Aslıhan Türel, 22 Şubat 2021

Corona salgınından sonra intihar salgını mı geliyor?

Son zamanlarda artan intihar haberleri, pandemi sürecinin bir psikiyatrik salgına neden olabileceği konusunda uyarı niteliği taşıyor.

Tüm dünyada karantinaların başlamasıyla birlikte artan işsizlik, yoksulluk, umutsuzluk ve yalnızlık, her zamankinden daha çok intihar vakalarına neden olmaya başladı. Kamyon şoföründen öğretmene, genç müzisyenden, ailece toplu intiharlara Türkiye her gün acı haberlerle güne uyanıyor.

Sağlık Bakanlığı’na çağrıda bulunan Uzman Psikiyatrist Doktor Semih Dikkatli ile konuştuk.

İntiharlar salgına mı dönüşmek üzere?

Bir psikiyatrik salgın geliyor, hatta geldi. İnsanlar sevdiklerini kaybetmekten, kendilerine bir şey olmasından korkuyor. Karantina, ölüm korkusu, hasta olma korkusu ile ilgili bir şey değil bu. Yalnızlık zaten başlı başına bir problem. Yalnızlık depresyonu çok etkiliyor, intihara neden oluyor. Son zamanlarda buna yoksulluk da eklendi tabi. İşsiz kalma, yoksulluk, devletin ekonomik olarak yeterince destek olamaması. Mesela restoran sahipleri, garsonlar felaket durumdalar, intiharın eşiğindeler.

Amerika’da yapılan bir çalışmada, kaygı bozukluğu, post travmatik stres bozukluğu ve depresyon gibi şikayetlerin geçen yıl ki verilere göre yüzde 25 oranında kadınlarda daha çok arttığı gözlenmiş. Ortada insan hayatı var ve bizi ilgilendiren bu insanlardan bir tanesinin bile kurtulması, bu büyük kazançtır. Artık intihar edenler arasında hem doğrudan, hem de gizil intiharla ölen yetişmiş, mesleklerinde bir yere gelmiş insanlar olduğunu da görüyoruz.

“KADINLARDA DEPRESYON ARTTI…”

Gizil intihar dediniz. Gizil intiharla ölmek ne anlama geliyor?

Yani kayıtlara intihar olarak geçmez, ama intihardır. Hız yapar ölür, canı sıkkındır aslında hayat anlamsızdır, ölmeyi istiyordur intihar ederek ölmez hız yapar ölür. Şeker hastasıdır çok şeker yiyerek ölür. Şişmandır, daha fazla şişmanlayarak ölür. Bunlar da kayıtlara girmeyen intiharlardır.

Mesela bizde yaşlılarımızda görülen genellikle çok ağır bir depresyon içinde değillerse, daha çok “gizil intiharlardır.” Yavaş yavaş öleyim artık diye düşünülür. İlaçlarını içmemeye başlarlar, diyetlerine dikkat etmemeye başlarlar. Eskisi kadar televizyon umurlarında olmaz daha çok ibadete dönüp, daha çok dua etmeye başlarlar orada korkmak gerekir.

Yaşlılarımız derken, 65 yaş üstü uzun süredir evde karantinada. Onlarda durum daha mı ağır?

Çok yalnız bıraktık yaşlılarımızı. 65 yaş üstünü 1 yıldır dışarı çıkarmıyoruz, perişan ettik.

Umutsuzluk ve karamsarlık, yalnızlık hissi, ölüm korkusu, bir taraftan ölmeyi dileme. Ama bizim yaşlılarımızın intihar oranının diğer ülkelerde olduğu kadar yaygın olacağını düşünmüyorum. Bizimkilerin inanç sistemleri güçlendikçe intihar etme oranları biraz daha dengeleniyor. Yine depresyona giriyorlar, yine çok yemek, daha çok ağrılardan, hastalıklardan şikayet etmek, gibi depresyon belirtileri var ama 1 yıldır da dayanma nedenleri intiharın günah olduğunu düşünmeleri. Mesela cenaze namazı kılınmaması gereken bir durum İslamiyet’e göre. Allah inancı, ibadetleri, namaz kılmaları, dua etmeleri, onlar için çok koruyucu oluyor. Evlerinde yalnız ama Allah’ın varlığını bildiklerinde onlara büyük güç veriyor ve bu duygu onları koruyor. Çin’de daha önceki salgınlarda yapılan bir çalışmada yaşlı grupta %33 oranında davranışın tamamlanmış intiharın oluşturduğunu, covid-19 salgınında da ilk 4 ayında yine Çin’de yapılan çalışmalarda buna benzer rakamlar var.

YAŞLILARDA BUNLARA DİKKAT!

Peki ne yaptıklarında yaşlılarımızın ciddi intihar düşüncesini anlayabiliriz?

İbadetten vazgeçer ya da tam tersi çok namaz kılar çok dua eder. Bu davranış bir risk var demektir. Çocuklar ben de size yük oluyorum, ölsem de kurtulsam demeye başlar. Mesela yazdan turşu kurmadı, salça yapmadı ama eskiden hep yapardı. Fırını bozulmuş ama umrunda değil, yemeği ısıtmadan yiyor. Eskiden 5 kap yemek yapardı, şimdi bir kap. Telefon konuşmasını daha kısa keser, daha sık ağlar, helallik ister. Torunlarıyla telefonda konuşurken sesi titremeye başlar, daha gergin ve alıngandır. Bunlar depresyon işaretidir.

Yaşlılar içinde alkol tüketimi çok olanlar da, intihar riski daha çok görülebilir. Yalnız kalmış, geçmişte travmatik izleri olan, inanç sistemleri kuvvetli olmayan, karısı tarafından yakın zamanda terk edilmiş ya da karısı ölmüş özellikle erkeklerde çok yaygın intihar düşüncesi. Çocukları tarafından yeterince ilgilenilmeyenler de de intihar riski gözümüze çarpar.

Okullar kapalı ve çocuklar da 1 yıldır evde. Onlarda durum nedir?

Öncelikle çocuklarımızın başlangıçta okula gönderilmemesi uygun bir karardı. Hastalığın yayılmasını engellemek adına önemliydi. Ancak süre uzadıkça sorunlar arttı ve biz önlemler alarak, özellikle öğretmenleri hızla aşılayarak okulları açabilirdik ama yapamadık. Bu ciddi sorunlara neden olmaya başladı. Evet çocuklarımızı da okullarına yollamadık, onları da psikaytrik olarak perişan ettik. Hem de zihinsel gelişimlerine ve fiziksel gelişimlerinin önüne engeller koyduk.

Çocuklar evde kalınca oyun bağımlılıkları ciddi derecede arttı. Dolayısıyla sosyal medya üzerinden çocukların kötüye kullanımı arttı. Çünkü aileler çocuklarını denetleyemez oldu. Kreşlerle ilgili durumumuz ne, çocukların ruh sağlığı ne araştırma yapılmıyor. Unuttuk onları.

Bazı çocuk psikiyatrisi arkadaşlarım kendini yırtıyor dinleyen yok. Okullar konusunda kendimizi yırtıyoruz dinleyen yok. Çocuklar sosyal becerilerinden tutun zihinsel becerilerine kadar birçok şeyi kaybediyorlar. Tamam biz çocukları covidden koruyalım da, daha büyük bir sorunla karşılaşacağız.

Ne tür büyük sorunlar?

İntihar enteresan bir davranış örüntüsüdür. Her yaş grubunda görülebilir. Ama son dönemlerde özellikle ergenlerde ve ihtiyarlarda artan intihar oranları bu pandemi öncesinde de çok belirgin vardı. Ama mesela çocuklara sirayet eden davranışlar var oyunlar vs. aracılığıyla. Bu da bizi biraz endişelendiriyor bu dönemde.

BİLGİSAYAR OYUNLARINDAKİ CHAT’LER İNTİHARI TETİKLEYEBİLİR

Çocuklarda soyut somut kavramlar tam oturmuyor. Ölümle ilgili bazı şeyleri tam oturtamıyorken, oyun içinde iletişim kurdukları bazı erişkinlerin, dürtmesiyle de böyle şeyler yapabiliyorlar. Mesela sohbet ederek oynadıkları oyunlar var, oraya çocuk avcısı büyükler giriyor oyun ortamlarına. Cinsel olarak istismar etmek için onlardan fotoğraf istiyorlar telefonlarını alıp konuşuyor, hem de çocukların akıllarını karıştırıyorlar, ölümle, intiharla yaşamakla ilgili. Çocuklar da bunu oyunun bir parçası gibi görüyorlar. Ölmek onlar için tamamı ile bir yok olmak anlamı taşımıyor. Bu bir oyun gibidir çocuklarda. Sosyal medya oyunları ve erişkinlerin bazı manipülasyonları bu tip intiharlara sebep oluyor.

Pandemide yalnız kalan çocuk bu oyunlara daha fazla yönelimi artıyor. Anne baba çalışmaya gidiyor, çocuklar evde yalnız, tabletle internet ile sosyal medya ile başbaşa. 4 yaşındaki çocuğun YouTube takip ettiği kanalı olur mu oluyor, öyle hale gelindi maalesef. Kontrol edilemez bir şekilde. Bunlar gerçekten çocuklarda ciddi bağımlılık oluşturmuş durumda. Evde bu kadar yalnızken ya da şiddet görüyorken, anne baba çocuğa bu kadar bağırıp çağırıyorken, sosyal medyadan biri “Canını sıkan bir şey mi oldu canım, sen iyi bir şeye layık çocuksun, sen bunları kafana takma, bişi olursa bak çekinme beni ara, ben seni her zaman dinlerim” filan diyor çocuk gidiyor o kişiye teslim oluyor.

Anne babalar bu durumu nasıl anlayabilirler. Sonuçta çocuğun elinden bilgisayarı ve tableti almak da çözüm değil.

Depresyona giren ergenler çoğunlukla daha saldırgan, daha öfkeli, eskiye göre daha çok üretkenlik kaybı, başarı düşüşü, değersizlik hissi, sevilmediğini düşünme, arkadaşlarından uzaklaşma, daha çok yalnız kalma isteği, öz bakımında bozulma, mutsuzluk, karamsarlık gibi tablolar gelişiyor. Mesela çok sevdiği bir futbol takımının maçını bile izlemeyi bırakır. Bazen de daha çok anneye babaya düşme, daha fazla sarılma, bazen ağlama, bazen dertleşme yani yardım arayışı olabilir.

Burada en önemli şey onlarla ilgilenmek. Yani çocuklar ve ergenler televizyonlara, bilgisayarlarına, tabletlerine ve cep telefonlarına ihale edildiler aileler tarafından. Birçoğu da mecburiyetten. Bizim insanlarımız çoğunlukla çocukları ile nasıl vakit geçirilir, nasıl oynanır, nasıl kitap okunur, nasıl yaratıcı faaliyet yapılır bilmedikleri için, kendileri de karı koca olarak bu iletişimi bilmedikleri için, şimdi evlerde karantinada herkes elinde telefonu 4-5 ayrı kişi ayrı yaşıyor odalarında. Onları zorla bir yemek masasının etrafında toplamak yerine o masada oturmalarını sağlayacak olgunlukta davranmak çok önemli. Birlikte dertleşebilmek, bazen onların odasına gidip “ne yapıyorsun” diyebilmek çok önemli.

Bu pandemi döneminde de kimsede tahammül kalmadı, annelerin o çocuklarla ilgilenecek gücü de yok şimdi bir de okula gitmiyorlar zaten. Bütün gün ev hanımları perişan vaziyette. Bu sefer de sürekli çocuklarla kavga, akşam evden adam eve yorgun geliyor bir de babaya şikayet. “Bu çocuklar şöyle yaptı böyle yaptı, sen bunlarla ilgilenmiyorsun bir tane laf etmiyorsun bıktım” sonra aile içi şiddet, ve çocukları kaybettik. Sonra ergen olduğunda bu çocuklar sigara içmeye başladı, eroin içmeye başladı diyoruz.

EVDE TACİZ VE İSTİSMAR ÇOK ARTTI

Evdeki şiddette en çok çocuklar mı mağdur?

Şiddet, ev içi taciz, istismar, çocuk istismarı fiziksel ve cinsel istismarların, çok arttığını düşünyorum. Bunlarla ilgili bize gelen vakalar da arttı. İnsanımız birlikte yaşamayı zaten bilmiyordu şimdi hep karantinada evde birlikte.

Bir de ağır koşullarda çalışan anne babalar yorgun argın eve geliyor, onlar için birlikte yaşamak, aynı yatağa uzanmak, arada bir televizyonda bir iki bir şey izlemek, sonra da arada bir olursa sevişmek demek. Aralarında entellektüel bir paylaşım, bir sohbet edelim, karşılıklı çay, kahve içelim bizim kültürümüzde çok az maalesef.

Tabii ki bu pandemi döneminde de hem erkeğin hem kadının sanal ortamda bulduğu bir takım flörtler, konuşmalar oluyor, sürekli bir arada oldukları içinde telefonlarında yakalıyorlar. Sosyal medya üzerinden aldatmalar giderek arttı. E tabi kavga çıkıyor. Ekonomik zorluklar nedeniyle de kavga çıkıyor. Kadın para ister, koca sinirlenir çünkü veremez ağrına gider, kadın dırdır eder adamın ağrına gider, kadın kıskanç davranır adamın ağrına gider, kadın aldatır adamın ağrına gider, adam aldatır, kadının ağırına gider, adam sürekli hakaret eder, şiddet uygular kadın aşağılanmış hisseder. Yani şiddet bu şekilde başlar.

Elbette burada şiddetin nedenlerini sayarken, şiddeti haklı gösterme niyetim yok. Hem kadın hem de erkek için zor geçiyor hayat. Ancak ne olursa olsun, şiddet eğilimi taşıyan kişilerle ilgili hem hukuki hem de tıbbi önlemler alınmalıdır.

Tabii bu arada çocuklar sıkılır, bütün gün okul yok bir şey yok. Enerjileri tavan, anneleri babaları eve gelince onlarla biraz oynasınlar ilgilensin isterler, yaramazlık yaparlar, koştururlar, sonra dayak yerler.

Yine bu dönemde ekonomik koşullar kötüleştikçe yeniden eski usul büyük ailelere dönmeye başladılar. Gençler annelerinin babalarının yanlarına taşınıp evleri kapatmaya başladı Kuzenler amca çocukları filan bir araya gelip, ortak oda kullanmalar filan derken bunlar tacizleri arttırdı, hem kız hem erkek çocuk açısından. Tabii ki bu da bir ayrı şiddet ve taciz konusu olarak ortaya çıktı. Taciz çok. Zaten Türkiye’de uzun süredir taciz çok artmıştı, ensest zannettiğinizden de çok Türkiye’de. Bunların istatistiğini tutamazsınız, bunları yazamazsınız.

Semih Dikkatli Kimdir?

1968 yılında Ankara’da doğdu. 1993 yılında GATA Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Aynı yıl Balıkesir 9. Ana Jet Üs Komutanlığı’na tayini çıktı. Buradayken 6 ay İtalya’da yurtdışı görevde bulundu. Eskişehir Hava ve Uzay Hekimliği Merkezi’nde uçuş doktoru eğitimi alarak 1994 yılında, “uçuş doktoru” unvanını kazandı. 1996 yılında başladığı Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ihtisasını 2000 yılında başarıyla bitirerek “Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı” unvanını aldı. Bu dört yıllık süre Uyku Sağlığı ve Hastalıkları, Cinsel Problemlerin Tedavisi ve Çift Terapisi eğitimi aldı. Tez konusu olan, ruhsal travma ve ona bağlı hastalıklar ile yas konusunda bilgi ve becerilerini yoğunlaştırdı. 2000 yılından 2004 yılına kadar Diyarbakır Asker Hastanesinde Psikiyatri Uzmanı olarak çalıştı. 2004 yılında Etimesgut Hava Hastanesi’ne tayini çıktı. Bir yıl sonra Genelkurmay Başkanlığı Sağlık Komutanlığı bünyesinde 4 yıl süreyle idari görevlerde bulundu. 2009 yılında atandığı GATA Psikiyatri Kliniğinde Konsültan hekim olarak, yaşlılar ve kronik hastalığa sahip insanlarla çalışırken 2012 başında yarbay rütbesiyle emekli oldu. Tüm hekimlik hayatı boyunca çeşitli, kurs, seminer ve kongrelerle gelişimi için uğraş veren Dr.Semih Dikkatli emekli olduktan sonra da kendini geliştirmek için uğraşlarına devam etmektedir. 2012-2013 yıllarında Klinik Hipnoterapi eğitimi almış olup kendisine “İngiliz Hipnoterapi Enstitüsü” tarafından “Hipnoterapist” ünvanı verilmiştir. Halen TOBB Üniversitesi Ortak Eğitim Programı üyesi, Cinsellik Araştırmaları Derneği Genel Sekreteri görevlerini sürdürmektedir. Lefke Üniversitesi, Ankara Üniversitesi bünyesinde Vakıflar Genel Müdürlüğü, Anadolu Partisi, Türkiye Barolar Birliği bünyesinde eğitim faaliyetlerinde bulunmuştur. Basılmış 7 kitabı bulunmaktadır. Yurt içi ve yurt dışı dergilerde basılı makaleleri bulunmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.