Pandeminin ilan edildiği ilk günlerde sosyal medya pizza, ekmek tarifleri, kitap, dizi film tavsiyeleri, online eğitim duyuruları, canlı yayınlarla dolup taştı. Evde karantina koşullarının özellikle kitap okuma seferberliğine dönüştüğü gibi bir algı olsa da, kitap yazmak isteyenlerin daha çok sayıda olması şaşırtıcı bir gerçek. Peki en çok hangi tür kitap okundu, dijital dükkanlar, yayınevlerine giden dosya sayısı ve pandemide yayıncılık nasıl yapıldı gibi soruları yayıncılara sorduk.

Bir yıldır devam eden bir pandemi süreci içindeyiz. Başlarda herkes şu kitapları okuyun, bu dizileri kaçırmayın noktasındaydı. Aradan geçen bir yılda, sizce okurun alışkanlıkları değişti mi? Bu bir yılın kitap okuma yoğunluğunu değiştirdiğini düşünüyor musunuz?

Kırmızı Kedi Yayınevi Sahibi – Haluk Hepkon: “Mart ayından itibaren Türkiye, bütün dünyada olduğu gibi kendi içine kapandı. İnsanlar gündelik siyasetten ve diğer kaygılardan ziyade kendi sağlık durumlarını üzerine düşündüler. İnsanlar pandeminin verdiği kaygılardan kurtulmak için kitaplara sığındılar. Bu durum da kitap okuma oranını arttırdı. Daha önce pek fazla talep görmeyen kitapların satışında da bir hareketlenme yaşandı.”

“ONLİNE SATIŞLAR PATLADI”

“Burada online satış konusuna da değinmek istiyorum. Online satışlar patladı. Perakendede online satışların gün geçtikçe belirleyici olduğunu zaten gözlemliyorduk. Online satışın 10 senede kazanacağı pazar payı birkaç ayda kazanıldı.”

Günışığı Kitaplığı Genel Yayın Yönetmeni – Mine Soysal: “Tüm dünya olağanüstü bir yılı geride bıraktı. Ne yazık ki, yitirilen sayısız insanın acısı, işini kaybeden milyonlarca insanın çaresizliği, yalnızlaşmanın dayattığı sosyalleşme ihtiyacı, ekonomik darboğaz ve belirsizliklerle pandemi koşulları ağırlaşarak sürüyor. Pandemi hepimizi evlere hapsedip yaşamı yeniden biçimlediğinde iyi hissetmek için kitaplara da sarıldık. Sosyal medya, film kanalları vb. görsel, işitsel medya ile yarışamasa da, kitaplar elbette önemli bir ihtiyacı karşıladı. Ancak kitap okumak, doğallıkla edilgen davranmayı gerektiren bütünüyle zihinsel bir faaliyet. İnsanın yaşı kaç olursa olsun, görece sağlıklı hissettiği, düşünebildiği sürece odaklanabildiği bir uğraş. Oysa pandemi süreci, hem uzaktan eğitimle bunalan çocuklar, gençler için hem de yetişkinler için bu dinginlik, sükûnet koşulunu yok etti. Kaygı, korku, yarınsızlık gibi karanlık duyguların şahlandığı bir dönemde, sokaksız, arkadaşsız, sporsuz, eğlencesiz kalan çocukların, gençlerin başka şey yapamadıkları için daha çok kitap okumak zorunda bırakılması, sinsi bir usanma yaratmış olabilir. Dayatmalarımızla genç kuşakların körpe okuma hevesini örselemiş olabiliriz. Üstelik bunun boyutlarını hemen anlamak mümkün olamayacak, ürkünç sonuçlarını gelecekte görebileceğiz.”

“ÇOK ÇABUK SIKILDIK PARLADIK SÖNDÜK”

Alakarga Yayınları Editör – Damla Yazıcı: “Başta kısa süreli bir durma ve bakma, izleme dönemi geçirdik. Sonrasındaysa şartlara kolay uyum sağlayabilen bir canlı oluşumuz nedeniyle “yeni normal”in içeriğini kolektif bir şekilde doldurmaya başladık. Dışarıda geçirdiğimiz zaman diliminin eve kaymasıyla, sosyalleşme etkinliklerimizin yönünü de eve kaydırmak zorunda kaldık. Aslında bir bakıma yıllardır unuttuğumuz evin yolunu tuttuk da diyebiliriz. Bu yeni normalin içine en kolay sığabilen faaliyetler eve de sığabilmesi dolayısıyla kitap okuma, film izleme, yemek yapma gibi şeyler oldu. Kitaplar evi sever, odaları, yatakları, masaları sever. Bir kitap da okurdan “kapanma” ister. O yüzden sanıyorum ki pandemi kitaplarla ilişkimizin gelişmesi için bize zorunlu bir altyapı kurmuş oldu. Çevre faktörlerin daralmasıyla kitabın şansı da artmış oldu. İnsanlar ilk şoku atlattıktan sonra ciddi bir kitap alma, ya da elindeki kitaplara yönelme süreci geçirdi. %15lik internet satışı oranı %30lara yükseldi. Ama geçen bir senelik süreç gösterdi ki her şeyi çok çabuk tüketme hastalığımız burada da baş verdi ve “sıkıldık!” Parladık ve söndük. İlk 6 aydan sonra kitap satış oranları yine normale döndü, hatta yapılan anketlere göre kitap okuma oranlarında %3 düşüş gözlemlendi. Pandemiden önce neredeysek şimdi de oradayız aslında. Bu da bize -aslında hep inandığım- bir şeyi gösterdi; gerçek kitap okuru pandemiden önce de kitap okuyordu, pandemide de okudu, hâlâ okuyor. Çünkü gerçek bir okur için kitap okuma bir sosyal faaliyet olmanın ötesinde, bir yaşam biçimidir. Türkiye’de yayıncıları ayakta tutan, bizim zorlu yolcuğumuzun kemik kadrosu onlardır. Bu kişilerin zaten “Kendine Ait Bir Oda”sı vardır ya da bir odada seyahat etmeyi çoktan öğrenmişlerdir. Bu nedenle pandeminin olağanüstü şartlarında kitap satışındaki dalgalanmayı gerçek ve sadık okur kitlesinin oluşturduğunu söyleyemeyiz. Hızlı tutunmayı ve hızlı sıkılmayı gözlemlediğimiz başka bir okur kitlesi daha var ki o okuru sadece kitapçıda değil bir mobilya mağazasında da görebiliriz. Bu nedenle bir “okur”dan bahsedeceksek “o”, niceliksel olanın dışında, niteliksel olanın içindedir ve olağanüstü şartlar onun okuma yoğunluğunu büyük ölçüde etkilemez. Pandemi “diğer” okur kitlesineyse kitabı hatırlatma işlevi gördü, kitapların tozunu aldırdı ama bir okuma kültürü aşılayabildi mi bundan pek emin değilim.”

Kitap okuma yoğunluğu yanında, insanların bir yıldır evde bulunması ve dolayısıyla yaşadıkları sıkıntının, kimilerinin kitap tercihini değiştirdiğini düşünüyor musunuz, şiir, aşk romanı, polisiye, gazeteci araştırma kitapları vs. hangi türe daha çok yönelim oldu? Yani kişisel aydınlanma yolunda ileri doğru adım atanlar olmuş mudur? Ne dersiniz?

“SESLİ KİTAP VE E-KİTAPLARA TALEP ARTTI”

Günışığı Kitaplığı Genel Yayın Yönetmeni – Mine Soysal: “Açıkçası okunan türlerde büyük değişimler gözlemlemiyoruz. Toplumsal eğilimimiz her zamanki gibi popüler olana, “çok satan”a ilgi göstermek yönünde. Pandemi döneminin yarattığı artı zamanlar sayesinde farklı okumaları deneyenler de olmuştur, olacaktır mutlaka. Ama bu, dikkate değer bir veri yaratmadı henüz. Basılı kitabın yan ürünleri olan sesli kitap ve e-kitap gibi dijital çözümlere talep az da olsa arttı. Buna karşın, özellikle edebiyat yayıncılığının vazgeçilmezi olan dergiler, ciddi anlamda yaşam mücadelesi veriyor.”

Kırmızı Kedi Yayınevi Sahibi – Haluk Hepkon: Pandeminin ilk döneminde 2,5-3 ay gibi son derece katı ve insanların evde durmaya çalıştıkları bir dönem oldu. Bu dönemde, kişisel izlenimime göre politika biraz daha geride kaldı. İnsanlar daha evvel okumak istedikleri ama vakit bulamadıkları klasikleri aldılar. Yabancı dil öğrenimine yönelik kitaplarda ve hobi kitaplarında bir artış oldu. Türkiye, fazlasıyla politik bir ülke ve politikadan çok uzak durmak mümkün değil. Bir süre sonra politik kitaplar eski yerini de almaya başladı. Örneğin kasım ayından sonra yayımladığımız Kozmik Albay, Baronlar Savaşı ve Metastaz 2: Cendere, Parsel Parsel kitapları satış anlamında çok kısa bir sürede 400 bin bandını aştı.

Alakarga Yayınları Editör – Damla Yazıcı: “Açıkçası bunu yanıtlamak oldukça güç. Bu çok ciddi bir TÜİK araştırmasını gerektirir. Ancak kişisel gözlemim felsefeyle 40 yaşına kadar ilgilenmemiş birinin 40 yaşından sonra pandemide sıkıldığı için açıp felsefe kitabı okumayacağı yönünde. Pandemiden önce ne türde kitap okuyorsa pandemi sürecinde de ağırlık o yönde olacaktır. Tüm dünyayı etkisi altına alan bir salgına tanık olmak insanlara adeta bir distopyanın içinde yaşadığı izlenimi verdi, Camus’nün “Veba”sının karakterlerinden biri olduk. Bu nedenle kimi okur bu ruh halinden sıyrılabilmek için kişisel gelişim kitaplarına yönelirken kimi de bilim kurgu kitaplarına yaklaşmış olabilir. Ancak yayınevimizin kitaplarını baz alıp bir değerlendirme yapacak olursak öykü kitaplarına ciddi bir ilgi olduğunu söyleyebilirim. Yeni hikâyelere duyulan ihtiyaç her geçen gün daha da artıyor. Kısa ve özlü bir tür olmasının da bu yönelimde payı olduğunu zannediyorum.”

Sizinle çalışan yazarları pandemi dönemi nasıl etkiledi sizce? Ya da insanlar daha çok yazmaya yöneldi mi, kurumunuza gönderilen dosya sayısında değişiklik var mı?

Alakarga Yayınları Editör – Damla Yazıcı: Türkiye okur oranı düşük bir ülke olmadığı gibi yazar oranı da düşük olmayan bir ülke. Hatta zaman zaman gelen dosya yoğunluğunu görünce okurdan daha çok yazar olduğunu düşünmeye başlamıştım. Bu olgu, hikâyeler anlatmaya, yeni dünyalar yaratmaya ve paylaşmaya yönelik bir toplum olduğumuzu gösterdiği gibi bir ihtiyacı da gösteriyor. İletişim çağında iletişim kuramadığımız bir dünyada var olma çabası güden insan bu temassızlığın içinde ya biriktiriyor ya da deli gibi tüketiyor. Sıkıntıları, heyecanları, mutlulukları, korkuları… Yazan insan biraz da biriktiren insan olduğu için bu koşullarda yayınevlerine gelen dosyaların artması oldukça normal. Bize gelen dosya sayılarında da pandemiyle birlikte bir artış mevcut. Ama esas mesele bu artışın sayısal verisinden çok edebiyatımıza katkı sağlayacak içeriğidir. İnsanlığın acısına ve topyekûn mücadelesine tanık olduğumuz, toplum sağlığının önemini kavradığımız, bilimin peşinden koştuğumuz bu süreç yazarların anlatılarına nasıl yansıyacaktır, yansıyacak mıdır?

“GÜNDE 5 KİTAP DOSYASI GELİRDİ ŞİMDİ 30-40 CİVARINDA.”

Kırmızı Kedi Yayınevi Sahibi – Haluk Hepkon: “Pandemi yazarları değil, genel olarak hepimizi etkiledi. İnsan sosyal bir varlık pandemi sürecinde bu özelliğinden ciddi tavizler vermek durumunda kaldı. Bu süreçte insanlar zoraki olarak kendisiyle başbaşa kaldı ve bu durum da insanları yazmaya itti. Arkadaşlardan aldığım bilgiye göre pandemi sonrası yayınevine ortalama 30-40 civarında kitap dosyası gönderilmeye başlandı. Pandemi öncesi aldığımız kitap dosyası sayısı günde en fazla 5’ti.”

Günışığı Kitaplığı Genel Yayın Yönetmeni – Mine Soysal: “Pandemiyle birlikte edebiyat da bir süre donakaldı sanki. Yazarların, şairlerin gözlemci, duyarlı, kırılgan evreninde nice sessiz fırtına koptu. Hastalık ve ölüm haberleri hızla artarken, 65 yaş üstüne getirilen kısıtlamalara ayak uydurmaya çalışırken, maddi güvenceden yoksun mütevazı yaşamları sürdürmek hiç kolay değildi. Bu açıdan durum değişmiyor üstelik. Yine de sanırım zaman uzadıkça, eve kapalı, asosyal yaşama zorunluluğu, yazarlığın yalnızlaştırıcı doğasıyla örtüşme eğilimi gösterdi. İlk aylardaki derin çaresizlikten, teslimiyet duygusundan sıyrılıp yeni yaşama biçimine daha çabuk uyum sağladılar; yeniden üretmeye, yazmaya başladılar.”

“İŞSİZLİKTEN, BOŞLUKTAN BUNALAN YAZMAYI DA DENİYOR”

“Yayınevlerine gönderilen başvuru dosyaları da aşırı derecede arttı. Öyle arttı ki, dönem dönem başvuru kabul etmeyeceğini açıklayan yayınevleri oldu. İşsizlikten, boşluktan bunalan, iş yaşamı dışında kalakalan sayısız insan, yazmayı da deniyor. Ancak, bu dönemde yayınevlerine gelen sayısız dosyadan yayımlanmaya değer görülenlerin sayısı yine parmakla sayılacak kadar az. Birçok yayınevi gibi Günışığı Kitaplığı için de tablo aynı.”

Siz bir yayıncı olarak ticari açıdan bu son bir yılı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günışığı Kitaplığı Genel Yayın Yönetmeni – Mine Soysal : “YAYFED’in (Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu) açıkladığı 2020 yılı verilerine bakalım: 2020’de toplam 433,2 milyon adet kitap üretildi. Yılın ilk üç aydında %30’lara varan üretim artışı, pandemiyle birlikte hızla düştü ve sektör yılı, 2019’a göre ancak %2,3’lük bir artışla kapatabildi. Edebiyat, araştırma-inceleme, çocuk ve gençlik kitaplarını kucaklayan “kültür yayıncılığı” kategorisinde üretimin yükseldiği, oysa satışların düştüğü görülüyor. Uzun yıllardır sektörün lokomotifi olarak nitelenen eğitim yayıncılığının satışları bile ilk kez düşüşe geçti. Pandemiyle birlikte e-ticaret önemli bir yükseliş yaşadı. 2020’de kitap alışverişinin %40’a yakın payının, online satış kanallarına kaydığı tahmin ediliyor. Daha çok ve ayrıntılı veri için, Türkiye Yayıncılar Birliği’nin sitesinde yeni yayımladığı “2020 Yılı Kitap Pazarı Raporu”nu incelemekte yarar var.

Hammadde ve telif sözleşmelerinde dövize bağlı kontrolsüz artışların yanı sıra önü alınamayan korsan kitap basımı, yasadışı fotokopi çekimi ve özellikle dijital mecralarda çoğalan kitap PDF’lerinin ya da kitap okuma videolarının izinsiz, korsan paylaşımları gibi olumsuzluklar, yayınevlerinden kitabevlerine sektöre ağır darbeler indiriyor. Üretim maliyetlerini önden nakit ödemek zorunda olan yayıncının satılan kitabının ederini 12 aya uzayan vadelerle tahsil edebilmesi piyasadaki darboğazın çıkmazlarından. Sansürün her boyutuyla cebelleşen yayıncılığımız, bu ticari koşullarda hayli güç bir süreçten geçiyor. Ne yazık ki, sürecin olumluya dönme olasılığı da henüz çok zayıf.”

Kırmızı Kedi Yayınevi Sahibi – Haluk Hepkon: “Pandemi sürecinin her sektöre verdiği bir zarar muhakkak var. Yayıncılık dünyası da pandemi koşullarından olumsuz etkilenen bir sektör. Bu süreçte kitap fuarlarının olmaması, döviz kurunda yaşanan artış, yayıncılık dünyasını zorlayan nedenlerin başında geliyor. Bununla birlikte online satışlarda yaşanan ciddi artış yayıncılık dünyasında yeni ufuklar açtı. Biz de bu süreci önceden görerek ona göre hazırlık yaptık. Tanıtım çalışmalarını ve satış planlamasını dijital dünyayı esas alarak yaptık.”

Alakarga Yayınları Editör – Damla Yazıcı: “Yayıncılık, özellikle büyük sermaye grupları tarafından desteklenmeyen yayıncılık pandemi öncesinde de oldukça zorlu koşullarda yapılıyordu. Hammadesi kağıt olan ve kağıdı da yabancı ülkelerden temin ettiğimiz bir sektördeyiz. Kağıdı dolarla aldığımız gibi çeviri kitapların telif hakları bedelleri de dolar/euro kuru üzerinden yapılıyor. Bu nedenle ekonomik yönden dolara bağımlı bir iş yayıncılık. Pandemi öncesinde kendini gösteren ekonomik kriz zaten yayıncıları vurmuştu, pandemi sürecinde bu durum katmerlendi. Artan maliyet ve enflasyon kitap fiyatlarında artış yapmamıza neden oldu ve pandemiyle birlikte artan işsizlik, düşen gelir seviyesi gibi faktörler kitaba ayrılan bütçeyi daralttı. Kitapçıların uzun süre kapalı kalması, açıldığında da insanların dışarıda geçirdiği vaktin azalması nedeniyle kitapçılardan yapılan alışveriş yerini internete bıraktı. Biz de internet ortamındaki satış kanallarımızı geliştirmeye çalıştık. Kendi internet dükkanımızı açtık. Ekonomik anlamda dengeli bir süreç geçirdik ama bunu sağlamak çok da kolay olmadı. Pandeminin öngörülemezliği uzak/yakın gelecek için yaptığımız planları yeniden gözden geçirmemize neden oldu; kimisini değiştirdik, kimisini erteledik. Tasarruf önemli bir kalem haline geldi. Ancak şartların zorluğuna rağmen üretmeye devam ettik. Alakarga Yayınları olarak üreterek direnmeye, üreterek ayakta kalmaya inanıyoruz.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir