Türkiye’de doksan yedi yıl önce kaldırılmasına rağmen görünen o ki bazı kesimler halen halifeliğin geri geleceği umuduyla yaşıyor. Peki Mekke ve Medine’yi Türkiye Cumhuriyeti yönetmediğine göre, İslam dünyasıyla da bir iyi bir kötü giden ilişkilere rağmen ve üstelik bir padişahımız da yokken neden sürekli bu konu dillendiriliyor; bununla kalmıyor, kadınlar, çocuklar sosyal medyada boy boy “hilafet isteriz” eylemleri yapıyor.

Atatürk’ün, yakın arkadaşlarıyla bile arasının açılmasına neden olan hilafet hakkında hâlâ süren tartışmalar, ülkece bugün bile laikliği benimseyemediğimizi mi gösteriyor? Yoksa Atatürk’ün “milletin başının belası” olarak nitelendirdiği, hatta Osmanlı için çöküşün başlangıcı olduğunu beyan ettiği halifelik, birtakım iç ve dış güçlerin Türkiye’ye dair çöküş planlarının bir parçası mı?

Bunca tartışmalar sürerken içinde bulunduğumuz mart ayı sadece hilafet devriminin değil aynı zamanda Takrir-i Sükun Yasalarının, İstiklal Mahkemeleri’nin de yıldönümü. Tüm bunları, biraz daha genel kapsamıyla Türk Devrimimizi ve İstiklal Savaşı’nı, konu hakkında bilimsel çalışmaları ve kitaplarıyla tanınan tarihçi – yazar Ümit Doğan ile konuştuk.

İstiklal Mahkemeleri’nin de yıldönümü bu aya denk geliyor. Bu mahkemeleri Rus Devrimi’ndeki büyük temizlikle karşılaştırmak mümkün müdür?

Bence İstiklal Mahkemelerini Rus Devrimindeki temizlikle kıyaslamayız. Çünkü İstiklal Mahkemeleri iddia edildiği idam etme merkezleri değildir. Ben İstiklal Mahkemelerinin bütünüyle düşünüldüğünde hukuksuzluğuna inanmıyorum. Tek tük yanlışlar yapılmış olabilir.”

“ŞAPKA TAKMADIĞI İÇİN ASILAN BİR KİŞİ BİLE YOKTUR”

İstiklal Mahkemeleri tutanaklarını incelediğinizde genel kanının aksini gösteren çok fazla örnekle karşılaşırsınız. Örneğin bir Ali Osman Reis hadisesi var. 30 Aralık 1923’te, henüz cumhuriyet yeni kurulmuş, İstanbul’da Sandalcılar Cemiyeti Reisi Ali Osman denilen bir adam “Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya” suikast tertip etmek suçlamasıyla yargılanıyor. 5 Şubat 1924’te mahkeme sonuçlanıyor. Sanıkların tamamı delil yetersizliği nedeniyle “Cumhurbaşkanına Suikast Tertip Etmek” suçundan beraat ediyorlar. Aynı şekilde şapka takmadığı için asılan bir kişi bile yoktur İstiklal Mahkemesi kayıtlarında. Elbette devlete karşı isyan çıkaran ve KANUNLAR GEREĞİ asılmayı hak edecek cürüm işleyenler asılmıştır. “

İstiklal Mahkemeleri bağlamında Gazi Paşa’nın İttihat ve Terakki ile ilişkilerini sorgulamak mümkün müdür? Ne dersiniz? Gazi Paşa bir ittihatçı mıdır? Jakoben midir?

Atatürk’ün ittihatçılığı tartışma kabul etmez. 322 üye numarası ile İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldığı bilinir. 22 Eylül 1909’da Selanik’te yapılan İttihat ve Terakki kongresine Trablusgarp delegesi olarak katılmıştır. Bununla birlikte Atatürk’ün, İttihatçı ileri gelenleriyle yıldızı barışmamıştır.

Atatürk’ün İzmir Suikastı ile İttihatçıları tasfiye ettiği görüşüne katılmıyorum. Neden katılmıyorum. Atatürk’ün yargıya müdahale edeceğini düşünmüyorum. 1920 yılında Ankara Komiser Muavini Nuri Bey, Todori adlı bir Rum’u sorgularken Atatürke suikast için geldiğini öğreniyor. Öfkeyle attığı yumruk sonucu Todori ölüyor. Nuri Bey tutuklanıyor. Durumu öğrenen Atatürk, teşekkür ettiği Nuri Bey için üzgün olduğunu söylüyor ve devam ediyor:

Ancak kanun, kanundur. Hepimiz ona mutavaata mecburuz. Yalnız gidin benim namıma da hatırını sorun, bir ihtiyacı varsa temin edin. Umarım ki nasıl bir vatani his ve tesir altında heyecana gelerek hareket ettiği nazarı dikkate alınarak mazereti kabul edilir. İnşallah kurtulur.”

“YARGILANAN İTTİHATÇILAR KEYFİ YERE ASILMADI…”

İstiklal Mahkemelerinin İzmir Suikastı sonrası İttihatçılar için verdiği kararların doğruluğu tartışılabilir. Ancak, “Atatürk İzmir Suikastı sonrası İttihatçıları tasfiye etti” demek Atatürk’ün yargıya müdahale ettiği fikrini doğurur ki, ben buna katılmıyorum. Hatta ben yargılanan İttihatçıların keyfi yere asıldığını da düşünmüyorum.

Suikast tertiplemekle suçlananlardan, eski Maarif Vekili Şükrü Bey.

Atatürk Jakoben olup olmadığını anlamak için devrimlere halkın ne tepki verdiğine bakmak gerekir. Devrimlere karşı çıkan isyanların ölçüsü ve düzeyi ne seviyedeydi? Kaç yerde ve hangi devrimlere karşı isyanlar çıktı? Bunu incelediğimizde halkın büyük bir kısmının devrimleri benimsediğini görüyoruz.”

Yine bu mahkemelerde yargılanan ve asılan İskilipli Atıf ile ilgili geçtiğimiz günlerde yayınladığınız belgeler çok konuşuldu, neler söylersiniz? 

Malumunuz, İskilipli Atıf meselesi Atatürk düşmanlarının istismar ettiği konuların başında geliyor. İskilipli Atıf’ın şapka giymediğini için, daha doğrusu sarığını çıkartmadığı için idam edildiği söylenir ve bu yalan cumhuriyet devrimlerini kötülemek ve Atatürk yönetimini İslam düşmanı göstermek için kullanılır. Burada sarık İslam kültürünü, şapka ise sözüm ona batının ahlaksızlığını temsil eder. İktidara yakın çevrelerin de baş tacıdır İskilipli Atıf.

Hasan Mezarcı

HASAN MEZARCI MESELESİ…

İskilipli Atıf meselesini, kendisini Mesih ilan etmeden Hasan Mezarcı TBMM gündemine taşımıştı. Tabi o dönemlerde ateşli bir siyasal İslamcı olan Mezarcı, Ali Şükrü Bey’in öldürülmesi, İskilipli Atıf’ın idam edilmesi gibi meselelerden kendince Atatürk’ü sorumlu tutuyordu. Bu dönemde İskilipli Atıf’ın İstiklal Mahkemesi tutanaklarını TBMM’den istemişti. Kendisine arşive bulunamayan iki defter eksik olmak üzere mahkeme defterlerinin tamamı verilmiş, bu defterlerden Hasan Mezarcı’ya yarayacak bir bilgi çıkmadığı gibi, İskilipli Atıf’ın milli mücadele döneminde Yunan uçaklarından atılan ve özetle “Yunanla savaşmayın, Mustafa Kemal’i öldürün” diyen beyannamelerden sorumlu olduğu ve şapka meselesinde halkı isyana teşvik etmekten dolayı vatana ihanetten idam edildiği anlaşılmıştı. Hasan Mezarcı’nın kendisini Mesih ilan etmesinin bu hayal kırıklığı ile bir bağlantısı var mı bilemiyorum J))”

Yalnız bu beyannameler ortaya çıkınca konu bir başka yöne de kaymaya başladı. Sonuç olarak İskilipli Atıf hain mi, değil mi?

İskilipli Atıfçı kesim, bugüne kadar Atıf’ın beyannamelerle ilgisi olmadığını söylüyor, hatta aslını görmedikleri için beyannamelerin gerçekte var olup olmadığını sorguluyorlardı. Bunlara göre beyanname meselesi taa o zamandan İskilipli Atıf’a atılan bir iftiraydı. İskilipli Atıf’ta zaten bunu o zamandan tekzip etmişti. Atıfsever güruh, bir yandan da eksik mahkeme defterlerinin neden bulunamadığını sorguluyor, bir hukuksuzluk olduğu özellikle yok edildiğini iddia ediyorlardı.

“İSKİLİPLİ ATIF ATATÜRK’TEN ÖZÜR DİLEDİ”

Ben hem varlığı tartışılan o beyannameye, hem de yok edildiği iddia edilen mahkeme kayıtlarına ulaştım. Beyannameyi ve mahkeme tutanaklarında İskilipli Atıf’ın suçunu kabul edip Atatürk’ten af dileyen sözlerini yayınladım. Böylece konu bilimsel olarak kapanmış oldu.”

Halifeliğin kaldırıldığı bir ülkede, geçtiğimiz haftalarda soyadı Osmanoğlu diye çakarlı arabalarla gezen bir kişinin önüne halılar serilmesi ve gördüğü doğal olmayan saygı haberleri geçtiğimiz günlerde basında yer aldı. Bu konuda neler söylemek istersiniz? 

Cumhuriyetin ilanından sonra Osmanlı ailesinin canlarına kast edilmeyerek yurt dışına gönderilmiş olmaları da Türk devriminin insancıl yönünün en büyük göstergesidir. Yurt dışına gönderilmeleri çok doğru bir karardır. Gönderilmeleri ne kadar doğru ise, affedilip tekrar yurda alınmaları da bana göre o kadar yanlıştır. Menderes döneminde Osmanlı ailesinin kadınları, Ecevit affıyla da erkekleri yurda giriş ve vatandaşlık hakkı elde etti.

Tabii bu tarihten sonra bazı yerlerden toprak talep edenler oldu. Sürgünde çektikleri çileden bahsedip, kendilerini gönderen hükümete tepki gösteren açıklamalar yapanlar oldu. Bunun devletin bekası için yapıldığını göz ardı ettiler. En sonunda bahsettiğiniz hadise yaşandı. Ben görüntülere dair bir köşe yazısı yazmış ve “kimsenin Türkiye Cumhuriyeti’nde Osmanlıcılık oynamasına izin verilmemelidir” demiştim. Görüşüm budur.”

Cumhuriyet sizce tarikatları kapatma konusunda başarılı oldu mu? 

Maalesef. Resmi anlamda kapattı ancak zaman içinde tarikatlar faaliyetlerini sürdürdüler. Tam anlamıyla kapatılabilmiş olsa bugünkü karanlık durumun içinde olmazdık.

Pandemi döneminde iktidarın vatandaşa iban numarası vermesi, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nda Tekalifi Milliye kanunu getirmesiyle eşleştirildi. Bu konu da çok tartışıldı. Kurtuluş Savaşı’nın olumlu olumsuz çok yoruma sebep olmuş bu sürecini siz nasıl değerlendiriyorsunuz? 

‘Biz Bize Yeteriz’ kampanyası ve Tekalif-i Milliye emirlerini aynı minvalde değerlendiremeyiz. Tekalif-i Milliye emirleri bir bağış kampanyası değildi. Halk devlete bağış yapmamış, borç vermişti. Devlet zor günler atlatıldıktan sonra bu parayı söz verdiği gibi son kuruşuna kadar geri ödedi.

“ATATÜRK HALKTAN TOPLANAN TÜM PARAYI GERİ ÖDEDİ”

Sakarya Meydan Muharebesi öncesi ordunun ihtiyacını karşılamak için Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın yasama yetkisini kullanarak yayınladığı Tekalif-i Milliye kanunların toplam 10 maddeden oluşuyordu. “7 ve 8 Ağustos 1921 günleri yayımlanan emirler hizmet vergisi mahiyetindeydi. Sahipsiz tüm malların yanı sıra her ailenin bir askeri giydirmesi, ticaret erbabının elindeki her türlü giyim eşyası ile her türlü makineli aracın yüzde 40’ına el konularak karşılığının sonradan ödeneceği belirtiliyordu. Ankara Hükümeti sözünü tuttu. Halktan alınan borçların ödenmesi için 12 Nisan 1923 tarih ve 328 sayılı “düyunatı sabıkanın sureti tediyesine (eski borçların ödeme biçimine) dair kanun” çıkarıldı. Bu kanunla birlikte 1923-1929 yılları arasında halka 6.003.663 TL ödeme yapıldı.”

Türk Devrimi bize göre o güne dek kul olan insanımızı birey yapmanın önündeki en büyük adımdı. Bu manada bugün insanımıza baktığımızda devrimin başarılı olduğunu söyleyebilir miyiz? 

“KARŞI DEVRİMCİLER BİREY OLMAKTAN HOŞLANMADI, KUL OLMAK İSTEYEN YIĞINLAR ORTAYA ÇIKTI”

Burada Türk devrimi başarılı oldu mu sorusundan çok bizler Türk devrimini korumakta ve yaşatmakta başarılı olduk mu sorusunu sorusunu sormak gerekiyor. Türk devrimini hayata geçirenler aradan neredeyse yüz yıl geçtikten sonra bugünkü gibi bir geriye dönüş olacağını herhalde tahmin edemezlerdi. Devrim başarılı oldu ki karşı devrimciler, birey olmaktan hoşlanmayıp tekrar kul olmak isteyen yığınlar ortaya çıktı. Bizim fikir mücadelemiz bu yığınların karşısında ne kadar etkili? Biz Türk devrimini ne kadar koruyabiliyoruz? Ne kadar ileri götürebiliyoruz? Bu noktadan bakmak gerektiğini düşünüyorum.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir