ALİ KANDAZ

“Benim sinemada yaptıklarım değil, isteyip de yapamadıklarım olay” – Abidin Dino

Abidin Dino 108 yaşında. Onu tarif eden en güzel tanımlardan birini Feridun Andaç yapmıştır. “kültür adası” der Abidin Dino için. Sahiden dört yanı da kültür ve sanat ile çevriliydi Abidin Bey’in.

Entelektüel okur, Abidin Dino’nun hayatına aşinadır. Ferit Edgü’den Hıfzı Topuz’a, Serteller’den Bedri Rahmi’ye, Nazım’dan Orhan Veli’ye, Fikret Mualla’ya, Avni Arbaş’a; kimin hayatına göz atarsanız atın Abidin Dino’ya rastlarsınız.

Her sene sosyal medyada ölüm ve doğum yıl dönümlerinde sıkça görürüz Abidin Dino üzerine tweetler.Hemen hepsi Nazım’ın, “Bana mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?” sorusu üzerinden görülen anma paylaşımlarıdır. Bu yıl Abidin Dino’nun 108. doğum gününde EkspresTürkiye portalı sayesinde, Abidin Bey’in daha önce okumadığımız bir anısını, 88 yıl sonra gazete küpüründen kopartıp, sanatsever okuyucunun huzuruna çıkarıyoruz. Bu anı, Abidin Bey’in sinemaya olan ilgisini de gözler önüne seren nitelikte. Zira 1933 yılının ilkbaharında yaşanmış bir anektod bu. 1934 yılında Abidin Dino, Atatürk’ün isteği üzerine Türk bir gencin Sovyetler Birliği’nde sinema eğitimi alması ricasını emir telakki eden Sergey Yutkevic sayesinde Leningrad’ın yolunu tutmuştu.

20 yaşındaki Abidin, “D Grubu” adlı memleketteki ilk avangard sanat topluluğunun temellerini attığı sırada bir yandan da sinema ile ilgileniyordu. 1933 yılının Nisan aylarında Türkiye’ye dönemin Avrupa çapında en meşhur aktörü olan Gustav Fröhlich gelmişti. Fröhlich, sinema tarihinin ilk bilim-kurgu yapıtları arasında sayılan, ilk gösterimi 10 Ocak 1927’de Almanya’da yapılan, 1927’nin Ekim ayında tam İstanbul’da gösterime girmek üzereyken hükûmet tarafından ateizm propagandası yaptığı ve komünizmi övdüğü gerekçeleriyle yasaklanan “Metropolis” filminin oyuncuları arasındaydı. “Boğaziçi Şarkısı” adlı Alman yapımı filmin dış çekimleri İstanbul kıyılarında geçmekteydi. Çamlıca’da, Dolmabahçe’de, Fatih’te kurulan setlere halkın da büyük ilgisi vardı.

Gerisini gazete arşivleri anlatsın:

Filmde mevzu İstanbul’da cereyan ediyor. Bir bahriye zabiti olan Gustav, tesadüfen duyduğu bir güzel sesin sahibine aşık oluyor. Bir müsamerede hayali maşukasiyle tanışıyor ve sevişiyor. Fakat kordelanın sonunda mesele nasıl bitiyor biliyor musunuz? Sevdiği kız, asıl sesine âşık olduğu kadının kızı çıkıyor.

Filmde artistlerimiz içinde jonpromiyerlikte yegâne muvaffak olan sanatkârımız Ferdi Tayfur Beyin de rolü vardır. İstanbul’un muhtelif semtlerinde binlerce metroluk müsvedde çekilecektir. Gustav’ın filmde bahriye zabiti olması, limanımızda bir harp gemisiyle de dolaşmasını icab ettiriyor. Memleketimiz için kıymetli bir propaganda mahiyetinde dünyanın dört tarafına dağılacak olan bu film için lâzım gelen kolaylıkların gösterileceğini ve kanun ve nizamlarımıza uygun olarak, sanatkârların arzularının isaf edileceğine şüphe edilmediği gözlemlenmekteydi.

Baharın etkisinin tüm canlılığı ile hissedildiği 14 Nisan sabahı, Gustav Fröhlich ve arkadaşları dış çekime başlamıştı. Boğaziçi’nde, Dolmabahçe önlerinde geçen sahneler filme alındı. Bu sahnelerdeki figüran kız ve erkekler ise İstanbul’dan bulunmuştu. Akşam saatlerinde Pera Palas’a dönen Fröhlich, kendisini bekleyen hayranlarıyla buluşmuş, kendisine uzatılan resimleri imzalamıştı. Fröhlich, duygularını şöyle ifade ediyordu: Burada bulunduğum kısa zaman içinde çok iyi intibalar aldım. Film için İstanbul’da çok güzel kızlar bulduk. Bunlardan birisi, filmin esası olan ve bir harp gemisinde başlıyan aşk macerasında en ehemmiyetli rolü ifa edecek evsafı haizdir. Bu film sonra Berlin’de seslendirilerek tamamlanacaktır. Birkaç güne kadar işimizi bitireceğiz. Filmin mevzuuna göre, ben küçük rütbeli bir bahriye zabitiyim. Fakat sosyete hayatında ehemmiyetli bir mevkii olan güzel bir kadın, bütün yüksek rütbeli zabitlere beni tercih ediyor. Ben sinemadan evvel 4 sene tiyatroda çalıştım. Fakat tiyatro müdürü ile aramızda ihtilaf çıkması üzerine tiyatrodan ayrıldım. Kendime başka bir iş arıyordum. Sinema artisti olmam bir tesadüf eseridir. Bir film çeviren arkadaşım beni kumpanyasına götürdü, bir saat sonra benimle mukavele imzalamışlardı. Sesli sinemanın istikbali çok parlaktır. Mamafih bu, tiyatroyu öldürmeyecektir. Sesli sinemanın tiyatrodan en mühim farkı, hayata yakın olmasıdır. Ben sessiz sinemaya da taraftar değilim. Herhalde film artistliği tiyatrodan daha zordur.

Film teklifini geri çeviren İş Bankası memuru

Gustav Fröhlich’in rejisörü M. Baki, tesadüfen gördüğü İş Bankası memurlarından bir zatı, sinema artistliği için çok muvafık bulmuş ve İstanbul’da çevrilmekte olan sahnelerde rol almasını kendisine teklif, hatta çok ısrar etmişse de banka memuru, mesleği buna müsait olmadığını ileri sürerek teklifi kabul etmemiştir.

Abidin Dino anlatıyor;

“Boğaziçi Şarkısı” filminin bazı kısımlarının çevrilmesine devam edilmiş, Kağıthane’de, Seyrisefain’in Seyyahlar salonunun önünde ve Dolmabahçe sarayında bir takım sahneler alınmıştır. Gustav Fröhlich memleketimizde gördüğü samimi kabulden dolayı halka teşekkür etmek istemiş ve bu münasebetle dün gece Türk sinemasında bir müsamere tertip olunmuş, sanatkarın “Yabancı Bayrak Altında” ismindeki filmi gösterildikten sonra sahneye çıkan Fröhlich, muharrirlerimizden film münakkidi Ahmet Hidayet Bey tarafından hazırûna takdim olunmuştur. Gustav, Türkçe olarak hakkında gösterilen teveccühe teşekkür etmiş, yeni Türkiye’ye ve Gazi Hazretlerinin muvaffakiyetlerine hayran olduğunu söylemiştir.

Fatih camisinin biraz ötesinde, iriliği için seçilmiş bir ağacın altında Gustav Fröhlich duruyor. Karşısında muhtelif sinema makineleri ve bir sürü kalabalık. Herkesin yüzü göklere çevrilmiş, sanki acayip bir kuşa veya teyyareye bakıyorlar. Sebebini anladım, güneşi bekliyorlar, o da kendini naza çekiyor.

Güneş çıktı, makineler ve Fröhlich faaliyette. Ağaçtan ayrılan aktör, yolun ortasına kadar geldi, birdenbire durdu, sanki bir sese kulak kabarttı, muhayyel sesin istikametine doğru yürüdü. İşte deminden beri altıncı defa tekrarladığı sahne.

Seyirciler bile bıkmış. Sahneleri idare eden Fon Bovari birdenbire yerinden fırladı. Yolun ilerisinde bulunan küçük eşeğe doğru koştu ve su tenekeleri taşıyan eşeği getirdi. Sahne yedinci defa olarak çevrilecek! Fakat eşeğin iştiraki ile!

Fröhlich beyaz bir bahriye zabiti üniforması giymiş, yüzü kırmızı makyajla boyalı. İhtiyar bir hanım bana yaklaştı.

-Oğlum, bu istakız suratlı adam ne?

Yanımda duran simitçi, hanıma izahat veriyor.

Genç kızlar çok, gözleri faltaşı gibi açılmış bakıyorlar, onlar için unutulmaz bir gün.

Sahne çevrilecek, fakat güneş yine kaçtı. Gözler gene göklerde. Genç kızlar bu gecikmeden memnun, ihtiyar hanımsa, simitçi ile lakırdıya devam ediyor.

Fröhlich’e yaklaştım, kendisine çabucak yaptığım karikatürünü gösterdim. Fon Bovari’yi çağırdı, onun da krokosini yaptım. Fröhlich ile biraz dolaştık. Kendisi Fransızcayı az, İngilizceyi daha iyi konuşuyor, ince parmaklarında bir sigara, mavi gözlerini her tarafa gezdirerek yürüyor. Dudakları mora boyalı, ihtiyar hanım, dudaklarını tarif edecek olursa, pancara benzetecek!

Fröhlich, Abidin Dino’nun çizdiği karikatürü Cumhuriyet Gazetesi’ne ithaf ederek, hediye etmiştir.

Fröhlich anlatıyor:

-Şehriniz ümidimim fevkinde. Sükûtu hayale uğramadım. Yalnız daha sıcak tahmin etmiştim.

-Demin çevirdiğiniz sahne neydi?

-Yolda giderken fevkalâde güzel bir ses işitiyorum, sesin geldiği evin penceresinden içeri, bir aşk mektubuna sarılmış bir gül atıyorum, fakat pencereye bir güzel kız değil, izbandut gibi bir adam çıkıyor.

Kahkahalarla güldü. Arkamızdan gelen genç kız kafilesi muhakkak ki bu sesi unutmayacaklar.

-Lilyan Hayt’ı nasıl buluyorsun?

-Alman kadın tipi. İyi bir arkadaş.

-Gelecek filminiz?

-Anabella ile “Ruhsuz Şehirde İki Ruh” filmidir. Çok ince bir kız.

-Beğendiğiniz erkek sanatkâr?

-Ronald Colman.

-Beğendiğiniz kadın?

-Elisabeth Bergner.

-Fakat bundan çok daha şöhretli isimler var.

-Şöhret mutlaka sanat demek değildir, bunların oyun tarzları çok iyi. Mesela Emil Yanings’in tarzı ölmüş bir tarzdır, gittikçe tabiiliğe doğru gitmek lâzım.

-Amerikan, Alman ve Fransız filmlerinden hangisini tercih edersiniz?

-Amerika filmi daha eğlenceli, Fransız filminin şahsiyeti şimdilik az, Alman filmleri bunlara nisbeten daha olgun sayılır.

-Rus filmleri?

-Çok güzel, fakat bugünkü Alman fikirlerine zıt, mamafih kıymetlerini azaltmak için söylemiyorum.

-Bir kadının sinemada muvaffak olması için ne lazım?

-Güzellikten ziyade, ıstırabı ve sevinci tanımış olması.

Tepemizde güneş gözüktü, mükaleme durdu, Fröhlich iri ağacın dibine gitti, genç kızlar yine hayran.

İhtiyar rabıtalı hanımla beraber uzaklaştık, kendisi hayretler içinde:

-İlâhi evladım bu adamın neresi güzel? Ah! Sen bizim merhum beyi göreydin!

Abidin Dino, 17.04.1933
Cumhuriyet Gazetesi

By Ali Kandaz

c

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir