Yoksa yeni mi başlıyor? Ya da uzun zamandır zaten yoktu da biz mi artık bu büyük eksikliğin yavaş yavaş farkına varıyoruz.

Peki siz şiir okuyor musunuz? En son ne zaman bir şiir kitabı aldınız, kimin kitabıydı? Yayınevlerinin yeterince şiir kitabı basmadığını düşünüyor musunuz? Düzenli takip ettiğiniz bir şiir dergisi var mı?

Daha da yakıcı bir soru var: Şiir kim için, ne için? Şairin bugünkü Türk toplumunda yeri nedir?

Türkiye’nin hem ustalar hem de gençler kuşağından çeşitli şairlerine aşağıdaki soruları yönelttik.

Ekspres Türkiye’den bu hafta boyunca devam edecek ilginç bir soruşturma! Sorular aşağıda, şairlerimizin cevapları da soruların altında…

1. Şiir yazmayanların da şiir okuduğuna inanıyor musunuz? Yani sadece şiir zevki için okuyanların olduğuna…

2. Ülkemizde sıradan insanın şiirle ilgilendiğini düşünüyor musunuz; ilgilenmesi gerekir mi?

3. Neredeyse hiçbir yayıncının şiir kitabı basmamasının sebebi sadece parayla mı ilgili?

4. Türkiye’de hâlâ işçiler, yetimler, yoksullar, gaziler var; bu insanlar için şiir yazan var mı?

5. Önceki sorunun kapsamını genişletelim, Türkiye’de şiir insanlar için mi şiirin uzmanları için mi?

6. Düzenli takip ettiğiniz şiir / edebiyat dergisi var mı? Ne için ediyorsunuz? Her dergide aynı isimler varsa neden bu kadar çok dergimiz var sizce? Sizin de geçen yüzyılda bu ülkede çıkan dergilere bakıp ara sıra hayıflandığınız oluyor mu? Şiirim yayınlansa onur duyarım dediğiniz dergi var mı?

7. İyi insan olması gerekmiyor doğru ama şairler sahtekâr mıdır? Siz şairin halen iktidarlar için tehlikeli, korkulan, sözü gümbürdeyen ya da bayraklaşan biri olarak görüyor musunuz?

 8. Madem açlık çoğunluktaydı, şiirimizde neden yok o zaman?

9. Halinizden memnun musunuz? Şiir hâlâ size heyecan veriyor mu?

MUSTAFA FIRAT

  1. Elbette inanıyorum. Çok var. Ama okuduklarına baktığımızda eski dönem şairleri olduğunu görüyoruz. Bugün günümüz kimi şairlerin de ciddi okurunun olduğunu görüyoruz. Bakınız Şükrü Erbaş, Ahmet Telli, Murathan Mungan…

2. Sıradan insan derken, sokaktaki insan mı? Türler içinde yazanı çok; ama okuyanı az olan bir tür şiir. Okuyanlar vardır. Olabilir. Yok diyemeyiz. Vaktiyle okuyanlar olmuştur. Gündelik telâşe, hayatın zor koşulları bugün belki onları bu türü okumaktan mahrum bırakıyor olabilir. İyi niyet göstergesi olarak buraya not düşüyorum elbette bunu.

3. Basan var. Biz 2021 itibariyle bir yılda Mühür Kitaplığı olarak altı kitap okura ulaştıracağımızı belirtmiştik. Öyle de oldu. Şiir türünde diyorum. Telifli kitaplar. Az; ama öz olacak bundan sonra da.

4. Bilmiyorum farkında mısınız? Son dönemde ciddi anlamda hayatın kendisine eğildi şairler. Yazılan şiirlerde. Sokağımızın köşesinde bakkal Mehmet Efendi de var mesela şiirlerde. Ama bir yandan da farklı bağlamın şiirleri de yazılıyor. Çok şey oluyor. Çok şey değişiyor. Dostluklar bitiyor. Bireyin trajedisi de var, toplumun kendisi de. Ticaretle uğraşanların hali ortada. İşçilerimiz, terleri alınlarında gezenler, orada yerini aldı çoktan.

5. Sanırım en çok da şunu söyleyeceklerdir soruşturmaya katılanlar. Kendim için yazıyorum. Ama inanır mısınız, bu cevap beni nasıl güldürüyor anlatamam. O zaman yayma eylemine girme derler. Kendin için yazıyorsan kalsın çalışma masanın çekmecesinde. Heyhat buna onların yüksek egoları izin vermez! Ben yazıyorum çünkü çoğalmak istiyorum. Şiirimi okuyanın zihninde ve kalbinde ses olmak istediğim belki de. Akademisyenler için yazan kim olabilir ki? Akademilerde olup da yazan çok fazla şair bulamazsınız zaten. Bir elin parmak sayısını geçmez.

6. Çok fazla takip ediyorum. Severek takip ediyorum. Değişik ve yeni kalemleri okudukça mutlu oluyorum. Hangisini sayayım? Varlık, Kitap-lık, Sadece Şiir, Sincan İstasyonu, Yeni e, Aksi Sanat, Yıldız Tozu, Ecinniler, Sözcükler, Hayâl, Edebiyat Nöbeti, Eliz, Deliler Teknesi, Kod Adı: Maske 2021,  liste uzar… Sevdiğim için takip ediyorum. Bir dönem Mühür’ü çıkardığım için ve dergi mutfağında olduğum için onların ne kadar zorluklarla çıktığını bin bir emekle uğraştıklarını bildiğim ve destek olmak için takip ediyorum. Geçmiş dönemlerde çok iyi dergiler çıktı. Fakat şöyle düşünüyorum; her dönemin kendine ait bir tadı var. Ve o orada kalmalı. Ben evcil biriyimdir. Güzel olan her bağlam benim için değerlidir, biriciktir. Ve ben edebiyatın, iyi edebiyatın nabzının halen dergilerde attığını düşünürüm. Yoksa çok mu romantik yaklaşıyorum? Dediğim gibi dergiler biriciktir. Dergilerin onur duymasından değil, şairin onur duymasıysa mesele sevdiğim dergilerde olmak evet onur vericidir.

7. İnanın çok değişik şiirler yazılıyor. Şairler, imgesel olanın arkasından yazdıklarıyla neler diyorlar ona bakmak lazım. Ben bugün yazdığım şiirde sokağı önüme kattım. Kendi içsel tarihimle, sokağı ve sokakta olanı belki de geveze bir dille yazıyorum. Bugün için görmüyorum. Gören var mıdır?

8. Anlatımcı şiirin peşinde olan arkadaşlarımızdan yazan var. Ama öyle kabarık değil.

9. Halden kasıt sağlıksa henüz sağlığımızı kaybetmedik. Kimse de kaybetmesin. Ama gönül isterdi elbette bir roman türü gibi şiir de çok okunsun. Kitlelerce takip edilsin. Özünde şiir olan bir milletin çocuklarına şiirden bir öcü gibi bahsedilmesi beni üzüyor. “Aaaa şiir mi, bırak onu roman al!” diyen annelerin sesini duyuyor musunuz? Son cümle, ben bugün yazmakta olduğum şiirimi çok seviyorum. Yakında azınlık okurun elinde olacak. Şiir okurları azınlık değil midir?

MUSTAFA ERGİN KILIÇ

1. Açıkçası inanmıyorum. Şairlerin şairleri okumadığı, şiirin toplum ve insan için yazılmadığı bir ortamda (Herhalde kişisel gelişim için yazılıyor veya kişisel mastürbasyon için. Zaman zaman insan acaba başka bir dille mi yazılmışlar diye bakmaktan kendini alamıyor. Bizler edebiyatın içinde, eğitimli, aklı başında, kültürlü insanlar olarak bu cendereden çıkamazken; okuyucu nasıl çıksın?) şiir yazmayanlara sıra zor gelecek gibi duruyor. Okuyor olsalardı günümüz Türk şiirinde şiir kitaplarının baskısı bir elin parmaklarını geçebilirdi. Kaldı ki, güya ün yapmış şairler bile bu mertebede değil. Sonuç hazin ve iç karartıcı!

2. Bana kalırsa, sıradan insanın ilk işi şiirle ilgilenmek olmalı. Yazmak anlamında değil okumak anlamında! Çünkü bir insan sıradanlığını, vasatlığını bir tek sanatla yener ve kendini iyileştirebilir. İnsanın gelişimi, değişimi biraz da şiirle ilintilidir. İnsanın şiir ile görgüsü artar. Bakış açıcı ve dünya görüşü değişir. Hiçbir şey öğrenemese (evet şiir bir öğrenme aracıdır da) bile kendini öğrenir, insan olmayı öğrenir!

3. Şairlerle uğraşılmaz, biraz hasta ruhlu biraz deli biraz da zıvanadan çıkmaya çok müsaitler. Bu işin şakası elbette. Ancak son zamanlarda koşullar değişmeye başladı. Sanatın metalaştırılma direnci ortadan kalkıyor. İnsanlar uyandı. Sanat para ile yapılmaz. Önümüzdeki günlerde, yayınevlerinin de bu değişim sürecinin içine gireceklerini düşünüyorum. Yoksa kaybolacaklar ortadan.

Şiir kitabı basmayan yayınevi yayınevi midir? Şiir kitabı bir yayınevine onur katar. İrtifa kazandırır. İvmelendirir. Şiir kitabı bir yayınevini şereflendirir.

4. Keşke olsaydı. Az. Azaldı. Çünkü şiir insanın dışına çıkarılmaya çalışılıyor. Oysa insanın içinden taşırılmaya çalışılmalı! İnsan yaşamıyor ki bunların şiirini yazsın. İnsan artık plastik, insan artık yalan, insan artık sanal, insan artık artık!

5. İşin tuhaf tarafı şiirin uzmanları da yok. Şiirin uzmanı olmaz. Çırağı olur. Şiir uzmanıyım diye ortalarda gezenler daha TUS sınavlarını verememişler! Pratisyen hekimler yani. Pansuman ve iğne yapmaktan öte gidemiyorlar. Ama sorsanız; onlardan iyi neşter kullanan yok. Hepsi cerrah. Hem de kalp damar cerrahı!

Şiir insan için yazılmıyor değil yazılamıyor. İnsani değerlerini yitiren bir toplum; insana, insan için, insancıl şiir yazamaz.

6. Dergiler de heyecan uyandırmıyor bende. Geçmişte çok da dergi çıkarmış biri olarak söylüyorum. Heyecan olmayınca da işin güzelliği ve büyüsü kaçıyor.

Benim şiirimin yayınlanmasından o dergiler onur duysun, ben neden onur duyacak mışım? Edebiyatın bir çöplüğe dönmek üzere olduğu bir ortamda; benim hala şiir yazmam ve ona tutunmam bir erdem meselesiyse, onlar bu işin peşinden koşsunlar. Bizler dergi kapısı çalacak yaşı geçtik. Şiir yetkinliğimiz yerinde çok şükür.

Şairlik verilmez, alınır. Biz bir hayat koyduk ortaya, alan alır, almayanın da canı sağ olsun!

7. Şairlerde sahtekar kumaşı vardır, her insanda olduğu gibi. Bu kumaştan ne kesip biçtiğine ve ne diktiğine bağlı. Kimi giyilmez bile, çıplak gezmek daha şereflidir!

Bence şair bastığı yeri titreten, çatlatan, yaran, delen, konuşmaktan ve yazmaktan çekinmeyen, kaypak olmayan bir adamdır, kadındır. Adam gibi kadındır. Kadın gibi adamdır.

Şairin kendi iktidardır. Şair bir iktidara ihtiyaç duymaz!

8. Bunca beyefendi, hanımefendi doğuştan tok bunlar. Bunlardaki doygunluk çayda, suda yok! Birikmiş şekerleri bunların diplerine. Her şeyi bilen insan tok olur, bunlar her şeyi biliyor. Bilmediğini düşünen insan arayıştadır, açtır. Meraklıdır. Sorar. Kafa yorar. Bunlar hem tembel hem bilgisiz. Hem de tok. Oysa şiirimiz aç olduğu kadar, üstü de açık. Örtülmemiş. Üşümüş. Soğukta kalmış. Sevilmemiş.

Şiirimiz kendini tok sandığı için ilerlemiyor, gelişmiyor ve küt zaten. Hep top çeviriyor, her yerde top çeviriyor!

9. Memnun değilim. Çoğunun da memnun olduğunu sanmıyorum. Şairlik ayak işleriyle olmaz. El işleriyle olur! Bunu anladığımız gün memnun olacağım.

Şiir bana heyecan vermiyor. Bir kadın daha çok heyecan veriyor. Kış günü inatla açan çuha çiçeği daha çok heyecan veriyor. Kızım Şiir’in heyecanı daha çok heyecan veriyor. Gün doğumunun kırmızısını; boydan boya, peş peşe, yan yana bembeyaz çizen uçakları seyretmek bana daha çok heyecan veriyor. Süt kahveye karışırken bir cümbüş oluyor, işte o bana daha çok heyecan veriyor. Mesela sen ey okuyucu, şu an bu satırları okurken, gözlerinden bir renk tayfı ve ışıltı çıkıyor ya, o bana daha çok heyecan veriyor.

Bak, şimdi buradan bir şiir çıkarsa, o heyecan verir olur işte!

KAAN EMİNOĞLU

1. Şiir yazmayanlar da şiir okuyor elbette. Ancak kendilerine işaret edilen şairlerin kendilerine işaret edilen şiirlerini okuyorlar. Örneğin toplumcu şiirin en büyük isimlerinden olan Nâzım Hikmet, Attilâ İlhan, Ataol Behramoğlu ve Ahmed Arif kitlelere işaret edilen şairlerin başında geliyorlar. Ancak işaret eden yayın tekeli bu isimleri birer aşk fenomeni olarak algılatacak şiirleri ön plana çıkarıyor. Bu vasıtayla adı geçen şairler gibi birçok şair de kitleleri ana çelişkiden (emek/sermaye) uzak tutuyor. Meseleyi bu bağlamda değerlendirdiğimiz zaman kapitalizmin kültürel alana müdahil olmasından en büyük zararı şiir gördü. Düşünceleri ve şiirleriyle kitleleri etkileyebilecek günümüz şairlerinin önleri ise kültür endüstrisi tarafından kesiliyor. Tekel hâline gelmiş kapitalist yayıncılık tarafından postmodernizmin şekillendirmediği hiçbir estetik anlayış “sanat” sayılmıyor. İyi şairler de sistemin sert yüzeyinde -kendilerinin kitlelere işaret edilmeden okura ulaşabilecekleri- gedikleri bulmaya çalışıyorlar. Bir de sosyal medya okuyuculuğu var tabii. Ancak onlar için “Şiir okuyorlar.” demek yerine “Şiirin canına okuyorlar.” demek daha doğru gibi geliyor her nedense!

2. Ben insanları sıradan insan ve yaratıcı insan olmak üzere iki kategoride değerlendiriyorum. Yaratıcı insanın hayata bakış açısı yapıp etmeleri ile hayata anlam katmak için ufkunu bir idealle kaplayacak kadar geniş. Bu genişliği sağlayan yapıp etmelerinde sanat olmazsa olmaz bir eleman olarak ön plana çıkıyor. Sıradan insanın hayata bakış açısı araçsal değerleri amaç edinmenin faydacılığı ile sınırlı. Bu insanlar meseleleri iyi-kötü diyalektiği ile değil de fayda-zarar diyalektiği ile değerlendirmekle yetiniyorlar. Yanlış anlaşılmasını istemiyorum. Ben sıradan insanları küçümsemiyorum. Çünkü onları bu dar çepere hapseden sosyal şartların farkındayım. Benim babam yıllarca sabah 8.00 akşam 22.00 çalışmış bir insan. Çünkü düzenin yarattığı eşitsiz şartlar onu buna mahkûm etmiş.  Ben onu neden şiirle ilgilenmiyor diye suçlayamam. Ki zaten onun şiirle ilgisi kitaptan değil hayattandır. Halk şiirini bilir, onu sever. Kitap sosyal adaletin imkân sağladıklarının kültürel enstrümanıdır. Feleğin sert sillesi ile savrulan sıradan insanın değil.

3. Bugün Türkiye’nin en popüler yayınevlerine baktığımız zaman (YKY, İş Bankası, Kırmızı Kedi, Everest vs.) şiir kitabı bastıklarını görüyoruz. Belki bu şiir kitaplarının bu yayınevlerine maddi bir getirisi yok ama Türkiye’de bir yayıncının itibar kazanmasının tek yolu iyi şiir kitabı basmaktır. Bu yayınevleri bastıkları şiir kitapları kültürel çevrede bir itibar kazanıyorlar. Akıllı yayıncılar da meseleye bu bakış açısı  ile bakıyorlar. Bugün kültür alanına girecek büyük ve iddialı bir yayınevinin yayın yönetmeni olsam kitap basım listemin en başlarına nitelikli şiir kitaplarını koyardım. Bunun itibarı kitapların satış sayısının itibarından katbekat fazladır. Ancak bu yayınevleri biraz garantici davranıyorlar. Mesela hiçbiri otuz yaş altı bir şaire güvenip kitabını basmıyorlar. Oysa kendi “star”larını yaratmalarının yolu buradan geçer. Bu da öngörüsüzlükten kaynaklanıyor. Ben de yaş handikabını aşamadığım için kitaplarını yayımlayacak nitelikli bir yayınevi bulmakta zorlanan gençlerden biriyim. Ancak bu benim değil, Türkiye’deki yayıncılık anlayışının ayıbıdır.

4. Var ama bu isimlere karşı sistematik bir sükût suikasti de var. Çünkü bu konulara dalmak demek Türkiye’deki kültürel iktidarın sürdürücüsü olan yayınevlerinin anlayışının tersine kürek çekmek demektir. Bugünkü kapitalist kültürel iktidarın işaret ettiği belli temalar vardır. O temalarda eser verirsen makbul edebiyatçı olursun ve tüm yayınevlerinin, panellerin, konferansların, ballı fonların kapısı sana açılır. Şu anki kültürel iktidara göre Türk edebiyatında işlenmesi gereken temalar etnik milliyetçilik övgüsü, soykırım edebiyatı,  kapitalizm güzellemesidir. Ancak ben ve benim gibi birkaç Don Kişot kültürel iktidarın sinirini bozacak bir edebiyatta direniyoruz. Bu ülkede PKK terör örgütünün yaptığı Güvenpark katliamının şiiri yazan tek kişi benim. (bknz. Sizi İkna Edebilirim) Kadın cinayetleri, Soma’da hayatını kaybeden madenciler, öldürülen aydınlar benim şiirimin olmazsa olmazlarıdır. Zaten sırf bu yüzden 2018’de çıkan  kitabım olan Sizi İkna Edebilirim’in ilk bölümüne “Politik Acılar” adını verdim.

5. Türkiye’de şiirin uzmanları olduğuna inanmıyorum. Böyle bir uzmanlık olsa neden bütün jürilerde Doğan Hızlan’ı görelim?

6. Şiir yıllığı hazırladığım için bütün dergileri takip ediyorum. Ancak bütün dergilerde hemen hemen aynı isimlerin hemen hemen aynı şiirlerini okumaktan sıkıldım. Türkiye’deki edebiyat dergilerinin birçoğunda dar kadrocu edebiyat tarikatı mantığı var. Birkaç tane vasat yan yana gelip kendi dergisini çıkarıyor, sonra da bu dergide sırayla kendileri hakkında dosya yapıyorlar, kendi kendileriyle röportaj yapıyorlar. Ne kadar komik duruma düştüklerinin farkında bile değiller. Ben KANON 2010 dergisini çıkarırken şart koştum, bu dergide yer alan kimse hakkında bir dosya yapılmayacak diye. Bu tavrı gösterebilecek başka bir edebiyatçı yok maalesef. O günlerde “Tarikat değil, barikat kuruyoruz.” sözüm çok tartışılmıştı. Bu sözün hikmeti bugünlerde daha da anlaşılmaya başlandı. Ancak kaybeden Türk edebiyatı olmaya devam ediyor.

Ülkedeki dergilerin çoğunun ismini değiştirip çıkartsak kimse bir şey fark etmez. Çünkü dergilerin bir kimliği yok artık. Eskiden şairler bir dergi çıkarıp o dergiye bir kimlik yerleştirirdi. Cemal Süreya’nın Papirüs’ü, Yaşar Nabi Nayır’ın Varlık’ı, Attilâ İlhan dâhil olduktan sonraki Mavi dergileri bu tip dergilerdi. Bu dergilerin ortak özelliği hiçbirinin ardında büyük sermayelerin olmamasındaydı. Bugün bu güce yaslanmayan dergilerin ayakta kalması çok zor. Sermaye ise sadece kendi fikrinin empoze etme garantisi veren dergileri destekliyor. Bizim Medicilerimiz yok maalesef.

7. Şairi insan olarak görüyorum. Zaafları ve üstünlükleri var, yanlışları ve doğruları var. Şairi üstün insan görmek çok tehlikeli bir tutum. Ancak aydın-şairler için bu nitelendirmeyi yapabiliriz. Oysa aydın-şairlerin nesli tükenmek üzere. Alttan gelenlerin ise gözleri karanlığa öyle alışmış ki gördükleri her aydınlığı kötülemek dışında bir tavır koyamıyorlar ortaya.

8. Şiire gündem koyucular mutsuz çoğunluğun meselelerini değil de mutlu azınlığın meselelerini şiirleştirmemizi istiyor da ondan.

9. Şiir bana heyecan vermiyor ama heyecan bana şiir veriyor.

Gerçekten memnun olan insan, şiirle o gerçekliği yıkıp yine şiirle kendisine yeni bir gerçeklik kurma çabasına girişmez. Bu yüzden hâlimden memnun olduğum an şiir yazmayı bırakacağım.

HAYDAR ERGÜLEN

1. İnanıyorum ve böyle pek çok okur tanıyorum. Hatta çok iyi şiir okuru olmanın nerdeyse iyi bir şair olmakla eşdeğer olduğuna da inanıyorum. Başka neye inanıyorum, bir de şuna: Şiiri o kadar iyi okuyanlar var ki, çok iyi okur oldukları için şiir yazmıyorlar. Şiirle birlikte en çok sevdiğim, öykü ve denemedir, bir de sinema. İyi izleyicimdir, hayli ilgiliyimdir, bu nedenle de asla ne bir film senaryosu düşünürüm ne de dedikleri gibi ‘günün birinde’ film çekmeyi! Öyle şahane filmler var ki izlediğim ve henüz izleyemediğim, onlar dururken neden film yazmayı ve çekmeyi düşüneyim ki?

2. Bir şair gibi, şiir yazarı ya da şair adayı gibi ilgilendiklerini düşünmüyorum. Hiç kimseden ne şiirle ne edebiyatla ne de diğer sanatlarla çok yakından ilgilenmesini bekleyemeyiz, hele dediğin gibi ‘sıradan insan’sa. Yahu başka bir sıfat yok muydu, küçük insan hayır, tamam Usta’nın dediği gibi ‘büyük insanlık’ diyelim, yoksul ve Necatigil’in söyleyişiyle orta yurttaşlardan oluşan halkımıza. Büyük insanlık kitap, dergi alıp şiir okumuyor evet, dünyada da böyle, Avrupa’da, Asya’da, Amerika’da, ve diğer… Ama geleneksel edebiyat ürünleri, sözlü edebiyat günümüzde bile onlara ulaşabiliyor. Belki bizde de otobüs duraklarına, iskelelere, metrolara, otobüslere, trenlere şiirler yerleştirilebilir, radyolarda, televizyonlarda daha çok şiir okunabilir, Nilüfer  Belediyesi’nin şiir saatı kulesi gibi her gün bir şiir okunup yansıtılabilir, örneğin İstanbul’da Taksim’den başlayarak diğer meydanlara… Şiir çünkü yalnızca yazılan ve okunan bir şey değildir, söylenen, duyulan, dinlenen, bakılan, görülen, dokunulan da bir şeydir, kitaplara hapsetmemek gerek Nasıl Gezi Direnişimizden sonra şiir duvarlara, sokaklara düştü, yine öyle sokak gazeteleri, duvar gazeteleriyle şiir yoldan geçen ‘sıradan vatandaş’a sunulabilir. Her yer şiir her yer iyilik!

3. “Bu memlekette de bir gün sabah olursa Haluk” diyordu ya Fikret, bu memlekette de bir gün yayınevlerinin şiir kitaplarını üste para almadan bastıklarını görebilirsek o gün sabah olmuş sayılır! Şiir kitabı basan büyük yayınevleri çok az, bildiğin gibi onlar da ustaları, okunanları, çok satanları yayımlıyor, tek tük de ödül almış gençleri. Onun dışında şiir yayımlayan yayınevleri ise kurumsal olmayan, sermayesi bulunmayan, daha çok şairlerin kurdukları, dergileri de olan yayınevleri. Ne yapsınlar peki? Onlar da büyük insanlıktan ortayurttaşlar hepimiz gibi. Hiç olmazsa dergilerinde yer veriyorlar, görece özenle yayımlıyorlar. Ben elimden geldiğince yazıp çizerek onları yüreklendirmeye çalışıyorum kınamak yerine! Durum bu.

4. Var tabii olmaz mı, ama sorun bunların görünmemesi. Muhalif gazetelerde şiir yayımlamak bu nedenle iyi bir fikir, kaç kişi okuyorsa elbette! Her kesimde görüyorum işçilere, yoksullara, gazilere, direnen öğrencilere yazılan şiirleri. Gezi şiirlerini hatırla, oralarda katledilen gençlerimize, çocuklarımıza yazılanları, Berkin Elvan’a da yazılıyor Al İsmail’e de,  Eren Bülbül’e de, kadın cinayetlerine karşı yazılan çok şiir okudum, Birhan Keskin’den Aslı Serin’e. Sonra Faris Kuseyri’nin şiirleri…

5. Şiirin br sızma harekatı olduğunu da unutma. Ece Ayhan’ın dediği gibi ‘şiir şiirde kalmaz’ efendiler! Her zaman öyleydi, şimdi daha da öyle. Başka yazılarla, sanatlarla, uğraşlarla, bilimle iç içe ilerlediğini düşünüyorum daha çok. “O eski halinden eser yok şimdi” ama, yeni hali de bu yeni dünya düzeni denilen cehennemde varlığını bir biçimde çeşitli yollarda sürdürmekse ki öyle, şiirin her zaman her yerde ve her şekilde olabileceğini de kabul etmemiz daha doğrusu buna dikkat etmemiz gerekiyor! Uzmanları dediğin herhalde şairler, eleştirmenler, dergiciler ve akademisyenler, onlar elbette okuyup ilgilenecek ve okura da yön gösterecekler ama, şiir büyük insanlığı da hiç ummadığı yerlerde başka kılıklarda yakalamak zorunda artık!

6. Onur kardeşim, sen daha iyi bilirsin, en azından bu site nedeniyle, hayat da arkadaşlık da eğitim de iş güç de dijital olana kaydı, şiir de öyle, edebiyat da. Ne kadar çok şiir, edebiyat, sanat sites var internette yıllardır. Fakat hala direnen ve benim de oralarda yazmaktan mutluluk duyduğum dergiler elbette var, başta Varlık, Kitap-lık, Virüs, Notos, Sözcükler, Natama, Buzdokuz, Papirüs, Hayal, Edebiyatist, Ayışığı, KE…Çocukluğumdan beri dergi tiryakisiyim elbette Yeni Dergi’yi de, Yeni A, Sombahar, Ludingirra, Yasak Meyve, Soyut, Militan, Edebiyat Dostları, Tan, Üç Çiçek, Şiir Atı, Hayalet Gemi’yi de unutmam olası değil canım kardeşim!

7. Şair benim için iyi insandır aynı zamanda. Kötü insan iyi şair yok mu, var elbette, İsmet Özel! Memleket ahalisinin nerdeyse yarısına olmadık suçlamalarda bulunan biri.Şimdilerde de tehlikeli şiirler yazılıyor, fakat sanırım siyasal iktidar bunu önemsenecek, kendi düzenini tahrip edecek, halkı harekete geçirecek boyutta görmediği için ses çıkarmıyor, nasılsa bunların da yeterince insana ulaşamayacağını biliyor, öyleyse gereksiz yere niye olay çıkarıp başını ağrıtsın ki?

8. Yukardaki işçiler, yoksullarla ilgili soruda yanıtladım bunu.

9. Halimden memnun değilim tabii, ama şiir bana hala heyecan veriyor, öyle olmasa yazmam zaten. Şiirin de hep ilk kez yazıyormuş gibi, o ürperti, o heyecan ve ‘içinde bir iş görmenin saadeti’yle yazılması gerektiğine inanırım. Şu dünyada bana iyi gelen birkaç şeyden biri yazmak, özellikle de şiir yazmak.

ŞEREF BİLSEL

  1. İnanıyorum. Özellikle Anadolu’nun muhtelif yerlerinde, yaşadığı yerin kültürel zemini içinde kendi yalnızlığını koruyan birçok nitelikli okurun olduğuna tanığım. Bunlar, ‘potansiyel şair’  olmalarına rağmen okur olmaktan feragat etmeyen, metanetini kaybetmeden metne bakan  insanlar. Söz gelimi: Alaattin Çam (Kütahya), Fatoş Zafer  (Malatya), Duygu Gülten (Tekirdağ), Av. Mustafa Güzeldere (İstanbul), Yağmur Kırca (Ordu) …

2. ‘Sıradan insan’ın işaret ettiği menzili anlamamakla beraber bu tamlamanın bana taşıdığı ‘normal’ zemine basan (değişik iktidar aygıtları tarafından bastırılmış, kıstırılmış, korkutulmuş, ölmemeye razı kılınmış) çok sayıda insan şiirle ilgili. Şiirin, maliyeti düştü çünkü, saygınlığı tartışmalı hâle geldi. Şiirin ‘zararsız’ sayıldığı bir ortamda gayet doğal bir durum: vergisini ödeyenin, askere gidenin şiir ‘de’ yazması(!)  fakat  sıradanlığın dışına çıkmak, sırayı bozmak uğruna bedel ödeyenlerin sayısı az. Belki bu yüzden nitelikli şair sayısı da az.

3. Parayla ilgili olmayan ne var? Edebiyat ortamı hiçbir dönemde, bu derece tacirlerin kontrolüne girmedi. Kâğıt, mürekkep, karton bu derece sözün önüne geçmedi. İnsan neyi arayarak yola çıkmışsa, yürüdüğü yolda aradığına rastlamayı ister. Bütün bunlara rağmen, ortada ‘iyi’ bir kitap varsa ben bu kitabın ‘basma/basılma’ noktasında muhatapsız kalmayacağını düşünüyorum.

4. Bir kitabı oluşturan tek tek şiirlerin aynı kıbleye bakması taraftarı olmadım hiç. İnsan, değişir, dönüşür; insan, içinde aktığı sözle değişir. Bir şiirden, bütün uzuvlarıyla  belli bir ‘zümre’ için yolda olması beklenemez. Gördüklerimizle gösterilenler, duyduklarımızla duyurulanlar arasındaki mesafe şiirde de işler. Şiir, dondurulmuş, kapatılmış, herkesin aynı cevabı aldığı bir metin değildir. O bakımdan, belli bir temaya, hedefe kilitlenmemiş, ama anlatmak istediğini bazen üstünü örterek anlatan söyleme biçimi taraftarıyım. Şiir yazılacak; insanlar arasında işçi, yetim, yoksul, gazi, ‘oğulları öldürülmüş analar’ da olacak. Şiirin görevi yoksulluğu tamir etmek, yetimleri doyurmak değil; bunun için fırınlar ve yetimhâneler var. Şiir, bunca ‘hâne’ ( çay, mey, hasta, ders, posta, tımar vbg)’yi örgütleyen, yönetenlere sezgiden kopmamış bir akıl, dikkat, anormallik sunar; kafayı, kafada olanı muhatap alır, kalbi hesaptan düşmeden.  Kendi içindeki yoksulluğu, yalnızlığı başka türlü bir yolla anlatabilmiş olsaydı şair, başkalarının hayatından şiir vasıtasıyla  geçmeyi göze alır mıydı acaba?

5. ‘Uzman’ın ‘insan’ olmadığını gösteren bir karşılaştırma değil elbet bu. Şiir, kendi şiirini yazamayanlar için önceliklidir. Ne yazacağını bilip yazamayanın okuma gücüne inanırım. ‘Uzman’ bir çeşit ‘gurme’liğe delalet ediyorsa evet orda üretenin damak tadından önce alımlayıcının estetik ölçülerinin belirli olduğu söylenebilir, ama bu ciddi bir konuda ‘uzman’ birinin , diyelim: İç hastalıkları mütehassisi (hislenen, duygulanan)  deneyimini göz ardı etmemizi gerektirmez.

6. 2000’lerin başında 100’ün üzerinde dergi ve bir o kadar da şiir ağırlıklı fanzin yayımlanıyordu. Bir sıçrama noktasıydı bu. Sonra dergiler, yıllıklar, fanzinler şairlerin meşrebine göre dağılıp saçılmaya başladı. Ben, eskiden olduğu gibi dergi izlemiyorum. Düzenli yazdığım dergileri de çok merak etmiyorum. Şiirim yayımlansa heyecan duyduğum bir dergi yok. Yayımlanınca okumuyorum yazdığımı. Başkaları heyecan duysun!

Virüs dergisinin ortaya koyduğu emeği önemsiyorum. Varlık, gittikçe zindeleşiyor ve gençlere daha çok kontenjan ayırıyor, önemli bu. Varlık; bir taraftan kendi oluşturduğu kültürü yanında tutuyor dğer taraftan yeniliklere açık cephesini kararlı adımlarla karşılayıp edebiyat üzerinden bize getiriyor. Burada, şair/ yazar  Mehmet Erte’nin cür’et ve kararlı cesareti önemli.  Dergâh’ta -hemen her sayıda- adını ilk kez duyduğum dikkate değer isimler var ki bu noktada en cesur dergilerden biri. Oraya bakmak lazım;  kapatılmışlıktan, dondurulmuşluktan taze bir solukla çıkmanın cesur  yolculuğu var orada. Kendi kalıplarını zorlayıp, devam ederek değişen ve değiştiği için devam ettiğini unutmayan bir dergi: Dergâh. Bunu da büyük ölçüde iyi şair, öykücü  Ali Ayçil sayesinde kazandı. Tanık olduğumuz, elle dokunulacak  hakları teslim etmek lazım.

7. Şair; şiir yazandır. Şiir yazacak kadar hayattaysa yeter! Tamamına yakınının ‘sahtekâr ve yalancı’ olduğunu söyleyemem şairlerin!  Kemalist devrimin arkasında şairlerin olmadığını kim söyleyebilir? “Fikri hür, vicdanı hür” ifadesi gençler için söylenmemiş;   Fikret, kendisi için söylemiştir bunu. Neredeyse 1850’den 1950’ye memleket idaresine yönelmiş anayasaları hazırlayan kadrolar içerisinde şair ve yazarlar var. En son Köprülü’yü biliyoruz. 1950’den sonra müteahhitler, şantiyeciler, rantiyeciler, tarikat ehliler devreye giriyor ve Dünya Bankası’nda staj yapanlar. Şairler ‘gümbürdeyen’ şiirler yazsa da onları üçüncü sınıf tiyatrocular okuyor artık! Demek ki şairin sesi yetmiyor!

8 – 9. “Şiire açlık” diye bir şeye inanmış olabiliriz. Ne altıma serilmiş halıdan ne de beni çepeçevre sarmaya çalışan hâlimden memnun oldum. Vaktiyle bana bu kadar heyecan veren şiirin bugün heyecan vermemesi de arı bir zihinsel heyecan konusu. Unutuyorum çünkü. Yapmak için, yıkmak lazım; ama yıkmak için nelerin yapıldığını da bilmek lazım. Şar, dünyaya bir yıkıntı olarak geldiğini kabul ediyorsa, öncenin de , dünün de bir anlamı yok zaten.

ÖMER ERDEM

Şair Ömer Erdem: Bu ülkede şairler ölünce sevilir.. - ekrangazetesi.com |  Yeni gazete alışkanlığınız

1. Çok az, neredeyse çok çok az. Hiç yok değil. Zevk, hayattaki yüksek derecelerden birisidir ve insanın kendisine dayatılanlardan kurtulup kendi tercihlerini artık yapabilmesiyle mümkündür. Bugün ülkenin sanat ve düşünceyle ilgili hiçbir sahasında zevke doğru çalışan bir iklim yok. İnsan olarak okur da bu iklimsizliğin bir sonucu. Hem kayboldu, hem kaybedildi hem de bilinçli olarak böyle istendi. Bu bağlamda, zevkin şaire ve kültür ortamına bir etki dalgası yaratamamış olması sadece sayısal değil varlığımızın niteliği ile de ilgilidir. Ben her zaman bir insanın olduğu yerde her şey mümkündür ilkesine bağlıyım. Zevk sahibi bir tek okur kalsa onu hiç tanımasak bile (hem niye tanıyalım) onun için şiirde kalmaktan yanayım. Bu bir teselli düşüncesi değil, yanlış anlaşılmasın. Canlı hücre kaldıkça hayat olacaktır. Hayatın şiir olması uzun erekte insan kadar ve ona bağlı çağ ile de ilgili. Bir düzleştirme ve yok etme devrindeyiz. Dümdüz ediliyor her şey. İnsan da elbette. Hasılı, şiir yazmayanların dışında, sadece şiir zevki için okuyanlar var. En azından ben, kendi yazdıklarımın dışında, sürekli onların okuruyum. Her yere de onları zevkle taşıyorum. Şiir bir çoğul ilerleme eylemi değil sonuçta.

2. Sıradan insanın şiirle ilgilenmesini beklemek ütopik bir düşünce. Olmasına karşı değilim ancak doğası gereği bu mümkün değil. Hele bu çağda hiç mümkün değil. Şiire gidiş bir dizi kültürel, sosyal, psikolojik ve insani gerekçeler gerektiriyor. Sıradan insan, sadece şiirle ilgilenmiyor, ekonominin doğası, teorisi üzerine de bir fikri yok. Tabiaatı dert ediyor mu sizce? Yüzüne çarpan rüzgar hakkında bir fikri var mı? Neden matematiği dert edinsin ki dahası? İşine yarayanı almak yeterli. Bu bağlamda, şiirin sıradann insanın meselesi olması geçmişte söz konusu olmuştur ama bu onun bilgisi dışında, yaşadığı ortamın bir sonucudur. Yunus ilahisi bilmek, Fuzuli’den beyitler ezberlemek, özellikle Kerbela hakkında, ya da Mevlit’ten mısralar mırıldanmak. Onun seçimi değil. Hayatın doğal döngüsünün bir sonucu. Bizim için trajik olan sıradan insanın değil entelektüellerin hatta yazıp çizenlerin şiirden kopmuş olmalarıdır. Şiirden kopuşun getirdiği şuursuzluk, şiirle ilgili görünenlerin aslında şiirle alakasız olmaları gibi tuhaflığı doğurmuş olmasıdır. Çünkü onlar da sıradanlaşmışlar, maskenin, örtünün altında şiiri bir mask olarak kullanmaya kalkışmışlardır. Başınıza silah dayayan yok. Dürüst olun. İlgiliymiş gibi gözüküp bir takım patolojikleri onarmaya kalkışmayın. Şiir en yalın ve saf halimizden en çetin ve karmaşık yönümüze gidiş gelişlerden oluşan yüksek bir sanat çünkü. Bir varlık meselesi.

3. Şiir kitaplarının basılmak istenmemesinin sebebi para değil. O denli gereksiz yere paralar bulunuyor ki. Ayrıca şiir kitabı altında zaten yeterince yığına ayrıca para bulunuyor. Bu bir arz talep meselesi de değil. Yayıncının kültürel ve düşünsel konumlanışıyla ilgili. Eğer böyle bir derdi ve önceliği olsa bu yol da bulunur. İyi şiir kitapları mutlaka kolaylıkla basılır. Ekonomik olarak karşılığı da olur. Şair ve şiir ışıltısını, cazibesini, yüksek çekim gücünü kaybetmiş durumda bugün. Işığı söndürülmüş, önü kapatılmış bir aydınlığa kim niye yönelsin?

4. Ben her tür tematik yazımı biraz şüphe biraz da endişe ile karşılarım. Şiirin sınıfı yoktur benim için. Şiirde insan vardır ve onun halleri tematik parantezin dışında mutlaka yazılıyordur. Ben yazıyorum mesela, şiirlerimin dokusuna tam da bu saydıklarınız yayılmış durumda. Ama bunu görüp duyacak, okuyacak göz ve şuur nerede? Sadece ben mi yazıyorum hemen bütün yetkin şairde görüyorum bu yazımı. Yetimler, işçiler, yoksullar bir şiirin elementi, malzemesi, konusu olmanın dışında, yaşadığımız çağın ve paylaştığımız hayatın yitik özneleri olarak dolaşıyorlar aramızda. Necatigil’in yazdıklarını düşünün. Kimin umurunda şimdi?

5. Şimdi bu sorunun ağırlığının farkındayım. Çıkmaz da bu, sanki şiir, dergiler, hani uzmanlık, sektör dergileri olur ya, öylesi bir kapanış ve buna bağlı bir imaj kitlenmesi içindeler. Elli yıl önce bu ülkenin toplum katlarından, savcılar, öğretmenler, doktorlar, işçiler, öğrenciler, üniversite çevreleri hemen herkes şiire bakıyor, şiir dergilerine abone oluyor, onu takip ediyor, onu zevkle hayatına dönüştürüyordu. Bu bilerek evet bilerek alındı toplumun elinden. Sonunda da, işte böyle, sanki mesleki bir çevre görüntüsü kazandı, yazık ki…

6. Varlık, Kitaplık, gibi dergileri sürekli takip ediyorum. Şöyle bir baktıklarım da var içlerinde. Şimdi, dergilerin önceki merkez ve odak olma vasıfları kayboldu. Daha genel bir çerçeveye oturdular. Bu bir olgu. Yine de bu ülkenin nitelikli edebiyatı bu dergilerde buluşuyor, ondan izliyorum. Ayrıca aynı isimler fikri biraz tartışmalı. Her dergi, her editör yeni isimler arar. Bekler. Olmuyorsa olmaz. Dergilere hayıflanışım neden çıktıkları için değil neden bu kadar kendi psikolojileri, sınıfları, klikleri, algıları, saldırganlıkları ve seviyelerine sığındıkları içindir. Şiirimi yayınlamak istediğim dergiler oluyor. Sağ olsunlar, ilettiğim zaman da basıyorlar. Varlık ve Kitaplık bunlara örnek.

7. Ben şairin hala şair olduğunu düşünüyorum. Hakiki şair her hal ve şartta şairdir ve kendi şartlarını kendisi belirler. Etrafında oluşacak her türlü kutlama, kutsama, kuşatma, aydınlatma, karartma, abartma vs vs eylemlerine karşı da uyanıktır. İktidarlar için iyi kötü şair yoktur, kullanışlı şair vardır. Şairler içinde de buna teşne olanlar her zaman çıkarlar. Burada, her şeyin kavramsal düzlemi çürümüş durumda, çünkü düşünsel altyapısı bozuk. Ama şiir, kendi bağımsız özüyle hala yegane umut. Şair de öyle.

8. Açlık çoğunluk değil, açlık bir bekleme süresi burada. Çünkü kendi hali üzerine düşünmek istemiyor. Buradan bir an önce nasıl çıkarım da başkasına benzerim diye kuruyor. Bu da var bence şiirimizde. Ama o olanı, okuyacak göz eksik, akıl, yöntem de.

9. Kendi halimden hiç memnun olmadım. Niye olayım ki. Çünkü şiirin içindeyim ve şiir yazıyorum. Bu benim kararım.

BÂKi AYHAN T.

1. Kuvvetle bağırarak “Evet!” demek isterdim… ama… “zaman zaman rastlıyorum” diye yanıt vermek durumundayım. Hiç yok da denemez. Sosyal medyada, kendisi şair olmadığı halde sürekli şiir paylaşan, şiirle ilgili düzenli paylaşım yapan değerli isimler var takip ettiğim.Düşünmüyorum. Özel olarak ilgilenmesi de gerekmez. Büsbütün yabancı olmasın yeter. Ama mesela müzikle ilgilenmesini şart görüyorum.

2. Bazı yayınevleri şiir kitabı basıyor. En azından benim yayıncım YKY, yanı sıra da Everest, Kırmızı Kedi az da olsa düzenli olarak şiir kitabı yayımlıyor. Genç arkadaşların çekip çevirdiği ve şiire özel bir önem veren yayınevleri de var: 160. Kilometre, Ebabil, Aksisanat, İkaros, Mühür… Daha başkaları da var ama şu an aklıma geliverenler bunlar.

3. Yok… ama bu durum, şairlerin toplumsal meselelere duyarsız olduğu anlamına gelmiyor. Şiirin konsepti çok değişti 1950’lerden sonra çünkü dünya öngörülemez biçimde değişti. İkinci Büyük Savaş her şeyi yerinden etti, her şeyi yerle bir etti. Yazılacaksa da 1940’lardaki gibi değil, 2020’lerde şiirin geldiği yere göre yazılacaktır. Cenk Gündoğdu ve Ali Özgür’ün şiirlerinde bu temaların yenilikçi söylem içinden işlendiğini görebiliyorum. Genel fikrim şu: Şiir için -eskiden geçerli olan- özel bir tema çerçevesi sınırı aşıldı. Aynı şiirin içinde aşk, erotizm, özgürlük arayışı, yoksulluk, haksızlıklara itiraz temaları iç içe girebilir. Bu metinsel zenginliği şiirimize Nâzım Hikmet getirdi, Attilâ İlhan ve Cemal Süreya daha da ileri taşıyarak sürdürdü. Benim son iki kitabımda da (Kopuk, Bilet Geçmez Gemisi) bu bağlama oturtulabilecek şiirler var.

4. Şiir daima “insan” içindir. Yine de son 50 yılda “insanlar” roman okumaya, onun da polisiyesini, popülerini, sabunköpüğü sayılanını okumaya daha çok düştü, şiiri ihmal etti. Bunun nedenini şairde değil okurda arıyorum. Okur, kolayı seçer hâle geldi. Oysa edebiyat kolay iş değildir, okur olmak da belli bir çaba gerektirir, süreklilik gerektirir, kendini aşma, zaman içinde daha üst seviye eserlere yönelme gerektirir. Cemal Süreya’dan kinaye söylersek, “okur olmak da bakım ister öğrenemedin gitti”! Bu olamıyorsa kolay tüketeceği yerde kalır okuyucu. Yani ne bileyim işte; Elif Şafak’ı, Ayşe Kulin’i, Ahmet Altan’ı falan romancı zanneden okurun benim şiirimi okuma isteği duyabileceğini sanmam. Adana’da son oturduğumuz mahallede bir bakkal vardı, 1980’lerin ortaları, ne zaman gitsem tezgâh arkasında kitap okurken görürdüm onu. Tamam, belki Dostoyevski okumuyordu ama Barbara Cartland da okumuyordu. Ortalamanın biraz üstünde bir seviye tutturmuştu. Ben de her gidişimde kitap götürürdüm ona. O, son 40 yılda, kitap okurken gördüğüm son esnaftır! Şöyle bir görüşüm var: Türkiye’de şair kendisini çok geliştirdi, okur ise bu gelişmeye ayak uyduramadı, yetişemedi. Sebepleri tartışılabilir: Televizyon, diziler, polis tutanaklarında kitapların suç aleti gibi kayıt altına alınıp sergilenmesi vs. Yine de okurluk ısrar ve süreklilik işidir. Şiir bugün ortalama insanla ilişkide sorun yaşıyor olabilir ama şairin “insan”a gitmesi ne oranda gerekliyse “insan”ın da şiire yürüme çabası o oranda gereklidir.

5. Düzenli olarak Varlık, Kitap-lık, Notos, Gösteri, Aksi Sanat, Yıldız Tozu, Hayal, Hece, Pathos, Öykü Gazetesi, Roman Kahramanları dergilerini okuyorum. (Galiba dergi okuru olarak hiç fena sayılmam!) Dergilerin her sayısının tamamını okumak zor elbette ama hiç olmazsa her birinde okuyacak birkaç şey buluyorum her defasında. Bunların bir kısmında ben de sık aralıklarla görünüyorum. İyi dergileri takip ederseniz onlarda hep aynı isimlerin olmadığını görürsünüz bana kalırsa. Sözgelimi Notos ile Varlık’ın, Kitap-lık ile Pathos’un yazar/şair kadrosu çok farklı. Ortalama dergilerde aynı isimlerin yer aldığı saptamanıza katılıyorum. Zaten okunacak pek bir şey de olmuyor o tip dergilerde. Bir-iki deneme veya söyleşi, 78 şiir koyarak dergi yapılmaz.

6. Şairlerin bir kısmının iktidarlar için değil ama şiir ve edebiyat için tehlikeli olduğu muhakkak! Yetenekli, çalışkan, donanımlı isimler hakkında iftiralar, imza kampanyaları, sansür çalışmaları yapandan ne “şair” olur ne de “insan”! Şairde öncelikle edebiyat ahlakı olmalı ki bunun da ilk şartı hür düşünceye ve özgün yeniliklere saygılı olmaktır. Bizim şuara takımının ise her biri şeyh veya mürit pozisyonunda. Yazdığı metin Faruk Nafiz’in bile gerisinde olan adam dahi kendini Baudelaire sanıyor. Bu, bana kalırsa en büyük ahlaksızlıktır! Öteki türlü; kim kime yürümüş, kimin eli kimin cebinde, hangi editör hangi şaire takmış, hangi şair hangi editöre yaltaklanmış, bunun çetelesini tutacak değiliz. Tutanlar var, o işi onlara bırakalım. Güncel ahlakı bıraktım, şairde edebiyat ahlakı olsun ona da razıyız!

7. Halkın ve insanın düşünülmediği, insani değerlerin yerini mistik veya kapitalist (haydi bir kavram üretelim ve mistokapitalist diyelim) değerlerin aldığı, postmodern masallarla insanın uyuşturulduğu yerde açlık daima çoğunlukta olacaktır. Açlığın şiirimizde şimdilerde neden yer almadığına gelince. Şimdi, az önce de söyledim, günümüzde elbette açlığın, yoksulluğun şiiri de yazılabilir, yazılmalı ama bunun için yeni estetikler, yeni söyleyişler bulmak lazım. Rıfat Ilgaz, Hasan Hüseyin, Hasan İzzettin tipi şiirin bugün diri görünme şansı yoktur. Ciddi ciddi kafaya taksam, buraya uygun bir estetik bulur ve yazarım, iyi şeyler de çıkarırım, şüphem yok… ama ben farklı bir estetik içindeyim.

8. Şiirden bazen nefret ediyorum bazen de şiiri taparcasına seviyorum. Şu son zamanlarda ise roman okumak ve film izlemek bana daha çok heyecan veriyor.


HÜSEYİN PEKER

1- Şiir yazmayanlar şiir okuyor mu? sorunuzu iki türlü yanıtlayabilirim: Şiir yazmayanlar genelde şiir okumaz, hatta çevresinde şiir okunduğunda da hoş karşılamaz, ortamdan kaçar. İkinci tür yanıtımda da: insanoğlu duyarlıdır, arada nem kapar, okumaya kalkar, ama anladığı kadar;  heceyle yazılmış, uyaklı, halk şiiri tarzında şiirlere yakınlık gösterir, en azından şarkı sözlerinden pop müziğin şatafatlı benzetmelerle örülü sözlerinden bir şeyler kapmıştır, anlama yolunun yarısını katetmiştir. Anlar görünür. Bence esas sorun yazanların da birbirini okumadığı konusu. Kendin çal kendin oyna hesabı, sadece kendi şiiri etrafında dolananlar çoğunlukta..

2- Sıradan insan şiirle ilgileniyor mu? İlgilendiği de olur, ama bir maraz sebepten de olabilir bu. Sevgilisine aşık olmuştur, işin orasından yazılan şiire ilgi gösterebilir. Ama bu yapmacık ilgi konumuz olamaz. Şiirle ilgilenme konusu;  biraz da aydın ve okumuş olmakla gelişen bir duygu. Yani gelişmiş insan figürü;  çok şey gibi şiire de uzak kalamaz. İş, insanın kendi yapısını geliştirmesinde. 

3- Şiir kitabı basımı işi, birçok açıdan yozlaştı. Şöyle ki, şiir yazan nüfusu çoğaldı. Çok yazanlar kadar, daha özenle uğraşanlar aynı oranda artmış değil. Biraz şiir biriktiren şu veya bu yolla şiir kitabı çıkarmak istiyor. Bu da piyasada belli isimlerin dışında kalanlardan,  iyi bir yapıt bekleme şansımızı azaltıyor. Yayıncılar bu yüzden şiir kitabı basmakta zorlanır oldu. Okur düzeysiz şiir kitaplarının çoğalmasından ötürü okumaktan da vazgeçer oldu. Çünkü edineceği şiir kitabının kendini memnun edeceğinden emin değil. Şairler yazdıklarının kalitesini az daha hesaplar durum bu hale gelmeyecekti. bir tıkanma var bu yüzden. Zamanla aşılır mı pek belli değil.

4- Ülkemizde yetim, gazi ve yoksullar, işçiler var. Bu insanlar için şiir yazan var mı diye sorarsanız biraz genelleme girer işin içine. Çünkü şiir yazanı;  şu veya bu konuyla sınırlayamazsınız. Elbet yazan da, ilgilenen de vardır, olacaktır. Ama bu konulara eğilin demek,  zorlamaya girer. İsteyen yazar, isteyen toplumsal olgulara fazladan eğilir. Bilinsin ki şiir bireysel çeşitlemelerde daha fazla yer alır. Biraz daha içsel bir hesaplaşmada boy göstermeyi sever. Hep içinde toplumcu ivmelerin daha önceleri fazlasıyla denendiği konusu vardır. Kendini sosyal konularda obje olarak kullanmaktan kaçar biraz da. Ama dedim ya bağnazlığa ulaşmamak kaydıyla,  eğilenlerin de yok olduğunu söyleyemeyiz.

5- Şiir insanlar için mi, uzmanlar için mi diyorsunuz?  Uzmandan kastınız, şiirden anlayan, eğitimcilere yönelik mi kurgulanır, düzenlenir duygusu. olmalı.. Ben soruda biraz gariplik buluyorum.  Şiir okuldayken, hocaların denetiminde yazılmaktadır, sürer gider bu eğitim süresince.  Ama özgür ve okuldan ayrı kaldığında, yetenek barajını zorlar şair. Özgür çalışmak ona kişilik ve ayrı bir hava getirecektir. Belki ilgi duyduğu birçok şaire yaklaşır yöntem konusunda, büyümesine kolaylık olacaktır açılmak. Uzmanlara şiir yazmak, ya da onların kuyruğundan ayrılmamak, kopmamak şairin özgünlüğüyle çakışan bir durum, düşünmek bile ters geldi bana.

DERGİLERDE NEDEN BU KADAR VASAT ŞİİR YAYINLANIYOR, ONLARI ELEYEMEZLER Mİ…

6- Düzenli takip ettiğim dergiler değişiyor, ama çoğunu (yeni çıkanlar o kadar değil) izliyorum. Örnekse Varlık, Kitap-lık, Sincan İstasyonu, Akatalpa, Eliz, Çini kitap, Artemis, Patika, Edebiyat Ortamı, Olağan Şiir, Sadece Şiir, Şiiri Özlüyorum, Hece ilk aklıma gelenler. Eskiden beri çıkan kökleşmiş dergiler ilk etapta kaçırmadıklarım. Fanzin ve dijital dergileri de izlediğim olur. Daha doğrusu edebiyat adına her şey, benim ilgi alanıma giriyor. Neden bu kadar dergimiz var sorunuza ne diyebilirim ki, bunun cevabını vermekle, neden bu kadar nüfusumuz var sorusuna yanıt vermek aynı. Çıkaran çıkarıyor, bir heves bu. Sonrası kapanıyor. Dergi geçmişimize bakarsanız, Ludingirra’dan, Yom Sanat’a, Yeni Edebiyat’tan Sanat Olayı’na, Papirüs’e, Yordam’a ne çok dergi gelmiş geçmiş. Bir süreç bu iş. Hayıflandığım yanı ise, dergilerde neden bu kadar vasat şiir yayınlanıyor, onları eleyemezler mi duygusu? Galiba okuru kaybetmemek ya da kırmamak için;  bir çok kötü yapıt da ortaya dökülüyor. İşin orası biraz piyasayı, akışı da etkiliyor mu? Etkiliyor. Dergi satışları düşüyor, maliyetler çoğalıyor filan. 

7- Şairlerin sahtekar olduğunu düşünmüyorum. Ama hayal dünyasında fazla ip sallamakta olduklarından, biraz gerçeklerden uzaklaşan bireyler olduklarında çoğu kişiyle hemfikirim. Biraz uçan, uçuşan kişiler şairler, ama şunu bilin ki gerek iktidarları, gerek yeni yönetimleri korkutan, irkilten güçleri de her an mevcut. Çünkü gezdikleri toz toprak aşındırdıkları hava, su, ortam gereği daha canlı ve kuvvetli oldukları hep sezilir. Bir öykücü ve romancı daha çok gözlemci olduğundan gazeteciye benzer ama , şair daha tehlikelidir, nereden karşımıza dikileceği hakkında hiçbirimizin fikri yok.

8- Neden açlık bu kadar gündemde olduğu halde, şiirde konusu bile olmaz. Çünkü şairin gözü tok. Aç gözlü değildir. Bir lokmayla doydum diyebilir. Arsız değildir. Tek açlığı sevgi yoksunluğu. Sevgi onun açlık duygusunu giderdiği için, hayal dünyasında yüzmeye alışkındır. Ama açıktan dem vuran şair yok mu? Var, azınlıkta mı? Orasını siz söylüyorsunuz zaten.. Şaire başka gözlükle bakalım derim ben. Yani açlık sınıfıyla yanyana tartmayalım.

9- Şiir bana heyecan veriyor. Melih Cevdet Anday’ın ‘ Yağmurun Altında’ şiirini okuduğumdan beri,  heyecanım arttı. Şiire güvenim de. Bence şair büyük yapıt peşinde koştuğu sürece vardır ve varolacaktır.  Melih Cevdet ustanın dediği gibi: “Yirminci yüzyılı yaşadım / Ertelenmiş bir yüzyıldı bu”

HÜSEYİN AKIN

1- Şiir yazmayanlar içerinde şiir okuyanların olduğunu görüyorum. Fakat her şiir okuyanın gerçek anlamda şiir okuduğuna inanmıyorum. Çünkü şiir, okuyan kişinin davranışlarına ve medeni hayatına sirayet eden bir eylemdir. Şiir okuyan insanı işinden, oluşundan ve yaklaşımlarından tanımakta zorlanmazsınız. Söz gelimi bencil değildir, doğa ile barışıktır. Aşk, coşku ve içtenlik nedir bilir. Sokağa tükürmez, çöp atmaz; komşusu açken tok yatmaz…Şiir okuduğuna inandığım kişileri nerede olsa siz de tanırsınız. Çünkü onlar okudukları şiirden içlerinde olduğu kadar üstlerinde de bir şeyler taşırlar. Ne demişler, “gül tutan elde gül kokusu kalır”

ŞİİR OKUYAN İNSANI İŞİNDEN, OLUŞUNDAN ve YAKLAŞIMINDAN TANIMAKTA ZORLANMAZSINIZ…

2- “Sıradan insan” kimdir? Bunun yanıtını tam bulamasam da her şeyin sıradanlaştığı bir dünyada işinde gücünde, gündelik hayatını yaşamaktan öte bir kaygısı olmayan o büyük çoğunluğu kastediyorsanız şayet, ne yazık ki bu kesimlerle şiir arasında karşılıklı bir ilişki göremiyoruz. Belki tek taraflı bir ilişkiden söz edebiliriz. Yani, şiir belki de en çok bu insanlara yakın durup yolda bu insanlara selam vermesine rağmen kitlelerin böyle bir ilişkiye yanaşmadıkları görülüyor. Çünkü “sıradan insan” dediğimiz kitle ya da yığınlar bu hayata zorunlu ihtiyaçlarla bağlanmışlardır. Bunun ötesinde bir kaygıyı yeşertmek için devlet ve toplum olarak halk eğitimine, kaliteli yaygın eğitime daha çok imkân tanımamız gerekmektedir.

3- Öncelikle her şeye rağmen şiir kitabı basan yayınevlerinin haklarını vererek cevaplamaya çalışayım bu soruyu. Edebiyatın, özellikle şiirin kendi değerini koruduğu sürece piyasaya yönelik bir rayici yoktur. Yani tecime elverişli değildir. Şayet edebiyatı piyasayla uyumlu ve tecime elverişli kılmak isterseniz nitelikten taviz vermek zorundasınız. Niteliğin takipçileri niceliğin alıcıları vardır. Yayınevlerinin ezici ve de üzücü çoğunluğunun şiir kitabı basmaması elbette salt para ile ilgili değildir. Bazı yayınevleri imajlarına zarar gelmemesi için şiir kitabı basmaya yanaşmazlar. Çünkü şiir çarşıya pazara intibak sağlayamadığı için hem gereksiz yer işgal eder hem de konsept bozucudur.

4- Olması gerektiği kadar olmasa da işçi, yetim, yoksul vb. dair şiir yazan şairlerimiz var elbette. Mesela bir “Yetim Şiirleri Antolojisi” olduğunu biliyorum. İşçiler ve yoksulların olmadığı bir edebiyat neye hizmet edebilir ki? Şairler zaten hem yetim hem yoksul hem de işçidirler. Bu gerçeklikten kaçabilecek fazlaca bir yerleri yoktur.

5- Bu önemli bir soru. Şöyle bir hüküm cümlesi pekâlâ kurabiliriz: Günümüz şiiri muhatabını umursamayan bir şiirdir. Bu çerçevede şiirin daha çok uzmanları için yazıldığını söylemek abartı sayılmaz. Sokaktaki adam edebiyat dergilerini okumadığı için ve aynı zamanda edebiyat dergilerinin böyle bir beklentisi olmadığı için şairler şairleri okuyor denilebilir.

6- Benim değil de beni düzenli takip eden dergiler olduğunu söyleyebilirim. Birçok dergi adresime gönderiliyor. Bu sayede onları düzenli okuma fırsatı buluyorum. Bu da bana onları takip etme imkânı sunuyor. Evet, her dergide aynı isimler oluyor çoğunlukla. Bu soruyu ben de kendi kendime soruyorum sık sık. Fakat işin içinden çıkamıyorum. Kimsenin niyetini de sorgulamak istemediğimden “varsın olsun” deyip geçiyorum. Sanırım bu biraz da fırsat ve imkânlarla ilgili bir durum. Elbette geçmiş dergilere baktığımda iç geçirdiğim ya da hayıflandığım zamanlar olmuştur. Şiirim yayınlansa onur duyarım diyeceğim bir dergi yok. Zaten şiirimin kendini iyi hissettiği dergilerde yazıyorum.

7- Şairler içinde sahtekârlar olabilir, ama bütün şairler için bunu söylemek biraz insafsızlık olabilir. Bir şairin en büyük sahteliği şiirinin ve de duygularının sahte oluşudur. Acımayan yerlerinden şikâyet etmek gibi. Sezai Karakoç’un çağının en sahici tanığı olarak nitelediği şairin toplumsal etki ve öncü misyonu ne yazık ki giderek azalmaktadır.

8- Şiirimiz ezici azınlığın himayesinde yürümektedir. Açlık şiirin konusu olmayacak kadar yalnızdır bugün. Üretilmiş ve kışkırtılmış açlardan sahici açların hallerini anlatmaya fırsat kalmıyor galiba.

9- Şiirin bana göre tanımı, “İlmi hâl”dir. Yani hâlin ilmi. Bu sebepten halimi şiirle dile getirebildiğim ve bu yolda sesime ses ve muhatap bulabildiğim nispette memnunum halimden. Kendi yazdıklarımdan hâlâ heyecan duyuyorum. Okuduklarım arasında benimle trajik akrabalık oluşturacak şiir ya da dizeler nerede olursa olsun, kim tarafından yazılırsa yazılsın beni heyecanlandırmaya devam ediyor. Bu belki de benim şiirden başka bir şeyim olmadığındandır.

*

TUĞRUL TANYOL

  1. Kuşkusuz evet. Görüştüğüm, tanıştığım birçok okurumun şiir yazmadıklarına tanık oldum. Yazmadan şiirden zevk alan insanlar var: asıl sorun şiir okumadan yazanlar bence.
  2. Sıradan insandan kimi kast ettiğinizi bilemiyorum. Eğitimsiz olanları düşünüyorsanız, şiirden zevk almalarının zor olduğunu söyleyebiliriz. Şiir genel eğitimin dışında, kültürel donanım da gerektirir. Hangi sanat dalı için geçesizdir ki bu? İlgilenmeleri gerekir mi? Kuşkusuz gönül ister bunu, ama kendimizi boş yere kandırmanın da gereği yok.
  3. Birçok yayıncı şiir kitabı yayınlıyor. Yayınlanmak hiçbir ülkede kolay değildir. Orta ve büyük yayıncılar tarafından demek istiyorum. “Şiir yayınlamak bir yayınevi için onurdur.” Bu sözü yıllar önce Erdal Öz söylemişti bana. Can Yayınları’nda şiir de yayınlamayı düşündüğü zamanlardı. Onun sözüne dönersek, yayınevlerinin çoğu şiiri para kazanma amacıyla değil, onur kazanmak için yaparlar.
  4. Olduğunu düşünüyorum. Kuşkusuz şairin bunu, bir amaç olarak benimsemekten çok, günüyle, toplumuyla ilişki içinde olması nedeniyle, içten bir biçimde dile getirmesi beklenir, tercih edilir. Tersi angaje şiire girer çünkü.
  5. Birçok yazımda belirttim, şair şiiri yalnızca kendisi için yazar. Yazma anında insanlar, eleştirmenler, incelemeciler gözünden silinir. O şiirin yazım anında şair içten olmak zorundadır. Şiir dışı her düşünce ve etki metnin bozulmasına neden olur. Modern çağda ressam, besteci nasıl yalnızca bir yücelme arayışı içinde eser veriyorlarsa, şairden başka bir şey beklemek boşunadır. Bunu yanızca gerçek şairler için söylüyorum. Müteşairler için değil.

    ŞİİR ADINA SÖYLEYECEK BİR SÖZÜ OLMAYANLARIN NEDEN DERGİ ÇIKARDIKLARINI HİÇ ANLAMAMIŞIMDIR.
  6. Açıkçası dergileri eskiden olduğu kadar sıklık ve dikkatle izlemiyorum. Aynı adların yinelenmesi doğaldır, gündemde olan ve olmayan şairleri belirler bu. Gruplaşmalar, kamplaşmalar, çeteler hep vardır.Yalnızca edebiyat değil, doğrudan bir şiir dergisinde bile can alıcı yazıların olması gerekir. Şiir adına söyleyecek bir sözü olmayanların neden dergi çıkardıklarını hiç anlamamışımdır. Şiir dergisi ard arda onlarca şairin sıralandığı bir kağıt yığını olmamalıdır. Az şiir bolca yazı olan dergileri özlüyorum. Onur duymak? Sanıyorum benim değil, şiirimi yayınlayan derginin onur duymasını gerektirecek nitelikte bir şairim.
  7. Neden bu denli olumsuz bir bakışa sahipsiniz şairler hakkında? Onur Caymaz sahtekar biri mi peki? Şair ne zaman, hangi ülkede, bir iki istisna dışında iktidarlar açısından korku saldı ki egemenlerin yüreklerine? Üç beş okuru olan birinden neden korkulur ki? Kimsenin farkında olmadığı, ama acaip kışkırtıcı, eleştirici metinler yazan bir şairi ben iktidar sahibi biri olsam görmezden gelirim. Üzerine gidip daha geniş kesimlerce okunmasına neden olmanın ne alemi var? Tersini yapanlar olmadı mı? Manyakların da iktidara gelebileceklerini hiç duymadınız mı?
  8. Neden olmasın? Var kuşkusuz, ama herkesin bunu, sürekli bunu yazması da beklenmemeli.
  9. Şiir hala heyecan vermese yazar mıyım? Yalnızca yazdıklarım değil kimi gençlerin yazdıkları da heyecan veriyor. Dilimizin sonsuzca yaşaması için şairlere hep gereksinmemiz var. Bu beklenti bile heyecan vericidir.

VEYSEL ÇOLAK

ŞİİRDEN PAYINI ALAMAYAN BİREYLER VE TOPLUMLAR GELİŞEMEZ

1. Şiir yazanların, şiir yazmak isteyenlerin şiir okumadığından, neredeyse, eminim. Şiir yazmayı bile akıllarından geçirmeyenlerin, şiir okuduğuna tanık oluyorum. Onlar da bir biçimiyle gündemde kalan şairleri okumakla yetiniyor. Cemal Süreya’nın okunması örneği.

2. Sıradan insan demeyelim. Adını koyalım: İşçiler, öğretmenler, diğer memurlar, tezgâhtarlar, ayakkabı boyacıları, şoförler,  lümpenler, romancılar, hikâyeciler, karikatüristler,  ressamlar, heykeltıraşlar, gazeteciler; kısaca toplumu oluşturan, aklınıza kim gelirse işte, hiçbirinin şiir okuduğunu düşünmüyorum.

Elbette şiirle ilgilenmeleri gerektiğini düşünüyorum herkesin. Çünkü ben şiirsiz insanın yalnız ve eksikli olduğunu düşünen biriyim. Şiirden beslenemeyenlerin gelişemeyeceğini de rahatça söyleyebilirim.

3. Basılı her kitap satıyorsa yayıncı için paradır, satmıyorsa, çöptür. Şiirin kullanım değeri var, değişim değeri yok. Yani okuyucu yok, yani şiir kitabı satmıyor. Yani şiir kitabı çöp.

TÜRK ŞİİRİ UZUN ZAMANDIR İNSAN YOKSUNUDUR

4. Türk şiiri uzun zamandır insan yoksunudur. Şiirlerde birileri konuşuyor ama bunların hiçbiri toplumda, her köşede karşımıza çıkan bireyler değil. Şiirlerde, o şiirleri yazan küçük burjuvalar var. Onlar konuşuyor sadece.

5. Çok şiir okudum şu küresel salgın günlerinde. Çoğunun zerre kadar şiir değeri yoktu. Haksızlık yapmayalım, az da olsa iyi şiirler de vardı.

Şiir, elbet insanlar için yazılır / yazılmalı. Bu da şiirlerin okunabilirliğinin olmasını gerektirir. Türkiye’de pek konuşulmadı ama hemen söyleyeyim: Okunabilirlik estetik bir ölçüttür. Ne yazık ki bunun bilinci edinilmiş değil. Bu açmazda olanlar biçimsel, yapısal, dilsel, kısaca şiirin öğelerine takla attırarak görsel, deneysel çalışmalar yapıyor. Bunlar da okunsun diye değil, incelensin diye yazılmış oluyor.

6. Yıllık hazırladığım yıllarda yüze yakın dergi edinirdim. Sonra bıraktım. Şimdilerde her ay kitapçıya gidip dergileri gözden geçirmeye devam ediyorum hâlâ. Şiirleri ayaküstü okuyorum. Dikkatimi çeken, arşivlenmesi gereken bir yazı varsa, onun fotokopisini çektiriyorum kitapçıda. Bütünüyle kendini okutan bir dergi yok şimdilerde.

Çok dergi çıkıyor. Bunun nedeni gettoların oluşmasıdır. Birkaç kişiden oluşan gettoların dergileri var. Kurumlaşmış dergiler de gettolaşmış durumda. Kadro adına belli Kişilerle sürdürüyorlar işi. Şiir kitabımın yayımlanması, bir dergide şiirimin basılması zerre kadar heyecanlandırmıyor beni. İnsanlara bakınca, kapkara karamsarım çünkü.

7. Eskiden, sorun genelse, genelleme yapmakta sakınca görmezdim. Şimdilerde genelleme yapmamaya çalışıyorum.

ŞAİRİN İYİ İNSAN OLMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNENLERDENİM

Dünyada, iyi insan olmadığı halde, iyi şair kabul edilenler var. Ama ben şairin iyi insan olması gerektiğini düşünenlerdenim. Sahtekârlık konusuna gelince, oportünist, Makyavelist, Popülist, Lotoryacı, Teşhirci… şairlerin olduğu bir dünyada sahtekârlar da olacaktır.

Kapitalizmin ehlileştiremediği, metalaştıramadığı tek sanat şiirdir. Bu nedenle şiire düşmandır. Öte yandan kapitalizme direnen insanı besleyen de şiirdir. Bu nedenle şiir siyasi iktidarların korkusudur. Şiir sözcüğü bile onların ürkmesini sağlamaktadır. Önemli olan, bunun bilincinde şiirlerin yazılmasıdır.

8. Zor soru bu. Türkiye’de insan, kendiliğinden insan, sıradan bir canlı, ot gibi. Birey değil yani, kendi için insan olması gerektiğini bile fark etmemiş durumda. Onları bilinçlendirmek için verilen savaşımları düşünün. Ne önemli insanlar onlar için cenderelerden geçti, onların uğruna ölümü göze aldı, öldürüldü. Fazıl Hüsnü Dağlarca “uyandırmasan uyanacak gibi değil” diyor ya; uyandırmak için verilen onca çabaya karşı uyanan yok. Adam aç, ona aç olduğunu ve nedenlerini söylüyorsun, yeni de inanmıyor sana. Durum bu olunca, şairlerin büyük kesimi bu insandan umudu kesmiş diye düşünüyorum.  Yoksa sınıf bilincinden yoksu şiirler yazılmazdı.

9. Ben hayatımın hiçbir döneminde halimden memnun olmadım, olamadım. Çünkü nereye baksam beni delirten olgularla, olaylarla, durumlarla karşılaştım. Böyle bir toplumda, böyle bir dünyada iyi olmak olanaksızdır. İyi olunuyorsa bu da kesinlikle alçaklıktır.

Bu işin heyecanı beni ilgilendirmiyor pek; ama hâlâ şiirin yararına inanıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir