye ilişkin dört soru sorduk.

Kimi kişilerden cevap aldık; kimisi karşıt görüşle bir arada olmak istemediğini söyledi; bir diğer kesim, bu konunun karşıt görüşü olamayacağını, kendi savunduğu dışında başka fikre yer verilmemesi gerektiğini düşünüyordu.

Biz de elimize ulaşan cevapları okurlarımız için derleyip yayına hazırladık.

24 Nisan 1915’te yaşananlar tehcir miydi, soykırım mı?

Cevaplar, aşağıda…

Bartu Soral (Eski BM Kalkınma Programı Türkiye Müdürü, Ekonomist)

24 Nisan 1915’te insanların acıyla andıkları şey, Türkiye’de insanların en çok bölündüğü konulardan da biri. Bu sizce tehcir midir, soykırım mı? 
Aynı dönem için insanların acıyla andıkları pek çok olay var. Mesela, Birinci Dünya Savaşı; yaklaşık 16 milyon insan hayatını kaybetmiş, 20 milyon kişi yaralanmıştır. Osmanlı, Avusturya – Macaristan ve Rus İmparatorlukları çökmüş; sınırlar önemli ölçüde değişmiş ve geniş ölçekte insan göçleri yaşanmıştır. Daha özelde, mesela, o savaş sonrasında Osmanlı İmparatorluğu’nun işgal edilmiş, İmparatorluk işgal edilirken, içinde yaşayan, istedikleri gibi ticaret yapan, kendi kültürlerini, dinlerini özgürce yaşayan, sosyal hayata karışan, dostluklar kuran Ermeni komşularımız, hiç beklenmedik biçimde kendi topraklarına ihanet etmiştir. Ermeni kardeşlerimiz Taşnak, Armenekan, Hınçak gibi örgütlenmeler altında silahlanmış, bu çöküşü kendileri açısından bir fırsata çevirmek istemiş, çeteler kurmuş, Çarlık Rusya ve Fransa’dan aldıkları desteklerle isyanlar çıkartmış, komşularını, kendine kucak açan insanları toplu halde katletmişlerdir. Bu da üzücü bir olaydır… Bu noktada bölünecek bir şey yoktur. Osmanlı İmparatorluğu’nu yönetenler, kendi halkını öldüren bu çetelerle iç içe geçmiş, çeteye dahil olmayan ama lojistik destek sağlayan veya bu işe bulaşmayan Ermenileri de tehcir etmek zorunda kalmıştır. Zira hem savaş ortamında hem de çökmekte olan İmparatorluğun bu ayrımı yapabilmesi, çeteci ile masumu ayırt edebilmesi mümkün değildi. Ayrıca unutmayalım ki bu çeteler, Ermeni toplumundan her türlü desteği de alıyordu.

Peki sizce soykırım nedir? Bize bir soykırım örneği verebilir misiniz? 
Soykırım uluslararası hukukta açıkça tanımlanmış spesifik bir suçtur. Birleşmiş Milletler Aralık 1948 tarihli sözleşmesinde neyin soykırım olduğu ve bunun nasıl belirleneceği kayıt altına alınmıştır. Sözleşmeye göre bir olayın soykırım olup olmadığına ancak yetkili bir uluslararası mahkeme karar verebilir. Holokost, Ruanda ve Srebrenitsa için böyle bir mahkeme kararı bulunmaktadır. 1915 yılındaki tehcirle ilgili herhangi bir uluslararası ceza mahkemesi kararı bulunmamaktadır.

Bu konuyla ilgili etkin çalışmalar yapan bir Ermeni lobisi var mıdır? Buna karşılık bir de Türk lobisi olduğunu düşünüyor musunuz. Veya olmalı mıydı? 
Bu konuda emperyalist ülkelerin Türkiye üstüne kurdukları planları hayata geçirebilmek, Türkiye’yi zor pozisyona sokabilmek, taviz kopartabilmek için destek verdikleri bir Ermeni lobisi var. Bu lobi aldığı destekle halkla ilişkiler faaliyetleri gerçekleştiriyor. Yalan belgeleri kafalara zikrediyor. Elbette bu noktada bağlayıcı olan emperyalist ülkelerin verdiği destek. Sonuçta lobi faaliyeti dediğin, esas belirleyici değil. Bu lobi ve arkasındaki güçlerle etkin mücadele, ekonomik ve askeri olarak güçlü, kalkınmış, teknolojiye hâkim, ürettiğini dünyaya satabilen bir ülke olarak mümkün olur. Yoksa, ben Birleşmiş Milletler’de şahit oldum, konu tarihi belgeler veya haklı olup olmamak değil. İstediğiniz kadar haklı olun, konu tamamıyla siyasi çıkarlar. Bu bağlamda Türk lobisi yok. Elbette olmalıydı. Ama onun olabilmesi için tam bağımsızlığa inanmış, anti-emperyalist, devrimci, milliyetçi bir siyasi yönetim gerekli. Türkiye’yi yöneten mevcut siyasi iktidar veya onun karşısındaki muhalefet cephesinin yapabileceği işler değil onlar.

Talat Paşa nasıl biri sizce?
Ermeni bir terörist tarafından öldürülen Talat Paşa gibi bir büyük devrimciyi değerlendirmek benim veya bizim haddimize değil; haddim olmayarak, benim gözümde büyük bir devrimcidir. Bazen denk geliyoruz, Atatürk’ü, cumhuriyetimizi kuranları eleştirenler, saldıranlar oluyor. Hatta ağır sözler söylüyorlar. Birinci Dünya Savaşı’nda parçalanan bir imparatorluktan, yoktan var edilen bir Kurtuluş Savaşı ve ardından kurulan bir cumhuriyet, bir ülke. Sonrasında, dış borç almadan 15 yılda yapılan 44 fabrika, örülen demir ağlar, eğitim ve hukukta çağdaş medeniyetin ilerisindeki devrimler. Anlatmakla bitmez. Çıkmış, eleştiriyor. Bunlar için başıbozuk, meczup vb yakıştırmalar uygundur. Bunların şansı Türkiye gibi bir ülkede yaşıyor olmaları. Fransa’da falan bunu yapmaya kalksan, toplum içine çıkmayı bırak oturduğun semtte dolaşamazsın!

Mehmet Perinçek (Tarihçi)

24 Nisan 1915’te insanların acıyla andıkları şey, Türkiye’de insanların en çok bölündüğü konulardan da biri. Bu sizce tehcir midir, soykırım mı? 
Yirmi seneyi aşkın süredir Rus devlet arşivlerinde Ermeni meselesi üzerine çalışıyorum. Dışişleri Bakanlığı’ndan Genelkurmay Arşivi’ne dek konuyu ilgilendirebilecek devlet kurumlarının bütün arşivlerinde çalıştım. Elimden, önemli kısmını yayınladığım binlerce sayfa geçti. Bu belgelerden yararlanarak kitaplar yazdım. Tüm bunlara bakarak 1915 olaylarına dair şu sonuçlarla karşılaştım. O süreç ve sonrasında yaşananlar soykırım değil, karşılıklı bir kırım, mukateledir. Bu karşılıklı kırım, Batılı emperyalist devletler ve Çarlık Rusyası tarafından Osmanlı topraklarını paylaşmak amacıyla kışkırtılmış; bu temelde Ermeni isyanları örgütlenerek gönüllü Ermeni birlikleri oluşturulmuştur. 

Bir diğer sonuç şudur: Önce İstanbul Hükümeti, Kurtuluş Savaşı yıllarında da Ankara Hükümeti, ülkenin paylaşılmasına karşı vatan savunması gerçekleştirmiştir. Haklı savaş vermiş, hukuki tabirle söylersek meşru müdafaa eyleminde bulunmuşlardır. 

Çarlık döneminin, 1915’e, öncesine ve sonrasına dair belgeleri, Osmanlı Ermenilerine Batılı emperyalist devletler ve Çarlık tarafından iki temel görevin yüklendiğini gösterir: 1) Türk ordularının cephe gerisinde ayaklanma çıkartıp ordularımızı zaafa uğratmak, topraklarımızın işgalini sağlamak. 2) Osmanlı’da, Ermenilerden oluşturulan gönüllü birliklerin Türk ordularının cephe hattını yıkmasını sağlayıp düşmana yardımcı olmak.

Çarlık belgeleri bu görevlerin yerine getirilmesinde birkaç Taşnak teröristinin değil, çok geniş Ermeni kitlelerinin Türk ordusunu arkadan vurma işine katıldığını gösterir. Dolayısıyla tehdidin büyüklüğü, tehcir kararının haklı gerekçesidir. Çarlık belgeleri yine gönüllü Ermeni birliklerinin Müslüman nüfusa yönelik katliam ve yağma politikasını ortaya koyar. Bu katliamlar sistematik ve Müslüman nüfusu ortadan kaldırmaya yöneliktir. O yıllarda Türkiye düşmanı olan bir ülkenin belgeleridir bunlar. Bu da tehcir kararının haklı gerekçesini yani bunun meşru müdafaa eylemi olduğunu kanıtlar. 

Peki sizce soykırım nedir? Bize bir soykırım örneği verebilir misiniz? 
Soykırımda size göre bize göre diye bir şey olmaz; 1948 yılında kabul edilmiş, 1951 yılında yürürlüğe girmiş Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde konunun şartları açıktır. Birincisi, bu akit 1951’de yürürlüğe girdiğinden o tarih öncesi hiçbir olay soykırım olamaz. Hukuk Fakültesi daha birinci sınıfının ilk dersinde, kanunların geriye yürümemezliği ilkesi öğretilir. En basit hukuk kuralıdır. Soykırımın oluşması için gerekli şartlar yine bu sözleşmede ifade edilmiştir. Şartların 1915 olaylarıyla örtüşmediği görülmektedir.

Bir olayın soykırım olduğuna karar verebilecek merciler de sözleşmede belirlidir. Ya yerel mahkeme yani 1915 olaylarının geçtiği yer Türkiye olduğu için Türk mahkemeleri; ya da yine sözleşme gereğince ilgili uluslararası ceza mahkemeleri, yaşanan olayın soykırım olup olmadığına karar verir. Dolayısıyla her iki tür mahkemenin de 1915 olaylarına dair soykırım kararı yoktur. Bu durumda soykırım da yoktur. Size göre bize göresi sözkonusu değildir bu işin. Nasıl hırsızlık ya da cinayet olayı mahkeme kararıyla kesinlik kazanıyorsa, nasıl bir cinayet kimine göre cinayet kimine göre değil denemiyorsa, nasıl tüm bunlar Ceza Kanunu’nda her şekilde belirtiliyorsa soykırımda da aynı durum geçerlidir.

Şimdiye kadar uluslararası mahkemeler tarafından kabul edilmiş bir Ruanda Soykırımı vardır. Bunun dışında Srebrenitsa olaylarının da soykırım olduğu kabul edilmiş ancak burada da Sırbistan hükümetinin sorumlu olmadığı ifade edilmiştir. Dolayısıyla tüm dünya tarihi boyunca (tabii 1951’den sonra çünkü sözleşme o tarihte yürürlüktedir) kabul edilmiş bir Ruanda soykırımı, bir de Srebnitsa vardır. İkincisinde de Sırbistan hükümetinin sorumlu olmadığı mahkemece karara bağlanmıştır.

Bu konuyla ilgili etkin çalışmalar yapan bir Ermeni lobisi var mıdır? Buna karşılık bir de Türk lobisi olduğunu düşünüyor musunuz. Veya olmalı mıydı? 
Ermeni Soykırımı iddiaları esas olarak Batı’da üretilir. Ermeni meselesi geçmişte olduğu gibi bugün de emperyalist devletlerin Türkiye’yi parçalama ve bölme planının aracıdır. Burada Ermeni lobisinin iradesinden çok Batılı emperyalist devletlerin Türkiye’ye yönelik planları etkili ve önemlidir. Bu devletlerin arkasında durmadığı veya kullanmadığı bir Ermeni lobisi, dünya çapında etki yaratamaz. Emperyalist devletler özellikle ABD, bugün Ermeni Soykırımı iddialarını Kürdistan projesi çerçevesinde kullanmak ister. Nasıl geçmişte İngilizler büyük Ermenistan kurmak için bu yalana sarıldıysa ABD’de de büyük Kürdistan hedefi için bu yalanı kullanmaktadır. Türkiye’ye yönelik sömürgeci planların bahanesini yaratmak amacıyla soykırım iddiaları ileri sürülerek cumhuriyetin temellerine dinamit konmakta.

Bugün Batıda kabul edilen soykırım kararlarında suçun 1915 ile 1923 yılları arasında kesintisiz işlendiği ifade edilmekte, bu şekilde Türkiye’nin bugünkü teröre karşı mücadelesinin de soykırım olarak gösterilme zemini yaratılmaktadır. Türkler yüz sene önce Ermenilere soykırım yapmış, bugün de yeni soykırımlar yapıyorlar denilerek Türkiye’ye müdahalenin hukuki, psikolojik, siyasi zeminleri döşenmektedir. Böylece Türk ordusunun terörle mücadelesi, Ermeni Soykırımı ve Türklerin devamlı soykırım yaptığı fikri üzerinden insanlık suçu olarak gösterilmektedir.

Türkiye buna üç alanda cevap vermelidir. Birincisi meselenin hukuki boyutudur. Çünkü soykırım eninde sonunda hukuk meselesidir. Bu noktada Perinçek’in, İsviçre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde aldırdığı karar, önemli bir silahtır, uluslararası alanda değerlendirilmelidir. İkincisi bu işin tarihsel boyutu. Tarihsel boyut açısından Çarlık Rusyası’nın devlet arşivleri, hem dönemin yakın tanıklarından olması hem de o dönem Türkiye’ye düşman bir ülkenin belgelerini barındırması vesilesiyle uluslararası alanda itiraz edilemeyecek niteliğe sahiptir. Tarihsel anlamda bu iddiaları böyle çürütülebilir. Üçüncü olarak bu işin siyasi boyutu vardır. Çünkü bu, siyasi bir saldırırdır. Türkiye buna başı dik, bağımsız bir dış politika ile Batıdan gelen mesnetsiz iddialara cevap vermelidir.

Talat Paşa nasıl biri sizce?
Talat Paşa, hürriyet kahramanlarındandır. Türkiye’nin 1908 Devrimi’nin mimarlarından biri. Türkiye’nin demokratikleşmesindeki köşe taşlarından olan Jön Türk Devrimi’nin ve sonrasındaki ilerici atılımların, anayasa sürecinin önemli isimlerinden. Birinci Dünya Savaşı ile birlikte, ardından 1915 sürecinde de vatan savunmasında rol oynamıştır. Zira Kurtuluş Savaşı mücadelesinin kökenlerinde Çanakkale Savaşlarını görmek mümkündür. Tüm bu süreçlerdeki savunmalar arasında kopmaz bağlar vardır. Bu anlamda da Talat Paşa Türkiye’nin nihai bağımsızlığını kazanacak sürecin önemli kahramanlarındandır. Yanı sıra mütevazı hayatıyla öne çıkar. Zenginliklere önem vermeyen ve vatan sevgisini her şeyin üstünde tutan bir kişi… Bu bakımdan Türkiye’nin demokratikleşmesinde, hürriyetinde, istibdat rejiminden kurtulmasında, savunulmasında ve sonuçta cumhuriyetin kurulmasında büyük rolü olan önemli bir devlet adamı, bir devrimci…

Burak Enver (1. Dünya Savaşı Tarihi Araştırmacısı, Enver Paşa’nın Torunu)

24 Nisan 1915’te insanların acıyla andıkları şey, Türkiye’de insanların en çok bölündüğü konulardan da biri. Bu sizce tehcir midir, soykırım mı? 
Tehcirdir. Hükümetin hiçbir zaman bir grubu yok etmek gibi bir planı olmadığı arşiv belgeleriyle sabittir. Ermenilerin paylaşmadığı bu belgelerde, 1913 senesinde Taşnakların Osmanlı hükümetinin Ruslardan uzak durmaları karşılığında mantık çerçevesinde ne isterlerse karşılamaya razı olduklarını Rus arşivlerinde bulabiliyoruz. Bu neden oldu diye Ermeniler önce kendilerine sormalıdır.

Peki sizce soykırım nedir? Bize bir soykırım örneği verebilir misiniz? 
Soykırım, topluluğun tümünün varlığına son vermek. Bugünlerde çok kolay kullanıyoruz bu kelimeyi. Örneği çok ama en büyük nefretle yapılanlardan birisi Amerikan yerlilerine yapılandır.

Bu konuyla ilgili etkin çalışmalar yapan bir Ermeni lobisi var mıdır? Buna karşılık bir de Türk lobisi olduğunu düşünüyor musunuz. Veya olmalı mıydı? 
Var tabii ki. Fakat amaç araştırma falan değil. Zaten Ermeni lobisi bir çözümün peşinde de değil. Terörizmden başka bir şey üretemeyen Ermenistan’ın tek dayanağı Türkler kötüdür argümanı. Dünyanın umurunda olmayan Ermenistan devleti, büyük güçlerin Türkiye’ye karşı kullandığı bir kozdan öteye gidemeyen Ermenistan, 1700’lerden beri parçası olmaya çalıştığı Rusların emri altında mutlular mı acaba? Çözüm istememelerinin sebebi ise belli gruplarının ceplerini doldurmak için konuyu kullanmalarıdır. Ermeni diasporası şahıslara çalışır, ülkelerine değil. Yahudi ve Ermeni diasporalarının işlevsellikleri Ermenistan ve İsrail’e bakılınca daha iyi anlaşılır. İşin hukuki yönü zaten Perinçek davasında sonuca bağlanmıştır.

Talat Paşa nasıl biri sizce?
Osmanlı’nın en zor zamanında elini taşın altına sokmuş, farklı görüşlerin birleştiği İttihat ve Terakki’de stabilite ve mantığın sembolü olurken sefertasıyla işe gitmeye devam eden bir sadrazam. Bir daha gelir mi? Sanmam.

Özdemir İnce (Şair)

24 Nisan 1915’te insanların acıyla andıkları şey, Türkiye’de insanların en çok bölündüğü konulardan da biri. Bu sizce tehcir midir, soykırım mı? 
Tehcir, “hicret”ten gelir, “göç ettirme” anlamındadır. Ermeniler, savaş ortamında Ruslarla işbirliği yaptıkları için, o zamanlar Osmanlı toprakları olan Suriye taraflarına sürülmüşlerdir. Bu göç sırasında, Doğu Anadolu’da yerel çetelerin saldırısına uğradıkları doğrudur. Bir savaş sözkonusudur. Taraflar birbirlerini öldürmüşlerdir.

Peki sizce soykırım nedir? Bize bir soykırım örneği verebilir misiniz? 
Soykırımın resmi tanımı şöyledir: “Siyasal, ulusal, ırksal ya da dinsel bir nedenle, azınlık durumundaki bir insan topluluğunu soyca yok etmeyi amaçlayan toplu öldürme eylemi.” Ermeniler, Ermeni oldukları ya da Hıristiyan oldukları için öldürülmedi. Ermeniler kendi devletlerini kurmak için silahlı ayaklanma yapmışlardı. Osmanlı böyle bir ayrılığa izin vermiyordu. Olayların Yahudi Soykırımı ile benzer yanı yoktur.

Bu konuyla ilgili etkin çalışmalar yapan bir Ermeni lobisi var mıdır? Buna karşılık bir de Türk lobisi olduğunu düşünüyor musunuz. Veya olmalı mıydı? 
Ermenilerin birçok ülkede (ABD, Fransa, Kanada) lobileri vardır. Bu doğal. Türklerin lobi yapmaları gereksiz. İnandırıcı tarih kitabı yazabilirler, yazdırabilirler. Yayınlanması için epeyce yazı yazıp uğraştığım, Fransız Tarihçi Gaston Gaillard’ın Türkler ve Avrupa adlı kitabı nihayet yayınlanmış (Kanon Kitap). Mutlaka okunması gereken bir kitap. Ya da Google’a gidip “Özdemir İnce / Gaston Gaillard” yazın, birden fazla yazı bulursunuz.

Talat Paşa nasıl biri sizce? 
Talat Paşa Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan mutlu olabilecek bir insandı.

Semih Koray (Akademisyen)

24 Nisan 1915’te insanların acıyla andıkları şey, Türkiye’de insanların en çok bölündüğü konulardan da biri. Bu sizce tehcir midir, soykırım mı?
Birinci Dünya Savaşı’nda alınan tehcir önlemleri, Türkiye açısından vatan savunmasının beraberinde getirdiği zorunluluklardan kaynaklanmıştır. Tehcirin gündeme gelmesi, Doğu Cephesi’nde Rusya tarafından kışkırtılan Ermeni çetelerinin cephe gerisinin ve ikmal hatlarının güvenliği açısından ciddi bir tehdit oluşturmaya başlamaları üstünedir. Önce daha yumuşak önlemler uygulamaya konmuş, sonuç alınamayınca zorunlu olarak tehcire karar verilmiştir. Bu önlemlerin uygulanmasında halk içinde çatışmaların ortaya çıkmasına engel olmaya özen gösterilmişse de savaş koşullarında karşılıklı kırımların cereyan etmesinin önüne maalesef geçilememiştir. Doğu Anadolu’da yaşayan Ermeniler için zorunlu iskan yeri olarak seçilen Suriye, o dönemde Osmanlı Devleti’nin bir parçasıdır.

Doğu Cephesi’nde Rusya’nın başarı kazanması, ayrılıkçı Taşnak ve Hınçak örgütlerinin emperyalist güçler tarafından “bağımsız Ermenistan” hedefiyle daha da güçlü biçimde kışkırtılmasına yol açmıştır. Alınan tehcir ve sürgün önlemlerinin vatan savunmasının bir parçası olduğunu göstermek açısından 24 Nisan 1915 tarihinin de ayrı bir önemi vardır. Bu tarihte İstanbul’dan sürgüne gönderilen Ermeniler, sürgüne Ermeni oldukları için değil, Taşnak, Hınçak ve Ramgavar örgütleriyle olan ilişkileri nedeniyle yollanmıştır. İtilaf Devletlerinin Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yapmaya başladıkları zaman da 24 Nisan 1915 geceyarısıdır. Bu sürgünlerin de İstanbul’un güvenliğinin ciddi bir tehlikeye düştüğü bir ortamda cephe gerisini sağlamlaştırmak amacıyla alınmış bir önlem olduğu açıktır.

Bunların da ötesinde, tehcirin ve diğer uygulamaların, bırakalım soykırımı, ülkemizin vatan savunması için alınmış haklı önlemler olduğunun en önemli tanığı Ovanes Kaçaznuni’dir. Ermenistan’ın ilk başbakanı olan Kaçaznuni Taşnak Partisi’nin 1923’te Romanya’da yapılan genel kuruluna sunduğu raporda tehcir ve sürgün önlemleri konusunda Türklerin haklı olduğu çok açık biçimde dile getirilmektedir. Bu rapor, Kaynak yayınları tarafından “Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok” başlığı altında yayımlanmıştır. Dünyanın büyük kütüphanelerinin birçoğunun listelerinde yer alan bu kitap, kayıtlarda “kayıp” olarak geçmektedir.

Peki sizce soykırım nedir? Bize bir soykırım örneği verebilir misiniz? 
Soykırım hukuki bir kavramdır. Onun için belirleyici olan, kişiler nezdindeki öznel anlamı değil, hukuk nezdindeki nesnel anlamıdır. Dolayısıyla bir kırımın soykırım olarak nitelenebilmesi, yetkili bir mahkemenin bu konuda bir yargıda bulunmuş olmasını gerektirmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Doğu Perinçek – İsviçre Davası’nda almış olduğu karar, bu açıdan bağlayıcıdır ve Ermeni tehcirinin soykırım olmadığını tescil etmektedir.

Tarihsel açıdan bakıldığında, “bir toplumsal grubu o grubun taşıdığı şu ya da bu özellik nedeniyle toptan yok etme hedefini güden bir kırım” olarak tanımlanabilecek ve ırkçılık temeline oturan “soykırım”ın emperyalizme özgü bir olgu olarak ortaya çıkmış olması, emperyalist sistemin gerici özünü yansıtması açısından kayda değerdir. Nazi Almanyasının Yahudi Soykırımı hukuken tescil edilmiş bir soykırımdır. Bu soykırımın sorumlusu da, tek başına Hitler ya da Nazi Partisi değil, onu iktidara getiren Alman emperyalist sistemidir.

“Ermeni Soykırımı”, ülkemizi dize getirme amacını güden hukuk dışı “emperyalist bir yalan”dır. Çeşitli parlamentoların bu konuda aldıkları ya da almaya yeltendikleri kararlar, yalnızca “ifade özgürlüğü”nü değil, bilim ve araştırma özgürlüğü”nü ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. “Ermeni soykırımını inkarın yasaklanması”, “bu konuda araştırma yapma”, “yapar da parlamento kararına aykırı bir sonuca ulaşırsan, açıklama”, “açıklarsan, sonucuna katlan” dizisiyle özetlenebilecek bir Engizisyon dizgesini yansıtmaktadır.

Bu konuyla ilgili etkin çalışmalar yapan bir Ermeni lobisi var mıdır? Buna karşılık bir de Türk lobisi olduğunu düşünüyor musunuz. Veya olmalı mıydı? 
Bu konuda etkin çalışmalar yapan bir Ermeni lobisi kuşkusuz vardır. Ama Ermeni lobisi “soykırım yalanı”nın sahibi değil, gönüllü uygulama aracıdır. Bu yalanın Türkiye’ye karşı bir silah olarak kullanılması, 100 yılı aşkın bir süre boyunca dalgalanarak değişik dönemlerden geçmiştir. Kimi zaman Asala cinayetlerinde olduğu gibi kan dökerek şiddetlenmiş, kimi zaman da Batı’da bazı belediyeleri de kapsayacak biçimde parlamento ve meclislerde dalga dalga alınan soykırım kararlarına yol açmıştır. Bu emperyalist yalanın görece askıya alındığı dönemler de vardır. Bu iniş çıkışlar incelendiğinde bunların doğrudan Türkiye’yi baskı altına almaya yönelik emperyalist siyasetlerin iniş çıkışlarına koşutluk gösterdiği, ama Ermeni lobisinin gücündeki bir değişimden kaynaklanmadığı görülür. “Soykırım yalanı”nın adresi olarak, Ermeni lobisinin gösterilmesi emperyalizmin de işine gelmektedir. Çünkü o zaman emperyalist merkezler, ülkemize karşı izlenen yıkıcı bir siyasette kendi mimarlıklarının üstünü örtüp, sözde “hak dağıtan” merciler postuna bürünme olanağına kavuşmaktadır. Ermeni soykırımı yalanına karşı mücadelede lobiciliğin rolü son derece sınırlıdır. Çünkü lobicilik, emperyalist yönetimlerin merkezlerini etkilemeyi hedef alır. Oysa bu yalanın kaynağı, emperyalist yönetimlerin merkezleridir. Öte yandan, bu yalanın etkili olduğu ülke kamuoylarını yönetici kesimleri de içine alacak biçimde aydınlatmaya çalışmak önem taşımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Perinçek – İsviçre davasında almış olduğu karar, bu sorunu hukuk düzleminde sonlandıran bir karardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu karara dayanarak ve ülkemiz kamuoyunu arkasına alarak yürüteceği uluslararası bir kampanya, etkili ve sonuç alıcı olacaktır.

Talat Paşa nasıl biri sizce? 
Hürriyet Devrimi’nin öncüleri arasında yer alan Talat Paşa, bütün ömrünü postane memurluğundan sadrazamlığa kadar her kademede ve her koşul altında ülkemizin bekası için örgütlü mücadele içinde geçirmiş bir devrim şehidimizdir. Emperyalist güçlerin maşaları tarafından Berlin’de şehit edildikten 22 yıl sonra naaşının 1943 yılında yurdumuza getirilerek Hürriyet-i Ebediye Tepesine defnedilmiş olması da, bugün Ermeni Soykırımı yalanına karşı etkin bir mücadele yürüten komitenin onun adını taşıması da, Türk Devrimi’nin Talat Paşa’ya verdiği değerin birer yansımasıdır.

Barbaros Altuğ (Yazar)

24 Nisan 1915’te insanların acıyla andıkları şey, Türkiye’de insanların en çok bölündüğü konulardan da biri. Bu sizce tehcir midir, soykırım mı?
24 Nisan 1915’de te insanların acıyla andıkları şey bir soykırımdır. Ermeni Soykırımı geçen yüzyılda gerçekleştirilen ilk soykırımlardan biridir. Ruhumdaki Yaralar kitabımın yazım sürecinde Hrant Dink Vakfı sayesinde ilk kez gittiğim Ermenistan’da ziyaret ettiğim Soykırım Müzesi ve Arşivi’nin girişinde Hitler’e ait olduğu söylenen bir alıntı vardır: “Ermenilere yapılanı kim anımsıyor ki bugün?” Bu cümle, Hitler’e Yahudi Soykırımı’nı yapma güveni de verir. 

Peki sizce soykırım nedir? Bize bir soykırım örneği verebilir misiniz? 
Soykırım, bir suç olarak Birleşmiş Milletler’de 1946 yılında kabul edilmiştir. Bu suç kapsamına giren eylemler de aynı kapsamda sıralanmıştır Buna göre bir ırk, bir halk, bir din mensubu gruba karşı bu grubun mensuplarını öldürmek, çocuklarını zorla başka bir gruba dahil etmeye çalışmak, bir grubun mensuplarına fiziki ya da ruhsal zarar vermeye kalkmak, bir grubun mensuplarının hayat koşullarını planlı bir biçimde değiştirmeye kalkmak bu suç kapsamındadır. Bu kapsama girmek için sayılan suçların tek bir tanesi yeterliyken, Ermeni toplumuna karşı tamamı işlenmiştir. Yansız ve tarihi kendisine öğretilen şekilde değil, ama tarihi gerçeklerin hakkının verildiği biçimde okumalar yapan Türk veya başka bir milletten bir kimsenin Ermenilere karşı yapılanın soykırım olmadığını iddia etmesi mümkün değildir. 

Soykırım örneği olarak Ermeni Soykırımı tam anlamıyla tanım kapsamındadır. Ama tarihte başka soykırımlar da yapılmıştır ve bunların bazıları da yapan ülkeler tarafından reddedilmiş ya da reddedilmektedir.

Bu konuyla ilgili etkin çalışmalar yapan bir Ermeni lobisi var mıdır? Buna karşılık bir de Türk lobisi olduğunu düşünüyor musunuz. Veya olmalı mıydı? 
Ben Ermeni Soykırımı karşıtı bir Türk lobisinin olduğunu biliyorum, mesela Hollanda’da Ruhumdaki Yaralar kitabım üzerine kalabalık bir toplantıdayken TRT için çalıştığını söyleyen bir karı-koca tarafından o salondan sağ çıkmamakla tehdit edildim. Yalnız değillerdi ve bir Türkün Ermeni Soykırımını dillendirmesini Türklükten çıkma olarak değerlendiren yarı-resmi bir gruptu. Ne zaman bu konuda bir ses yükselse karşısında orantısız biçimde güç ve şiddet kullanmayı savunan Türkleri bulması bir tesadüf değildir. 

Ermeniler ise kendilerine yapılan soykırımın kabul edilmesini sağlamaya çalışıyorlar. Bu da en tabii haklarıdır. 

Talat Paşa nasıl biri sizce? 
Talat Paşa bir savaş suçlusudur. Yaşadığı dönemde gazetelere verdiği mülakatlarda da özel konuşmalarında da Ermeniler arasında suçlu suçsuz ayrımı yapmadan yok ettiklerini, Ermeni sorunu diye bir şey kalmadığını çünkü vatan topraklarında Ermeni kalmadığını, övünerek, defalarca kendisi dile getirmiştir. Bugün olsa Adalet Divanı’nda yargılanıp ömür boyu utanç içinde hapse mahkum olacak bir şahıstır. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir