8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, Türk Pop Müziği’ne neredeyse elli yıldır hem besteleri, hem sesiyle çığır açmış, yazdığı sözlerle de birçok kadın sanatçıyı yıldızlaştırmış müthiş bir kadını, Binbir Gece Masalları’nın yaşayabilmek için hep anlatmak, söylemek zorunda kalan kahramanıyla adaş, sıra dışı bir kadını konuk etmek istedim: Şehrazat Kemali Söylemezoğlu, bizlerle…

Müzik dünyasında çok sayıda sanatçının yolunu açtınız, bazen bestenizle bazen yazdığınız sözlerle onların öne çıkmalarına yardımcı oldunuz. Şimdi sizin için bir saygı albümü yapılmakta ve şarkılarınızı çok ünlü isimler, Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Nilüfer, Yıldız Tilbe, Murat Dalkılıç, Aşkın Nur Yengi ve diğer adını sayamadığımız birçok kişi seslendirecek. Albüm DMC etikeyle, Samsun Demir prodüktörlüğünde hazırlanıyor şu an ne durumda, biz ne zaman dinleyebileceğiz?

Pandemiden kaynaklanan sıkıntılardan ötürü yavaş ilerliyor ama toparlanıyor. Daha erken bitecekti ama konjonktür buna el vermiyor. Bitince çıkacak tabii. Aslında bu albümün oluşmasındaki tek sebep can dostum, kardeşim Atilla Şen…. Ben ona hep Atoşumm derim, o çok istediği için bu albüm yapılıyor, mimarı odur…

Bu albümde dedim ki kim kiminle mutluysa onunla çalışsın. Ben diyorum ki en hayırlı gün, saat, yıl ne zamansa o zaman çıksın. Ben buna inanıyorum.”

“HANEDAN SOYUNDAN GELMEME DEĞİL, KENDİMİ NASIL YETİŞTİRDİĞİME BAKIYORUM”

Sizi yakından tanımayanlar, bilmeyenler için yazmakta fayda var, oldukça seçkin bir aileden geliyorsunuz. Osmanlı soyuna uzanan bir aile ağacınız var. Halanız Prenses Perizat Osmanoğlu, dedeniz Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşa, onun babası Rumeli Beylerbeyi ve Konya Valisi Derviş Ali Kemali Paşa, amcanız ise Anıtkabir ve Taşkışla’ya emek veren ünlü mimar Prof. Dr. Hamit Kemali Söylemezoğlu. Yine buraya sığdıramayacağımız birçok akrabanız geçmişte devlete önemli hizmetler vermiş tarihi şahsiyetler. Şuraya gelmek istiyorum, böyle bir aileye mensup olmak hayatta ve mesleğinizde size getirdiği kolaylık ya da zorluklar getirdi mi?

Ne yaptıysam kendim yaptım, Allah’a dayandım, onun vermiş olduğu kabiliyetle bugüne geldim… İnanır mısınız hiç umurumda değil hangi aileden geldiğim. Hiç umurumda değil. Ben, benim. Aileme tabii ki çok büyük saygım var. Hiçbir zaman böyle bir şeyi hayatım boyunca düşünmedim. İyi bir aileden gelmişim. Ama benim ne yaptığım, benim ne biriktirdiğim, benim kendimi nasıl yetiştirdiğim, burada asıl unsur olan budur diye düşünüyorum. Evet çok iyi bir aile tamam ama ben hep kendimi ona göre değil, kendimi nasıl daha iyi yetiştiririm diye baktım hayata.

Bu arada çok sevdiğim Perizat Halam, Sultan Reşad’ın torunu Nâzım Osmanoğlu ile birkaç yıl evli kaldı, daha sonra Türkiye’de bir gazetecilik duayeni olan Mithat Perin ile evlendi, 55 yıl büyük aşk yaşadılar. Perizat Halamı iki yıl önce kaybettik… 

Anneniz Sevinç Tevs ise dünyaca ünlü caz müziği sanatçısı. Türkiye’ye caz müziğini getiriyor, hatta otoriteler onu 20. yüzyıl müzik dünyasının en mükemmel seslerinden biri olarak tanımlıyor. Bugüne özel annenizle ilgili de konuşmak istiyorum. Ülkemizi bir Türk kadını olarak dünyada başarıyla temsil ediyor. Nasıl bir sanatçıydı anneniz Sevinç Tevs?

Sevinç Tevs

Annem tabi çok özel bir kadın, çok dik duran bir kadın, hiçbir zaman taviz vermemiş, popüler kültüre geçmemiş. Caz, caz, caz; ölene kadar caz! Herhalde onun da bu üst düzey kabiliyeti ve o zamanki yıllarda, 40’ların ortasında, 50’lilerin başında Amerika’da caza büyük ilginin pik yaptığı bir dönemde, annemin de bunun içinde olması onu başarıya taşıdı. Annem sefire kızıydı. Arnavutluk büyükelçisinin kızı. O da çok iyi bir aileden geliyordu. Hiçbir şeye taviz vermezdi. Dik duran biriydi.

Arif Abi biliyorsunuz Arif Mardin, Grammy ödülleri almış bir müzisyen. Annemle ilk çalışmasında For You adlı bestesini annem yorumladı. Miami Caz Festivali’nde de okuyup, Sarah Vaughan ki annem ölürdü Vaughan için, çok tuhaf bir şey bu, onu eleyip birinci geldi. Tabii Amerika’da çok büyük bir olay yarattı. Yani hem bir Türk besteci Arif Mardin ve bir Türk şarkıcı annem Sevinç Tevs. Öyle de devam etti… Çok büyük bir başarı elde etmiş annem, Amerika’daki olağanüstü o tonight show’larında. Hiçbir Türk sanatçının o programa çıkması mümkün değildi.

“ANNEME DOYAMADIM”

Ama çok erken yaşta vefat etti. Birkaç sene sonra da babam vefat etti, doyamadık birbirimize. Çünkü ben ilkokulu bitirdim daha sonra Beyrut’a gittim. Orada okuduğum için sürekli birlikte olmak diye bir şey yaşamadım ben annemle. Senede 3 kez Türkiye’ye geldiğim için. Öyle oldu işte. Çok hazin ama öyle. Ve annemin okuduğu o şarkıyı Arif Abi Norah Jones’a da okuttu, ikisini de dinledim. Annem olduğu için değil, müzikte kimseye torpil geçmeyecek kadar katı bir insanım, annemle Norah Jones’u yan yana koyduğunuz zaman annem çok daha üstün. Arif Abi dünya müzik piyasasında çok güçlenmişti. Quincy Jones’tan sonra ikinci müzik gurusuydu. Dolayısıyla zamanlama çok önemli ama annemin kazandığı başarı da olağanüstüydü. Annemin müziği popüler kültür olmadığı için bu başarı Türkiye’de ne kadar gündem olabilirse o kadar oldu. Sonra İsveç’e gittiler, bütün cazcılar oraya gitti. Bir ara Ayten Alpman da gitti, diğer müzisyenler de gitti bir müddet orada yaşadılar. “

Yaz Yaz Yaz ile doksanların müziğini başlatan, pop müzik kapısını aralayan sanatçısınız… Türkiye’de müzik dünyasında bir kadın olarak karşılaştığınız zorluklar oldu mu?

Vallahi Aslıhan Hanımcığım, ben inanın hiçbir zorluk görmedim. Ben öyle şeyler yaşamadım. Besteci ve söz yazarı olarak ilk 90’larda yaptığım şarkı Yaz Yaz Yaz ile birlikte her şey aktı su gibi. inanın hiç sıkıntı çekmedim. Belki de o güçlü duruşumdan kaynaklanıyordu, nedeni nedir bilmiyorum ama herkes çok saygılı davrandı. Çok sevgili davrandı. Yaz, Yaz, Yaz için 90’ların kapısını açan şarkı diyorsunuz ya, onunla birlikte belki de Allah böyle bir şey nasip etti. İnanın hiçbir zorluk yaşamadım.  

O zamanlarla karşılaştırırsak bugünün nasıl farkları var?

90’ların tümünde yarattığımız o derin ruh yok. Çünkü aletler çok gelişmiş. Artık ses olsun olmasın, düzeltebiliyorsunuz. O zamanlarda ses çok önemliydi. Sanatçı plaktaki ya da kasetteki gibi şarkıyı söyleyebiliyor mu bu önemliydi. Buydu bizim için kriter. Şimdi o kriter kalktı.” 

“DÜNYADA GENİZDEN ÇIKAN BİR SES MODASI VAR”

Sizin bulunduğunuz konumdan bakıldığında bugünkü pop müziğini nasıl görüyorsunuz? 

Bugünkü pop müziğini, kötüler hariç beğeniyorum, beğenmiyor değilim ama dünyadaki müziğin gittiği kulvar o kadar farklılaştı ki. Hatta ses tonları bile farklılaştı. 20 sene evvel beğenilen bir popçunun sesiyle, bugünkü jenerasyonun genizden söylediği ton arasında çok büyük fark var. Bütün dünyada böyle bir söyleyiş var. Şimdi bu sirayet edince biraz o genizden sesi ki çünkü hiç sevmem bunu hele pop müzikte…Behiye Aksoy genizden söylerdi o müthişti. Ama bu arada iyi işler de çıkıyor fakat çok süfli işler de çıkıyor.”

Tam bir yıldır pandemiden dolayı evlere kapandık. Müzik dünyası kan ağlıyor, hatta geçenlerde sizin paylaşımınızda gördüm, Her Eve Bir Sahne diye kampanya vardı müzisyenlere yardım için. Sizce başka neler yapılabilir, yapılanlar yeterli mi?

Kapalı alanlarda konser vermek, starlar verdiği zaman olabiliyor ama daha minör sanatçılar o işe kalkıştığı zaman olamıyor. Böyle de bir gerçek var. Dolayısıyla yine birkaç insan kazanıyor ama öbürleri kazanamıyor. Yapılacak çok şey var ama bu ülkedeki herhalde en son düşünülen sorunlardan biri müzik olsa gerek. Hepimizin geliri düştü. Hepimiz dayanmaya çalışıyoruz. Gücümüz de bir yere kadar. Ama ya dayanamayanlar?.”

“KÜLTÜR BAKANLIĞI KORONADA BİRİKMİŞ TELİF HAKLARIMIZI ÖDEMELİ”

Geçenlerde bir genç müzisyen intihar etti. 

Onu diyecektim ağzımdan aldınız. İntihar eden genç müzisyenlerimiz var, eve ekmek götüremezsen, çoluğunun çocuğunun okul masrafını ödeyemezsen…Bir ödemezsin, iki ödemezsin, tabii psikolojileri bozuluyor, e sonra olmayacak işler oluyor. Mesela bizim Kültür Bakanlığı’nda 300 milyon lira birikmiş paramız var teliflerden kaynaklanan. O parayı dağıtsınlar. Dağıtmıyorlar. Müzisyenlerin toplanmış 300 milyon liralık telif kesintisi haklarını müzisyenlere bu korona işsizliğinde dağıtmaları gerekirdi.  

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yine kadın erkek eşitsizliğinden, tacizden tecavüzden konuşuyoruz. Tüm kadınlar için mesajınız ne olurdu? Verilen mücadeleler yeterli mi?

Yapabilen kadınlar zaten avaz avaz bağırıyorlar ama bu kanunlar bu kadar uygulanmazsa, tecavüzcü, tacizci, serbest bırakılırsa, kadın olsun erkek olsun ne yapabilirsiniz, bir yere kadar! Ne yapabiliriz? Sokakta biri bize saldırsa yapacağımız şey az. Kadın yıllarca bağırıyor kocam beni öldürecek kurtarın beni diye kimsenin kılı kıpırdamıyor. 

“EN BAŞTA BEN KOŞAYIM”

Bu yasalar değişmeden biz ancak bağırırız çağırırız, dik durmaya çalışırız, bunu da becerebilenler başarıyor. İstanbul Sözleşmesi çare olabilirdi. Ben size soruyorum siz ne yapabilirsiniz? Hiçbir şey yapamazsınız. Dolayısıyla seslerini çıkarabilen kadınlar bağırıyor çağırıyor, toplanıyor ama netice yok. Halen kadınlar öldürülüyor, halen dövülüyor, halen çoluk çocuğa tecavüz ediliyor. Sanki gözle görülmeyen bir cezalandırmama var. Tüm bunları bilirken, nasıl kurtulacağız, bana onu söyleyin, en başta ben koşayım. Bireysel olarak da yapabileceğimiz bir şey yok, toplu olarak da. Çok vahim durumdayız.

Oysa Türk kadını neler başarmış cumhuriyetle birlikte ve halen neler başarıyor. Nasa’daki Türk profesör kadına madalya verildi. Kadın Türk ama nereli: Amerikalı. Başka bir Türk kadın korona aşısını buldu. Ama siz onları kaçırdınız. Beyin göçüne zorladınız. Türk asıllı Alman oldular, Amerikan oldular. Ülkeyi yöneten hükümetlerin suçu bu. Hükümetlerin yanlış politikalarından dolayı göç etmiş bu kıymetli beyinler. Bu insanları kaçırırsanız yurtdışına olacağı budur. Uzaktan izlersiniz ah vah dersiniz. Başarılarını ayakta alkışlarısınız. Alkışladığınızla da kalırsınız. O kadar. E sonra ne oldu, aşıyı bulan Türkler ülkelerine yollayabildiler mi şöyle bir 50 milyon doz, isteseler de yollayamazlar!

Ben memleketin halinden çok mutsuzum. Memleketin halini düşünmekten müziğe konsantre olamıyorum, canım beste yapmak istemiyor. Kadınlara şiddet, çocuklara taciz olurken nasıl insanlar dizi seyredebiliyorlar, nasıl konsantre olabiliyorlar anlayamıyorum. İnsanlar artık inançlarını yitirdiler, çocuklar artık ateist. Bireysel olarak ne yapabilirim diye düşünüyorum, kendimce karşı duruyorum dimdik.

Hepimiz psikolojik bir savaş içindeyiz. Adalarımız işgal edilmiş, Yunan bayrakları sallanıyor adalarımızda. İş işten geçmiş artık geri alabilir miyiz bilmiyoruz. Amerika da oraya mühimmat yığıyor. Geçen gün bir arkadaşıma dedim ki bunlar gene İzmir’i almayı mı düşünüyor, oraya mı girecekler anlamadım ki nedir bu durum?”

Yine müziğe dönecek olursak son yıllarda adından bahsettirmek isteyenlerin başvurduğu bir şey oldu Zeki Müren’e saldırmak. Sizce neden Zeki Müren’e saldırıyorlar? Amaç sadece iktidara güzel gözükmek mi?

“ONLARA SEVGİMİ SIFIRLADIM”

Alpay’da, Özdemir Abi de çok ayıp ettiler. İşin bir yanı iktidara iyi gözükmek ise, diğer yanı bence içlerinde kalmış. Madem bu kadar beğenmiyordunuz, bu kadar aşağılıyordunuz, kötü örnek bir insandı, neden kadrosunda yer aldınız? Neden sırtından para kazandınız? O zaman siz ikiyüzlüsünüz. Madem böyle düşünüyorsunuz, adam yaşarken yüzüne söyleseydiniz bu fikirlerinizi. Zeki aristokrat bir adamdı, ben çok iyi tanırım. Allah nurlarda yatırsın, fevkalade yetişmiş akademi bitirmiş, boş bir insan değildi. Onun özel hayatı bizi ilgilendirmez.

Zeki’yi notasıyla her şeyiyle tartışın, neden o zaman tartışmadınız. Ben bunları kabul edemiyorum. Ölmüş bir insanın böyle arkasından atıp tutulmaz. Çok ayıptır. Bunca yıl kursağınızda tuttuysanız hepinizin bir ayağı çukurda, o çukura bu düşüncenizle girseydiniz. Gerek yoktu bunu bu şekilde yapmaya. Çocukluğum ellerinde geçmiş insanlardı, sevgim, saygım vardı ama sıfırladım. Hem bu kadar aşağılayacaksın hem de kadrosunda çıkıp evine ekmek götüreceksin; yok böyle bir riyakârlık. Zaten gençlik onları tanımaz, yazık ettiler kendilerine. Ama Zeki Müren’i 7’den 77’ye herkes halen tanır. Zeki, arkasından demek ki bir şey bırakmış, hatırasına saygılı olmak gerekir.

Şu an günümüzdeki sanatçılardan, genç olanlardan en çok kimi beğeniyorsunuz?

Gençlerden mesela Kalben’i çok beğeniyorum. Rap’in bir numarası da bence Ceza’dır! Bunun yanında Sena Şener’i çok ama çok beğeniyorum. Erkeklerden son zamanlarda çıkmış en iyi erkek solist bence Edis. Tonu, tonalitesi benim ruhuma daha yakın olan, eğer dinleyeceksem zevk alarak dinlediğim biri… Bir de çok sevdiğim arkadaşlarım var bu gençlerin içinde. Hepsi de bende misafir olur. İçlerinde beğendiklerim de var beğenmediklerim de…

Geçenlerde Dua Lipa’nın bir şarkısını söyleyerek Aleyna Tilki ses getirdi, dünyaya açılmaya çalışıyor.

Evet mesela Aleyna Tilki çok emek sarf ediyor, Allah yolunu açık etsin, dünya starı bu mudur derseniz hayır değildir ama çabalarıyla nereye kadar gelecek göreceğiz. Umarım bir Türk kızı olarak adını duyurur, seviniriz.” 

“GENÇLER ARTIK KENDİLERİ UÇMAK İSTİYORLAR”

Gençlerden yetiştirdiğiniz ya da şu an yönlendirdiğiniz biri var mı?

Gençlerin içinde yok ama geçmişte biliyorsunuz kaç star hediye ettik ülkeye. Zaten şu andaki gençlerin de şöyle bir tutumları var. Kendileri uçmak istiyorlar. Kendi ekipleri var, onlarla çalışmayı tercih ediyorlar. Tabii ki başarılı olanı da var, olamayanı da var. Genç seslerin içinde konservatuvarlı olanlar var. Onlar da müzisyenleriyle rahat anlaşabiliyorlar. Yani artık eskisi gibi değil. Onlar böyle bir yol izliyorlar.”

Bunu yapanlar da var ama son on senenin majoritesini portreliyorum. Kendileri üretip kendileri her şeyi yapmak istiyorlar.

Şarkı sözü yazmak aslında oldukça zor bir şey, gençlere tavsiyeniz nedir?

Ben önce besteciyim ve söz yazarıyım, ne kadar beni bir söz yazarı olarak pompaladılarsa da bilinçli bir şekilde…. Bana hep sorarlar bu soruyu ama bilmiyorum. Ben bu soruya ne cevap vereceğimi bilmiyorum çünkü benim ki tamamen yukarıdan geliyor. Bir gece ansızın gelir gibi geliyor, bunun matematiği yok. Çok müthiş zengin bir müzik bilgim var, birçok müzik alanlarını bilirim. Beyrut’ta okumuş olmam dolayısıyla Arap müziğini de yakından bilirim. 60’larda bire bir o Beatles’ın patladığı yıllardan beridir kulağım o kadar dolu ki. Tabii bana böyle mi tezahür etti bilmiyorum. Ben enstrüman çalmadan yapıyorum çünkü enstrüman çalmasını bilmem. Tamamen ilham benimkisi. Gelirse gelir, gelmezse yok. Kulağımı bilirler benim, “absolut kulak” dedikleri, maksimum düzeyinde. Bestelerimin aranjmanlarının başında da duran bir insanım. Karışırım ve kulağımda duyduğumu aktarırım enstrüman çalamadığım için.”

Bu çok zor değil midir?

Bana zor gelmiyor. Çünkü iyi bir yorumcuydum. Benim besteyi yapmam beş dakika, eğer yapacağım varsa, öyle bir söylüyorum, register yapıyorum ki onu, sanırsınız ki bildiğim bir şarkıyı mırıldanıyorum gibi. Her şeyi zaten bellidir artık kafamda. Aranjörün yanına gittiğim zaman çok güzel anlaşıyoruz. Çünkü bası nasıl duymak istiyorum, piyanoyu nasıl çalarsa daha güzel olur, deneyerek, laboratuvar gibi sonuçlar bugüne kadar çıktı hep…

Şehrazat ile aslında konuşulacak çok fazla konu vardı. Umuyoruz ki koronasız günlerde karşılıklı oturup kahvelerimizi içerken de bunları konuşacağız. Bitirirken sizleri yine bir Şehrazat eseriyle uğurluyoruz. Yepyeni bir şarkı…

One thought on “Şehrazat – Yaşasın Hayat!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir